PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Anne ve Bebek Sağlığı ...


Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:31
0-4 Ay Arası Bebek Beslenmesi ...

Content visible to registered users only.


0-4 ay arası bebek beslenmesinde sadece anne sütü kullanılmalıdır. Anne sütü yeterli ise bebeğin su da dahil olmak üzere hiç bir besine ihtiyacı yoktur. Sadece doktor önerisi ile D Vitamini kullanılabilir. Bebek her ağladığında ve istediğinde emzirilmelidir. Anne sütü yoksa, verilemiyorsa ya da yetersizse bebeğinizin beslenmesi mutlaka doktorunuzun önerdiği anne sütüne yakınlaştırılmış bir biberon maması ile desteklenmelidir. Bu biberon mamasını aşağıdaki tablo çerçevesinde kullanmalısınız. Biberon maması seçiminde bebeğin bağışıklık sistemini güçlendiren ve sindirim sistemini düzenleyen “prebiyotik lif” içerenler tercih edilmelidir. Anne sütü ve/veya biberon maması ile beslenen bir bebeğin ilk 4 ay başka hiçbir ek besine ihtiyacı yoktur.

Ancak sindirim sisteminin tam olgunlaşmamış olması nedeniyle bebeklerde bu aylarda sıkça gaz sancısı görülür. Bu hem bebeği hem de ailesini huzursuz edebilir. Bu gibi durumlarda hem gaz sancısını hafifletmek hem de rahat uyutabilmek için bebekler için özel olarak hazırlanmış bitki (rezene, papatya gibi) çaylarını bebeğinizin beslenmesine engel olmayacak şekilde, beslenme aralarında istenilen sıklık ve miktarlarda verebilirsiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:32
Content visible to registered users only.


4-6. aylar bebek beslenmesinde çok önemli bir yer tutar. Çünkü artık bebeğiniz hızla büyüyordur ve buna bağlı olarak besin ve enerji gereksinimleri de artmaktadır.
Beslenme otoritelerinin ortak görüşü anne sütü veya benzeri bir mamanın 4.-6. aylardan sonra bebek beslenmesinde tek başına yeterli olmayacağıdır. İlk 3-4 ay bebeğin emerek beslenme dönemidir. İlk 4-6 ay anne sütü veya biberon maması ile beslenen bebekler bu dönemden sonra sağlıklı gelişimlerine devam edebilmek için farklı besinlere de gereksinim duyarlar.

Ek gıdalara başlama zamanı 4. aydan önce olmamalı ancak ek gıdaya geçiş zorlaşacağından 6.aydan sonraya da bırakılmamalıdır. Bunun yanısıra, anne sütü varsa mutlaka devam etmelisiniz. Biberon maması kullanıyorsanız kullandığınız 1 numaralı başlangıç mamalarından 2 numaralı devam mamalarına geçmelisiniz. 2 numaralı devam mamaları bebeğin bu dönemdeki besinsel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır.

Ek gıdalara geçiş dönemi yavaş ilerleyen bir süreçtir. 4.ayını tamamlayan bebekler daha çabuk acıkmaya başlar; anne sütü veya biberon maması aldıktan sonra halen aç olduklarını size hissetirirler. Bu bebeğinizin ek besinlere hazır olduğunun göstergesidir. Bu aylardan sonra bebeğinizin sindirim sistemi ve böbrekleri çeşitli besinleri sindirecek ve atıkları vücuttan uzaklaştırabilecek olgunluğa ulaşmıştır.

GİZLİ AÇLIĞA DİKKAT !

İnsan beyni gelişiminin büyük bir bölümü yaşamın ilk bir yılı içinde tamamlanır. Yeterli ve dengeli beslenemeyen bebekler hem fiziksel hem de zihinsel gelişim açısından geri kalabilirler. Bazı durumlarda bebeğin açlık sorunu yoktur, kilosu da normal sınırlar içindedir, ancak zihinsel gelişiminde bir aksaklık görülebilir. Bu ‘Gizli Açlık’ diye tanımlanan özel bir sorunu akla getirir. Bu sorunla karşılaşmamak için katı gıdalara geçildiğinde bebeğin yediklerinin sadece miktarına ve bebeği doyurup doyurmadığına değil, içeriğine de önem vermek gerekir. Dengeli bir protein, karbonhidrat ve yağ karışımı ile vücut için gerekli olan yağ asitlerini içeren, başta demir olmak üzere mineral ve vitaminler açısından zengin bir beslenme programı bebeğin sağlıklı gelişim göstermesinde yaşamsal öneme sahiptir.

EK GIDALARA GEÇİYORUZ.

Bebeğinize ilk vereceğiniz gıdanın onun tarafından kabul edilmesini kolaylaştırmak istiyorsanız bu ilk adımı o açken atmalısınız. Vereceğiniz yiyeceği küçük bir çay kaşığına ya da parmağınızın ucuna yerleştirerek bebeğinizin dudaklarına değdirin. Bu yeni tattan hoşlanıp hoşlanmadığını kolayca anlayabilirsiniz. Eğer yiyeceği diliyle iter ve bu tavrını ikinci denemeden sonra halen devam ettirirse onu daha fazla zorlamamanızı ve bu yeni yiyeceği bir daha denemeden önce 3-4 gün beklemenizi tavsiye ederiz.
Yutma işlevinin gelişmemiş olması kaşıkla beslenmeyi güçleştirir. Bazı bebekler bu geçişi kolay yapamazlar ve kaşıkla beslenmeyi redderler. Geçiş döneminde çok sabırlı olmak gereklidir.
Yeni ve farklı gıdalara teker teker ve en az 3-5 gün ara ile başlanmalıdır.Yeni verilmeye başlanan gıdaların bebekte allerji ya da sindirim güçlüğü yaratmadığının anlaşılabilmesi için aynı anda birden fazla gıda başlanmamalıdır.
Yeni besinler önce az miktarda verilmeli zamanla miktar bir öğün oluşturacak şekilde artırılmalıdır.
Her yeni gıdada bebeğinizin kakasında bazı değişiklikler olabileceğini bilerek fazla telaşlanmamalısınız.
12. ay sonuna kadar bebek için hazırlanan gıdalara tuz ve şeker ilave edilmemelidir.
Bebeğe verilecek bütün yiyecekler taze ve katkısız olmalıdır. Kimyasal koruyucu madde içeren konserve ve katkı maddeli hazır yiyecekleri bebeğinizin beslenmesinde kullanmamalısınız. Aldığınız hazır sebze ve meyvelerin olgunlaşmış olmasına dikkat etmelisiniz. Seçtiğiniz taze ürünlerin hormon ve kimyasal ilaç kullanılmadan üretilmesi de önemlidir. Mümkünse organik tarımla üretilmiş olanları tercih edin.
Bebek için her öğün taze besin hazırlamalı ve bu besinleri oda sıcaklığında uzun süre bekletmemelisiniz.
Diş çıkarma dönemi bebeğin iştahsız ve huzursuz olduğu zamanlardır. Bu dönemlerde bebek anne sütü veya biberon mamasını daha fazla almak isteyebilir. Kaşığı reddetme, bu dönemde karşılaşılabilen bir problemdir, ısrarcı olmamak gerekir.Doktorunuzla görüşerek bebeğinizin günlük besin ihtiyacını karşılayacak kadar beslenip beslenmediğini öğrenebilirsiniz.

Ek Gıdalara geçiş aşamasında başlangıç olarak pirinçli bir mama başlanmalıdır. Bu amaçla hazır pirinçli mama alabilir veya kendiniz evde kullandığınız biberon maması ile muhallebi yapabilirsiniz: 100 ml.(1 çay bardağı ) su ile bir tatlı kaşığı pirinç unu pişirilir. Ocaktan indirdikten sonra içine 3 ölçek devam maması ilave edilir. Muhallebiniz hazırdır. Muhallebinizi mısır unu ile de pişirebilirsiniz. Diğer tahılların (buğday, çavdar, yulaf vb.) kullanımına 6. ay sonunda başlanmalıdır. Pirinçli mamasından sonra bebeğinize sebze çorba sı vermeye başlayabilirsiniz: Öncelikle patates havuç ve az miktarda pirinç haşlanarak tel süzgeçten geçirilir, salça ve tuz ilave etmeden (çok az miktarda sıvı yağ ilave edilebilir) bebeğe verilir. Yaklaşık 1 hafta sonra sebze çorbasına kabak, taze fasulye, bezelye ve enginar ilavesine başlayabilirsiniz. Yerelması, kereviz ve patlıcan gibi gıdaları fazla nitrat içerikleri sebebiyle bu aylarda kullanmamanızı öneririz.

Meyve suyu ve meyve püresi de bu aylarda vermeye başlayacağınız ek gıdalardandır ve genelde ara öğünlerde tercih edilir. İlk olarak elma veya havuç denenmelidir. Meyveler cam rendeden rendelenir ve ince bir tülbentten geçirilerek suyu bebeğe verilir. Portakal ve kivi de başlanabilir. Fakat bu meyveler allerji yapabileceği için kontrollü bir şekilde verilmelidir.
Bu gıdalardan sonra yoğurt verilmeye başlanabilir. Bebek için evde kendi yaptığınız yoğurdu kullanmalısınız. Devam mamaları ile yoğurt yapımı ise şöyledir: 100 ml hazırlanmış devam maması içine ılık iken 1 tatlı kaşığı yoğurt koyularak mayalanmaya bırakılır. Daha sonra buzdolabında dinlendirilmelidir. Bebeğin alabileceği sıcaklığa getirilip bebeğe verilir. İsteğe göre içersine meyve püresi de ilave edilebilir.

Sebze ve meyve kullanımınızda aldığınız sebze ve meyvelerin organik tarımla yetiştirilmiş olması önemli bir detaydır. Organik tarımla yetiştirilen ürünler kimyasal ilaç ve hormon kullanılmadan, doğal gübre ile toprağı, suyu kontrollü özel çiftliklerde yetiştirilirler.

Bu dönem için hazırlanmış hazır sütlü kaşık mamaları, tahıllı kaşık mamaları ve kavanoz mamaları, bebeğin beslenmesinde evde hazırlanan besinlere en iyi alternatiftir. Tamamen bebeğinizin özel ihtiyaçlarına gore hazırlanmış bu ürünler hijyenik doğal ve katkısızdır. Hazırlanımları da son derece pratik olan bu ürünler bebek beslenmesinde kompğle bir öğün oluştururlar. Ayrıca bebeğin katı gıdalara geçişini kolaylaştırırlar.

6. AY SONUNDA ;
Bebeğinize sebzeleri püre halinde verebilirsiniz ve ince çekilmiş kıyma ilavesine başlayabilirsiniz. Yine 6.ay sonunda sabah kahvaltılarına başlanmalıdır. İyi haşlanmış yumurtanın sarısını 1 çay kaşığından başlayarak yavaş yavaş artırarak gün aşırı verebilirsiniz. Yumurtanın beyazı 12.ay sonuna kadar kullanılmamalıdır. Yumurta ile birlikte akşamdan suda bekleterek tuzu alınmış peynir verilebilir. Tahıl mamaları da bebeğin kahvaltısına ilave edilmelidir.

7 – 8 AYLARDA ;
Tarhana şehriye gibi unlu çorbaları et, tavuk ve kıyma ilavesiyle vermeye başlayabilirsiniz. Sıvı besinleri (meyve suyu, biberon maması) sulukta veya bardakta verebilirsiniz.

9 – 12 AYLARDA ;
Artık bebeğinize verebileceğiniz gıdalar oldukça çeşitlenmiştir. Beslenme programına ek olarak haftada 1 kez ciğer ve 1-2 kez haşlanmış veya ızgara taze balık verilmeye başlanabilir. Ayrıca baharatsız ve soğansız ızgara köfte verilebilir. Baklagiller besin değeri yüksek gıdalar olduğu için tercih edilmelidir, haşlayıp tel süzgeçten geçirilerek bebeğin çorbalarına ilave edilebilir. 11-12.aylarda bebeğe çok yağlı ve tuzlu olmamak şartıyla ev yemeklerinden iyice ezerek vermeye başlayabilirsiniz.

Anneye Önemli Not :
Ek besin döneminde varsa anne sütü yoksa veya yetersizse devam mamaları kullanılmaya devam edilmelidir. Günde 300-500 ml. devam maması mutlaka bebeğe verilmelidir.

EVDE HAZIRLANAN BESİNLERE DİKKAT !

Eğer vaktiniz çok, pazardan aldığınız ürünlere güveniniz tam ve elinizde iyi bir liste, mutfağınızda tartı aletiniz varsa bebeğinize evde yemek hazırlayabilirsiniz. Aldığınız ürünlere güveninizin tam olması gereklidir, çünkü yetiştirme sırasında birçok sebze ve meyve tam olgunlaşmadan toplanır. Erken dönemde toplanan meyve ve sebzeler topraktan alması gereken tüm vitamin ve mineralleri alamaz. Üstelik sizin pişirme işleminiz sırasında da bazı vitamin ve mineral değerleri kaybolur. Endüstriyel olarak üretilen ürünlerde oluşabilecek bu kayıplar göz önünde bulundurularak gerekli ilaveler yapılmaktadır. Ayrıca bu ürünlerde vakum altında yapılan pişirme işlemi ile kayıplar en aza indirilmektedir.

Aldığınız ürünlerin hormon ve kimyasal ilaç kullanılmadan üretilmiş olması da dikkat etmeniz gereken önemli bir noktadır. Elinizde iyi bir liste, tarif ve tartı olmalıdır, çünkü bebeğinize hazırladığınız besinleri eğer kendi damak tadınıza göre hazırlarsanız, bebeğinizi yanlış beslemiş olursunuz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:33
Gebe bir kadının karnındaki bebeğin hareketlerini ilk kez hissetmesine quickening denir. Bu hareket pekçok gebe tarafından baloncuklar, kelebeğin kanat çırpması ya da karnın içinde gaz dolaşması olarak algılanır.

İlk bebeğine hamile olanlar bebeğin ilk hareketini genelde gebeliklerinin 18 ile 24. haftaları arasında fark ederler. Anne adayı için bu çok heyecan verici bir deneyimdir. Tecrübeli anneler ise hem ne hissettiklerini bildikleri için hem de ilk gebeliğe göre rahim daha gergin olduğu için biraz daha erken, genelde 16. haftadan sonra bebeklerinin "kanat çırpışını" fark ederler.

Heyecen içinde olan anne adayları için bebeklerinin hareketini hissetmek önemli olduğu gibi bebeğin durumunu da yansıttığı düşüncesi olaya ayrı bir boyut kazandırır. 4 ayı geçmesine rağmen hareketleri hissedemeyen anne adayı telaşlanır. Oysa quickening için anne adayının ağırlığı, bebeğin ve plasentanın pozisyonu önemlidir. Aynı gebelik haftasında olmalarına rağmen bir anne adayının bu hareketleri hissedebilmesine rağmen diğerinde henüz bir kıpırdanma olmaması bu farklılıklardan kaynaklanır.

İçinde başka bir canlının hareket etmesinin yarattığı eğlence dışında anne adaylarını düşündüren bir başka konu da hareketlerin sayısıdır. Kimine göre bebek az hareket ederken kimine göre de çok hareketlidir.Gerçekten de gebeliğin 28. haftasından sonra bebek hareketlerinin sayısı bebeğin iyilik hali hakkında bilgi verebilir. Hareketlerin azalması bebeğin sıkıntıda olduğunu düşündürür ve ileri tetkik gerektirir.
Bebek hareketlerinin sayılması pekçok uzman tarafından kullanılan ve giderek popülerlik kazanan bir uygulamadır. basit, ücretsiz ve herkesin yapabilir olması tekniği cazip kılmaktadır. Fetal hareketleri saymaya başlamak için en uygun zaman gün içinde bebeğin en aktif olduğu anlardır. Kaydetmeye başlarken hareketi ve saatini yazın. Her harekette kağıda bir işaret koyun. 10 harekete ulaştığınızda saati yeniden not edin. Bu testi hergün hemen hemen aynı saatlerde yapın.Eğer o gün bebek braz sakin ise 5-10 dakika yürüyün, şekerli birşeyler yiyip için ve daha sonra sol ynınıza dönüp yatın. Ufaklığın uyanıp uyanmadığına dikkat edin. Bu sırada bebeğin her hareketinin anne adayı tarafından hissedilemeyeceğini unutmayın.
Normalde bebeğinizin 4 saatte en az 10 kez hareket etmesi gerekir. Eğer bu sayı 10'dan az ise doktorunuzu arayın.

Çok hareket eden bir bebeğin ileride hiperaktif olması gibi bir durum söz konusu değildir. Aynı zamanda bazı söylentilerin aksine bebek hareketleri ile cinsiyetinin de herhangi bir bağlantısı yoktur.

Gebeliğin sonlarına doğru hareketler eğlenceden çok ağrı verir hale gelir. Bebeğin "tekmelemesi" rahimde gerginliğe neden olarak ağrı ve acı yaratabilir.

Bebek hareketlerini daha kolay hissetmek için ipuçları

Yatağa uzanın ve rahatlayın
Şekerli birşeyler için
Yüzükoyun yatın
Bebek 28 haftadan büyükse sırt üstü yatın
Karnınıza wolkman dayayın ve müzik çalın. İşe yarayacaktır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:35
Hamilelik süresince büyük bir özlem duyarak bebeğini dünyaya getiren annenin bebeğine verebileceği en güzel armağan anne sütüdür. Anne sütü ile beslenmek bebeğin fiziksel ve zihinsel gelişimini en iyi şekilde sağlayacak, bebekle anneyi birbirine yakınlaştıracak ve dolayısıyla bebeğin annesinin göğsünde kendini güvende hissetmesini sağlayacak tek yoldur. Bunun yanı sıra bebeği anne sütü ile beslemenin en ekonomik yol olduğunu unutmamak gerekir. Bu sebeplerle bebeğin doğar doğmaz emzirilmeye başlanması gerekir.

Doğumdan hemen sonra bebeğin henüz doğum masasından kalkmadan emzirilmeye başlanması; anne ile bebek arasında ilk temasın sağlanması, uzun süreli ve başarılı bir emzirme için çok önemlidir. Bebeğin en geç bir saat içinde anne memesine verilerek emzirilmenin teşvik edilmesi gereklidir. Bebeğin emmek için en istekli olduğu bu dönem geçirilirse bebekte uzun süre isteksizlik ve emzirmenin başlamasında gecikme görülür. Sezaryanlı annelerin henüz kendilerine tam gelmeden bir başkasının yardımıyla bebeklerini emzirmeleri gerekir.

Anne memesinden süt salgılanmasını Prolaktin adındaki hormon sağlar. Prolaktin hormonun uyarılması ile süt salgılanmaya başlar. Bu hormonu uyaran etki bebeğin anne memesini emmesidir.Yani bebek ne kadar çok emerse o kadar çok süt salgılanır.

Anne sütünün besinsel ve hücresel içeriği sabit kalmayıp sütün üretim basamağına göre, çocuğun erken veya zamanında doğmasına göre, anneden anneye ve günden güne değişir. Anne sütü emzirmenin ilk günlerinde koyu sarımsı bir sıvı olarak salgılanır ve buna Kolostrum adı verilir. Kolostrum yüksek değerli protein, antikor ve mineral içerir. Bu süt doğumdan itibaren sadece bir kaç gün üretilir ve bebeğin ihtiyacı olan tek besindir. Süt emilmeye başladıktan sonra bileşiminde bir takım değişimler gerçekleşir. (Protein ve mineral miktarında düşme gözlenir; yağ, laktoz ve enerjisi ise artmaya başlar.) Bu dönemde salgılanan süte ise geçiş sütü denir ve bu yaklaşık iki hafta sürer. Daha sonra daha açık renkte ve daha sıvı olan olgun süt üretilmeye başlanır.


Bebeğiniz için en uygun gıda anne sütüdür. Anne sütü sterildir yani hiçbir canlı bakteri içermez. Bebeğinizin bağışıklık sistemini güçlendirecek ve onu hastalıklardan koruyacak maddeler olan "antikor"ları içerir, her zaman hijyeniktir, pratiktir ve ekonomiktir. Bebeklerin bağışıklık sisitemini güçlendiren ve sindirim sistemini düzenleyen prebiyotik lifler içerir. Anne sütü ile beslenen bebeklerde allerjik reaksiyonlar görülmez. Bebeğin sindirebileceği en ideal besin olduğundan bebeklerde sık sık görülen kabızlık, ishal, gaz gibi problemlerin oluşumunu en aza indirir. Anne sütünün protein ve mineral içeriği; bebeğin henüz gelişmemiş böbreklerini zorlamaz, kolay sindirim sağlar. Bebek için gerekli olan tüm vitaminleri ve mineralleri gerekli oranlarda içerir. Anne sütü bebeğin sinir sistemi hücrelerinin, beyin hücrelerinin, gözde görmeyi sağlayan retina tabakası hücrelerinin gelişimi için hayati öneme sahip Omega-3 / Omega-6 yağ asitlerinden zengindir; bu yağ asitlerini olması gereken oranlarda ve doğru miktarlarda sağlar.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde kalp hastalıkları, kanser, şeker hastalığı, ağız ve diş gelişimi bozuklukları, bağırsak hastalıkları, allerji gibi durumların daha az görüldüğü saptanmıştır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:36
Content visible to registered users only.


Anne Sütünün Sağılması ve Saklanması

Bebeğinizden uzak kaldığınız durumlarda da bebeğinizi anne sütü ile besleyebilirsiniz. Bunun için önceden göğsünüzü sağıp, gerekli olduğunda bebeğe sağılmış sütünüzü verebilirsiniz. Göğsünüzü elinizle veya pompayla sağabilirsiniz. Pompalar elle, pille veya elektrikle çalışabilir.

Uygun sağma teknikleri:

. Elle sağma: Bebeğiniz zamanında doğmuş ve sizi iyi emiyorsa, sütünüzün fazlasını almak için veya göğüs ucunu yumuşatmak için elle sağmak uygundur.
. Elektrikli pompa: Bebeğiniz prematüre doğmuş ve uzun süre sizi ememeyecekse, hastane tipi elektrikli pompa kiralamalısınız.
. Pilli Pompa: Arada sağım yapacaksanız pilli pompa alabilirsiniz.

Hazırlanma ve temizlik:

* Göğüslerinizi sağmadan önce mutlaka ellerinizi yıkayınız.
* Göğüslerinizi temiz tutmak için günde bir kez banyo veya duş almak yeterlidir. Her kullanımdan önce pompanın setlerini sıcak sabunlu su ile yıkayınız.
* Hastaysanız ve bir ilaç almanız gerekiyorsa doktorunuza danışınız.

Sütün elle sağılması:
- Ellerinizi ılık su ve sabun ile yıkayınız.
- Göğsünüzün ucunu kaynamış, ılıtılmış su ve pamukla siliniz.
- Baş parmağınızı göğsün üzerinde saat 12:00 konumunda, orta ve işaret parmaklarınızı göğsün altına kahverengi kısmın gerisine saat, 6:00 konumunda yerleştiriniz. Bu şekilde süt torbacıkları sağılacaktır.
- Önce geriye daha sonra da parmaklarınızı ileriye doğru yuvarlayarak göğsünüzün ucunu sıkmayacak şekilde göğüs duvarından destek alarak öne doğru sağma işlemini bitiriniz.
- Elinizin "C" şeklini koruyarak her saat kadranını sağmak üzere göğsünüzde parmaklarınızı dolaştırınız.

Sütün toplanması:
Sağdığınız sütü temiz bir plastik veya cam şişede veya süt saklama poşetlerinde saklayabilirsiniz. Şişeleri tamamen doldurmadan, emziksiz bir şekilde kapak ile sıkıca kapatınız. Poşetler ise lastik bir bant ile kapatılabilir. Sağdığınız ve poşetlediğiniz her sütün üzerine bebeğinizin ismini ve tarihi yazmayı unutmayın.

Sütün ısıtılması:
Soğuk süt akan ılık su altında veya bir biberon ısıtıcısında ısıtılabilir. Sütü fazla ısıtmayın. Bu, sütün kesilmesine ve bazı proteinlerin hasar görmesine neden olabilir. Sütü eritmek veya ısıtmak için mikrodalga fırınların kullanılması kesinlikle önerilmemektedir.

Donmuş sütü eritme:
Buzdolabında, yavaş olarak eritiniz. ( 100 cc. sütün erimesi birkaç saat sürebilir ).
Sıcak suyun altında bir kap içinde daha hızlı olarak eritmede yapılabilir. Kap içinde daha hızlı olarak eritme de yapılabilir.


Diğer önerilerimiz:
- Sütü bir saatten fazla oda ısısında bırakmayın.
- ikinci kullanımdan sonra kalan sütü atmalısınız.
- Eritilmiş sütü tekrar dondurmayın
- Sütü buzdolabının kapağına koymayın
- Sütler bir termos içinde, buz ile birlikte taşınmalıdır.

Anne sütünün saklanma süreleri:
- Sağdığınız sütü dondurmadan 72 saat ve dondurulmuş sütü erittikten sonra 24 saat buzdolabında (+ 1 ile +4 °C arasında) saklayabilirsiniz.
- Süt, tek kapılı buzdolabının buzluğunda (-7 ile -2°C arasında) 3 haftaya kadar, iki kapılı buzdolaplarının buzluğunda 3 ay saklanabilir.
- Sütünüzü derin dondurucuda (-18 °C nin altında) 6 aya kadar saklayabilirsiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:36
Arabada Güvenlik

Arabada bebeğinizin güvenliği için dikkat etmeniz gereken hususlar;

Çocuğunuzu arabada asla ama asla yalnız bırakmayın, çok kısa süreli olsa bile.

Çocuğunuz arabada iken kesinlikle kontak anahtarını arabanın üzerinde bırakıp arabadan inmeyin.

Çocuğunuz arabada iken kesinlikle aracınızı çalışır halde bırakıp arabadan inmeyin.

Kapılardaki çocuk emniyet kilitlerini kullanabilirsiniz.

Araba koltuğu ile olsa bile çocuğu ön koltuğa kesinlikle oturtmayın.

Araba kullanırken kesinlikle çocuğu kucağınıza almayın.

Mutlaka çocuğunuza göre bir oto güvenlik koltuğu kullanın

Çocuk oto koltukları hayat kurtarır

Çocuklar, pek çok kez araba yolculuğu yapan narin yolculardır. Her yıl binlerce çocuk araba kazalarında yaralanmakta hatta bazen hayatını kaybetmektedir. Kazaların çoğu kısa mesafede şehir içi yolculuklarda olmaktadır. Çok düşük hızlarda bile, bağlanmamış çocuk öne fırlayarak hayatını kaybedebilir. Daha da önemlisi, emniyet kemeri takılmamış yolcular diğer yolculara da tehlike yaratır. Doğru takılmış çocuk oto koltukları, kazalarda büyük ve çocuk ölümleri ile yaralanmalarını önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle, ne kadar kısa olursa olsun her yolculukta çocuğunuz için uygun bir oto koltuğu kullanmanızı öneririz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:38
Aylra Göre Örnek Beslenme Prgoramı

0 - 4 Ay

Bebeğiniz ağladıkça ve acıktıkça anne sütü vermelisiniz.
Anne sütü yoksa veya yetersizse anne sütüne adapte bir biberon maması kullanmalısınız.

4 - 6 Ay

Anne sütüne aldığı sürece ve miktarda devam edilmelidir.
Anne sütü yoksa veya yetersizse 3-4 öğün 2 numara devam maması verilmelidir (500 ml/gün).
Saat 10.00: Meyve suyu (Mevsimine göre suyu sıkılarak hazırlanır. 1-2 hafta sonra püre şeklinde verilebilir.)
Saat 13.00: Sebze çorbası(1-2 hafta sonra püre şeklinde verilebilir.)
Saat 16.00 Yoğurt (100 ml hazırlanmış ılık Devam Mamasına 1 çay kaşığı yoğurt konulup mayalanır ve 3-4 saat mayalkanmaya bırakılır.)
Saat 20.00 Kaşık Maması veya Muhallebi (100 ml su ile 1 tatlı kaşığı pirinç unu pişirilir. Ocaktan indirildikten sonra 3 ölçek Devam Maması ilave edilir.)

6 - 8 Ay

Anne sütüne aldığı sürece ve miktarda devam edilmelidir.
Anne sütü yoksa veya yetersizse en az 300 ml. devam maması verilmelidir.
Saat 06.00-07.00: Kahvaltı (Devam maması içine akşamdan tuzu alınmış peynir +haşlanmış yumurta sarısı +reçel ilave edilerek hazırlanır.)
Saat 10.00: Kavanoz maması veya meyve püresi
Saat 13.00: Sebze çorbası veya sebze püresi (İçersine ince çekilmiş kıyma ilavesine başlanabilir.)
Saat 16.00: Yoğurt
Saat 19.00-20.00: Kaşık maması veya muhallebi (Muhallebi devam maması ve pirinç unu ile hazırlanmalıdır.

8 - 10 Ay

Anne sütü veya devam maması (en az 300 ml.)
Saat 07.00: Kahvaltı
Saat 10.00: Kavanoz maması veya meyve püresi
Saat 13.00: Sebze çorbası veya diğer unlu çorbalar (Tarhana, yayla, şehriye çorbasına et, tavuk, kıyma ilave edilebilir.)
Saat 16.00: Yoğurt veya meyve püresi + tahıllı mama
Saat 19.00: İnce çekilmiş kıymadan yapılan köfte veya herhangi bir çorba
Saat 20.00-21.00: Anne sütü veya 2 ya da 3 numaralı devam maması

10 - 12 Ay

Anne sütü veya 2 ya da 3 numaralı devam maması günlük en az 300 ml. olmalıdır.
Evde hazırlanan yemeklere yavaş yavaş geçilebilir. Yemeklerin sadece suyu değil kendisi ezilerek verilmelidir.
Haftada 1-2 öğün haşlanmış veya ızgara taze balık ve haşlanıp ezilmiş karaciğer verilmeye başlanabilir.
07.00-09.00: Kahvaltı (150 ml. devam maması + yumurta +peynir +bir dilim ekmek + 1 tatlı kaşığı reçel)
12.00-13.00: Evde pişmiş etli sebze yemeği veya sebze püresi +meyve suyu
15.00-16.00: Yoğurt veya devam maması
19.00-20.00: Çorba + köfte veya balık

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:38
Evimizin en tehlikeli ve kaza olma olasılığı yüksek yerlerinden biri de banyodur, özellikle temizlik malzemeleri, kimyasallar ve kayıp düşme açısından çok dikkatli davranmalıdır.
Banyoda bebeğinizin güvenliği için dikkat etmeniz gereken hususlar;

Kimyasal malzemeleri çocukların erişemeyeceği bir yere kaldırın mümkünse kilitleyin.

Çocukların ulaşamayacağı ve açamayacağı bir ilaç dolabı kullanın.

Kozmetik ürünlerini çocukların ulaşamayacağı bir yere kaldırın.

Duş kabininiz kesinlikle cam olmamalıdır, eğer cam kullanılmışsa derhal değiştirin çünkü tüm ev halkı için yüksek tehlike yaratmaktadır.

Klozet kapağını açık bırakmayın ve bebek kilidi takın.

Tuvaletini yaparken veya yıkanırken çocuğunuzu asla yalnız bırakmayın.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:39
Banyo, bebeğin sağlıklı bir cilde sahip olması kadar, anne ile bebek arasında sevgi ve iletişim bağlarının kuvvetlenmesi açısından da önemlidir. Banyo için tamamen soyulması, tüm vücudunun çıplak olarak suyla teması, yıkama, kurulama ve giydirme sırasındaki anne ile temas hem fiziksel hemde ruhsal açıdan masaj gibidir. Bebek banyodan sonra rahatlar ve daha iyi uyur. Anne için de bebeğiyle temas etmiş olması ve onunla birlikte birşey yapması bir rahatlama ve doyum sağlar.

Banyo bebek aç iken yaptırılmalı ve zamanı uyku saati öncesine denk getirilmelidir.
Yıkamaya başlamadan önce gereksinim duyabileceğiniz her şeyi elinizin altında hazır bulundurun.
Banyo suyunun uygun sıcaklıkta olduğundan emin olmak için dirseğinizle suyun sıcaklığını kontrol edin.
Küvet bel hizanızda olsun. Böylece hem bebeğe daha iyi hakim olursunuz, hemde bel sağlığınızı korurusunuz.
Mevsime, bebeğin ayına ve evin ısıl durmuna göre gerekirse banyo yaptıracağınız odanın ısısını ek ısıtıcılarla uygun dereceye arttırın.
Mümkünse bebekler için özel üretilmiş 5.5 pH'lı veya nötr sabun ve gözleri yakmayan şampuan kullanın.
Bebekler 2-3 günlükten itibaren istenirse hergün yıkanabilirler. Şartlara göre haftada 2-3 kez yapılması da yeterlidir.
Göbek kordonu düşmemiş ve yeni düşmüş bebekler hiç çekinmeden yıkanabilirler. Yalnızca banyo öncesi ve kurulandıktan sonra göbekleri antiseptik bir solüsyonla ( batticon, biocadin, poviod vb ) güzelce temizlenmelidir.
Vücudunu yıkarken; bebeği kolunuzla omzu ve boynunu destekleyerek, bir elinizle koltuk altından diğer elinizle ya kalçalarından ya da bacaklarından kavrayın ve banyo küveti içindeki suya, önce ayak ve bacaklarını daldırarak yavaşça tüm vücudunu başı dışarıda kalacak gibi sokun.
Banyo sırasında bebeğin kulağına su kaçmasının hiçbir zararı yoktur. Hatta kulak salgılarının ıslanıp yumuşamasını ve daha rahat atılmasını sağlar, tıkaç oluşmasını engeller. Lütfen kulağına su kaçmasın diye kulaklarını tıkamaya çalışıp banyo işini zorlaştırmayın.
Banyo sonrası tüm vücudunu ve cilt boğumlarını pamuklu havlu ile, yumuşak hareketlerle kurulayın. Kulağını kurulamak için sadece dıştan havlu, tülbent veya bir parça pamuk kullanın. Kesinlikle kulak yoluna pamuklu çubuklar uygulamayın, emmeyin.
Cildi kuru ise dilerseniz bebe yağı ile vücudunu yağlayabilirsiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:40
Content visible to registered users only.

Daha önce rahatlıkla emen bebeğiniz birden emmek istemiyorsa sakın telaşa kapılmayın.Bebeğinizin sütten kesildiğini düşünerek, ek gıdalara geçmeyi ya da daha miktarını arttırmayı düşünmeyin.Çünkü sütten kesilme zamanı gelmiş bebek, birden bire emmeyi bırakmaz.Üstelik emmenin tadına varmış bir bebeğin annelerin uzun uğraşları sonunda emmeyi bıraktığını aklınızdan çıkarmayın.Bebeğinizin bu tutumu muhtemelen geçicidir.Ama bebeğiniz niçin emmek istemiyor bulmaya çalışın.

İşte dikkat edeceğiniz noktalar:

- Bebeğinizin bir rahatsızlığı olup olmadığına dikkat edin.Eğer bebeğinizde kulak iltihabı ağzında oluşan bir kesik yada pamukçuk görülüyorsa, burnu tıkalı olduğu durumlarda

- Diş etleri, diş çıkarmasından dolayı şişkin ve kızarık göründüğü durumlarda

- Bebekler emerken annenin memesini ısırırlar.Eğer böyle bir durumda sert bir tepki verdiyseniz korkmuş olabilir.

- Yeni bir parfüm, yeni bir sabun kullandıysanız bebek bu kokudan rahatsızlık duymuş olabilir.

- Eğer siz çok stresli bir dönem içindeyseniz, bu sütünüze yansır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:41
İNFERTİLİTE (KISIRLIK)

Düzenli ve korunmasız cinsel ilişkiye rağmen 1 yıl içinde gebelik oluşmamasıdır. Toplumda görülme sıklığı çiftlerin yaklaşık %10-15’ini kapsamaktadır. Erkek kısırlığı, kadın kısırlığı veya açıklanamayan kısırlık şeklinde sınıflanabilir.

Kısırlık diyebilmek için neden 1 yıl beklenmesi gerekmektedir? Gebelik isteyen, normal çiftlerde 1 aylık deneme sonunda ancak %20 oranında gebelik oluşabilmektedir. Bu oran 3 ay sonunda %50’ye, 1 yıl sonunda da %90’a ulaşmaktadır. Sperm sayısının hafif düşüklüğü, yumurtlamanın seyrek olması gibi bazı durumlarda daha uzun bir bekleme devresinin sonunda kendiliğinden, herhangi bir tedavi yapılmaksızın gebelikler oluşabilir.

Gebelik oluşabilmesi için cinsel temas sıklığı da önemlidir. Özellikle yumurtlama döneminde günaşırı ilişkide bulunma gebelik olasılığını arttırır. Düzenli adet gören bir kadında yumurtlama dönemi, beklenen adetten yaklaşık 14 gün öncedir. Yumurtlama olduktan sonra yumurta hücresi yaklaşık 24 saat içinde döllenebilmektedir. Temas sonrası spermlerin yumurtayı dölleyebilme yetenekleri de yaklaşık 48 saattir.

Başarılı bir tedavi için çiftlerin doğru değerlendirilmeleri ve kısırlık nedeninin ortaya konulması esastır.

ERKEK KISIRLIĞI

Erkek kısırlığında doğumsal veya sonradan ortaya çıkan nedenler rol oynayabilir. Doğrudan testis ile ilgili etkenlerin yanı sıra, hormonal nedenler, semenin dışarıya ulaşmasındaki engeller erkek kısırlığına yol açabilirler. Erkek kısırlığı, çiftlerin 1/3 ile ¼’ünde kısırlıktan sorumludur. Erkeğin değerlendirilmesi kolay ve ucuz olduğundan, çocuk isteği olan çiftlerde ilk yapılması gereken değerlendirme semen tetkiki olmalıdır.

Erkekte inmemiş testisler, geçirilmiş fıtık ameliyatı, çocuklukta geçirilmiş testis travmaları, kabakulak ve buna bağlı yumurtalık iltihabı ilk akla gelen kısırlık nedenleridir. Varikosel olarak adlandırılan, testislerin toplardamarlarındaki genişlemeler de önemli bir kısırlık nedenidir.

Spermiogram olarak adlandırılan meni muayenesi, ilk yapılması gereken tetkiklerdendir. Normal bir tetkikte miktar en az 2 ml, sayı ml.de en az 20 milyon olmalı, hareketli sperm oranı %50’yi aşmalıdır. Bunların yanı sıra spermlerin şekli de önemlidir.

Spermlerle ilgili hafif bozukluklarda ilk tedavi seçeneği olarak aşılama (intrauterin inseminasyon) uygulanmakta, daha ağır problemlerde ise tüp bebek veya mikroinjeksiyon tercih edilmektedir. Varikosel gibi bir problem saptandığında ise cerrahi tedavi ile sonuç alınabilmektedir.

KADIN KISIRLIĞI

1- TÜPLERLE İLGİLİ PROBLEMLER

Rahmin iki yanında yer alan tüpler yumurta ve spermin buluşması ve spermin yumurtayı döllemesi için ev sahipliği yaparlar. Tüplerle ilgili problemler çocuğu olmayan kadınlarda %25-35 arasında sorumlu bulunmaktadır. Tüp bebek uygulamalarından önce tüplerle ilgili bir problem saptandığında tek çözüm ameliyatla, tıkalı bulunan tüpün açılmasıydı. Ancak bu yöntemin başarısı sınırlıdır ve tüplerde ağır hasar olan vakalarda gebelik neredeyse imkansızdı. Tüp bebek yönteminin uygulanmaya başlamasıyla bu yöntemden en çok yarar gören hastalar tüplerle ilgili problemi olan hastalar olmuştur.

Tüplerdeki hasar bazı iltihabi hastalıklara, cinsel temasla bulaşan bazı mikroplara, tüberküloza, geçirilmiş yumurtalık veya apandisit gibi ameliyatlara, endometriyozise bağlı olabilir. Tüplerle ilgili bir hastalık olup olmadığının en iyi araştırılma yöntemi histerosalpingografi denilen ilaçlı rahim filmidir. Bu yöntemle rahim içi ve tüpler görüntülenir; rahim içindeki düzensizlikler, tüplerin açık olup olmadığı kontrol edilebilir. İşlem esnasında bazen ağrı ve spazm nedeniyle gerçekte açık olan bir tüp kapalıymış gibi görüntü verebilir. Tüplerle ilgili problem saptanan hastalarda daha ayrıntılı inceleme yöntemi olan laparoskopi önerilebilir veya doğrudan tedaviye geçilerek cerrahi yöntem ya da tüp bebek denemesi yapılabilir.

2- YUMURTLAMA KUSURLARI

Kadındaki kısırlık nedenleri arasında önemli yer tutan bir problem de yumurtlama ile ilgili kusurlardır. Yumurtlama kusurları ya doğrudan yumurtalıktan kaynaklanır ya da yumurtalıkların çalışmasını düzenleyen beyindeki bazı merkezler probleme neden olabilir. Tedavi de sorunun ne olduğunun saptanmasına dayanır.

3- POLİKİSTİK OVER SENDROMU

Yumurtlama problemine neden olan en yaygın hastalıktır. Daha çok seyrek adet görme şeklinde ortaya çıkan adet düzensizliği, ilaç kullanmadan adet görememe, kıllanma gibi belirtileri vardır. Erkeklik hormonu olan testosteron artışı görülebilir. Ultrasonografide, yumurtalıklarda çok sayıda minik kistler görülür.

Hastalığın tedavisinde çocuk isteği olmayanlarda doğum kontrol hapları kullanılarak adetlerin düzene girmesi sağlanabilir. Çocuk isteği olan kadınlarda ise ilk olarak klomifen sitrat (Klomen, Gonaphen, Serophen), bu ilaca yanıt alınamayan hastalarda ise iğne şeklinde uygulanan gonadotrop hormonlar kullanılır. Bu ilaçlarla çoğul gebelik oluşma riski %30-50 kadardır.

Polikistik over sendromlu hastaların yaklaşık yarısında şişmanlık da görülür. Bu hastalarda şeker metabolizmasında bozukluk, kalb-damar hastalıkları riskinde artış gibi uzun dönemli sağlık problemleri de görülebilir. Bu nedenle polikistik overli hastalar bir şikayetleri olmasa bile tedavi edilmeleri gerekir. Son zamanlarda bu hastaların tedavisinde Metformin gibi şeker metabolizmasını düzenleyen ilaçlardan da yararlanılmaya başlanmıştır. Metformin kullanımı hastanın kilo vermesini de kolaylaştırmaktadır. Ayrıca bu ilacın kullanımından sonra, daha önce yumurtlaması olmayan kadınlarda kendiliğinden yumurtlama oluşabilir veya daha önce yumurtlama ilaçlarına cevap vermeyen hastalar bu ilaçlara cevap verir hale gelebilirler.

Polikistik over sendromu olup, kilo fazlalığı olan hastalarda diyet de ilaç kullanımı kadar önemlidir. Hastanın kilo vermesi pek çok bozukluğun, bu arada yumurtlamanın da düzelmesini sağlayabilir.

İlaçlarla tedavi ile başarılı olunamayan hastalarda laparoskopi ile yumurtalıklara yapılacak koterizasyon işlemi de yumurtlamayı sağlayabilir. Bu tedavi ilk tedavi seçeneği olmayıp, ancak ilaçla tedaviye dirençli hastalarda düşünülmeli ve bu konuda deneyimli kişilerce yapılmalıdır.

Polikistik overli, çocuk arzusu olan hastalarda son tedavi seçeneği ise tüp bebek yönteminin uygulanmasıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:41
4- HİPERPROLAKTİNEMİ

Prolaktin hormonu, süt salgılanmasından sorumlu hormondur. Fazlalığı hem kadında, hem erkekte kısırlığa neden olur.

Prolaktin salgılanması, stres, egzersiz, açlık-tokluk, uyku gibi faktörlerden etkilenir. Hormon tahlilinden doğru sonuç alabilmek için sabah, aç karnına tahlil yapılmalıdır. Prolaktin tahlili yapılırken tiroid fonksiyonları da araştırılmalıdır. Tiroid bezi az çalışan hastalarda, bu bezi uyarmak için salgılanan TSH hormonu da prolaktin artışına neden olabilir.

Prolaktin düzeyinin çok yüksek olduğu hastalarda, bu hormonu salgılayan hipofiz bezinde bir tümör olup olmadığı araştırılmalıdır.

Hiperprolaktineminin tedavisi ilaçlarla yapılır ve tedaviye genellikle olumlu yanıt alınır.

5- ENDOMETRİYOZİS

Endometriyozis, rahim iç tabakası olan endometriyumun rahim dışında, özellikle yumurtalıklar, karın iç zarı (periton) ve nadiren vücudun diğer bölgelerinde bulunmasıdır. Yumurtalılarda bulunan endometriyozis kistleri, içeriklerinin kahverengi ve koyu kıvamlı olmasından dolayı çikolata kistleri (endometiyoma) olarak da adlandırılır. Nasıl ki adet görme dönemlerinde rahim iç zarı kanamayla dökülüyorsa, diğer bölgelerdeki odaklarda da adet dönemlerinde kanama ve buna bağlı olarak ağrı gibi belirtiler ortaya çıkar.

Endometriyozisin en önemli belirtileri adet dönemlerinde ağrı, cinsel temas esnasında ağrı ve gebe kalmakta güçlükle karşılaşılmasıdır. Endometriyozis doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen bir hastalıktır. Bazı hastalarda hiçbir belirti olmamasına rağmen, sadece gebe kalamama nedeniyle yapılan tetkiklerde ortaya çıkmaktadır.

Endometriyozisin tedavisi esas olarak cerrahidir, ilaçlarla tedavi ancak yardımcı olarak düşünülebilir. Günümüzde endometriyozisin cerrahi tedavisinde daha çok laparoskopi denilen görüntüleme sistemleri ile yapılan ameliyatlar tercih edilmektedir. Bu yöntemin avantajı hastanın ameliyat sonrasında daha çabuk iyileşip, ayağa kalkabilmesi ve karında daha az ameliyat izi kalmasıdır. İlaçlarla tedavide hastanın durumuna göre ağrı için doğum kontrol hapları, hastalığın tekrarlamasını önlemek için ameliyat sonrası dönemde aylık uygulanan iğne tedavileri düşünülebilir. Ameliyat sonrası 1 yıl içinde gebelik elde edilemeyen hastalarda tüp bebek yöntemleri düşünülmelidir.

6- RAHİM İLE İLGİLİ KISIRLIK NEDENLERİ

Doğuştan gelen birtakım rahim ile ilgili şekil bozuklukları kısırlığa neden olabilir. Bunların yanında rahim içinde yer alan polip, myom gibi problemler, rahim ağzında yapışıklık, geçirilmiş infeksiyon veya kürtajlara bağlı rahim içi yapışıklıkları de gebe kalmayı güçleştirebilir. Gebelik için bu sorunların ortadan kaldırılması gerekir.

7- ANTİSPERM ANTİKORLAR

Spermlere karşı oluşan bazı maddeler gerek kadında, gerekse erkekte bulunabilir. Bu maddeler serumda veya rahim ağzında aranabilir.

Antisperm antikorlar spermle yumurtanın birleşmesini engelleyebilir, spermlerin hareketlerini güçleştirebilir ya da döllenen yumurtanın büyümesini bozabilirler. Günümüzde antisperm antikor araştırılması, bu işle ilgilenen herkes tarafından kabul edilmemekte ve uygulanmam aktadır.

Antisperm antikoru pozitif bulunanlarda ilk tedavi seçeneği aşılama olarak adlandırılan intrauterin inseminasyondur. Bu yöntemde, hazırlanan spermler rahim ağzını geçerek doğrudan rahim içine verilerek antisperm antikorların zararlı etkilerinden korunmaları sağlanmaktadır. Bu yöntemle sonuç alınamayan vakalarda ise tüp bebek ve mikroinjeksiyon düşünülmelidir.

ÇOCUĞU OLMAYAN ÇİFTLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Çocuk isteği olan çiftlerde eğer kadın 35 yaşından küçük ise 1 yıl, 35 yaşından büyük ise 6 ay beklenilmeli ve daha sonra tetkiklere başlanmalıdır.

Çocuğu olmayan çiftlerde ilk olarak yapılması gereken tetkikler:

1- Spermiogram
2- Yumurtlama takibi (ultrasonografi veya kan hormon tetkikleri ile)
3- Adetin 3. gününde yapılan hormon tetkikleri (FSH ve estradiol)

Daha sonra hastanın durumuna göre “rahim filmi” bu tetkikleri izlemelidir. Rahim ile ilgili problem düşünülen hastalarda veya tüplerde bir problemden kuşkulanıldığında bu tetkik daha öne alınabilir. Rahim filminde bir problem saptandığında genellikle laparoskopi önerilmektedir.
Sperm analizi 3-5 günlük cinsel perhizden sonra yapılmalıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:42
Content visible to registered users only.


Bebeğinizin doğması ile birlikte en çok özleyeceğiniz şey kesintisiz ve deliksiz bir uyku olacaktır. Fakat hiç heveslenmeyin bebeğiniz büyüyene kadar bu özleminizi ertelemeniz gerekecek. Bebeğiniz ilk aylarda kendi ihtiyacı kadar uyuyacak ve bu uyku herhangi bir düzende değil tamamen rastgele ve bebeğinizin isteğine göre olacaktır. Bebeğiniz büyüdükçe gündüz uykuları azalacak ve uyku zamanı geceye kayacaktır, böylece uyku düzeni sizinkine uyacağı zaman ancak sizde rahat geceler geçirmeye başlayacaksınız. Fakat büyümesiyle daha farklı sorunlar çıkabilecek, örneğin yatma zamanı geldiği zaman sizin yanından ayrılmasını istemeyecek, yanlız kalınca huzursuz olacak ya sizin yanında kalmanızı isteyecek yada sizin yanınıza gelmeye çalışacaktır. Gecenin herhengi bir saati uykusundan kalkıp " kalkın benimle oyun oynayın " diyecektir. Bu sorunları yaşamamak için bebeğiniz büyüdükçe belli bir uyku alışkanlığı ve düzeni sağlamanız bebeğinizin ve sizin avantajınıza olacaktır.

Bebeğinize göstereceğiniz anlayış ve sevgi dolu yaklaşımlar ile bu sorunların üstesinden geleceksiniz.

Özellikle geceleri yatma zamanının yaklaşmasıyla birlikte bunu sakince ve huzurlu bir ortamda bebeğinize belli edin, gün boyunca oyun oynayan ve hareket eden bebeğiniz akşama doğru yorulmuş olacaktır. Uyku saatlerinin yaklaşması ile aşırı hareketlerden kaçının sakinleşmesini sağlayın. Oyun oynayacaksa bile daha sakin ve az hareketli bir oyun oynatın. Böylece sakinleşen bebeğiniz daha rahat uyuyacaktır.
Bebeğinizin sakinleşmesine ve uyumasına yardımcı olacak güvenli bir emzik kullanabilirsiniz.
Bebeğinizin yaşına uygun olarak yatağına güvenliğinide dikkate alarak ilgisini çekecek bir oyuncak koyabilirsiniz.
Bebeğinizin odasında hafif bir müzik çalabilirsiniz, böylece hem sakinleşmiş olacak hemde sese alışacaktır.
Yatağına bağlayacağınız bir müzikli dönence sakinleşmesine ve uykuya yardımcı olacaktır. ( bu tür malzemeleri her zaman güvenlik unsurlarını düşünerek seçin ve kullanın.)
Karanlıktan korkmaması için ve sizin onu rahatça kontrol etmeniz için bir gece lambası kullanabilirsiniz.
Bebeğinize güzel sözler, masallar, hikayeler ve ninniler söylemeniz faydalı olacaktır.
Belli bir süre onun yanında oturarak veya elini tutarak uykuya hazırlamanız faydalı olabilir.
Bebeğinizi asla sallayarak uyutmaya çalışmayın, bu yöntem size başta çok kolay gelse bile, uzun bir zaman boyunca bebeğiniz büyüyene kadar hep sallamak zorunda kalırsınız.
Bebeğiniz uyurken onu duymak için bebefon veya görüntülü bebefon kullanabilirsiniz.
Geceleri genellikle mama yerine su vererek geceleri acıkmasını ve mama isteğini önleyebilirsiniz.
Geceleri altının temiz olmasına özen gösterin böylece hem pişikleri önlemiş olursunuz hemde bebeğinizin huzursuz ve ıslak kalmadan uyumasını sağlarsınız.
Uyku alışkanlıkları bebekten bebeğe değişiklik gösterir ve siz bunu yaşadıkça uyku problemlerini daha rahat çözeceksiniz. En önemlisi bütün uyku sorunlarınızı her zaman Doktorunuzla paylaşın.
Her bebeğin uyku düzeni ve alışkanlığı farklılık gösterir ortalama olarak bebekler,

1 haftalık'ken yaklaşık 16 saat,
1 aylık'ken yaklaşık 15 saat,
3 aylık'ken yaklaşık 14,5 saat,
6 aylık'ken yaklaşık 14 saat,
1 yaşında yaklaşık 14 saat,
18 aylık'ken yaklaşık 13,5 saat,
2 yaşında yaklaşık 13 saat,
3 yaşında ise yaklaşık 12 saat uyurlar

Gece ve Gündüz Uykuları

Bebeğinize gece ve gündüz arasındaki farkı mutlaka öğretmeniz gerekir. Gündüz yemek yenilir, oyun oynanır, gezmeye gidilir fakat gece olduğunda ise mutlaka yatılır ve uyunur. Bebeğiniz doğduğu günden itabaren bunu anlamalı ve alışmalıdır. Bebeğiniz gündüz ve gece uykuları arasındaki farkı mutlaka anlamalıdır, mümkünse bebeğinizi gündüzleri odasını dışında ve aydınlık bir yerde uyutun, geceleri ise odasında ufak bir gece lambası ile veya karanlıkta uyutun. Gün boyunca oynayan, emekleyen, koşan bebeğinizin dinlenmesi için gündüzleride uyuması gerekecektir. Gündüz uykuları bebeklerin dinlenmesi ve enerji toplaması için gereklidir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:43
Bebeğinizi Emzirirken

Annelerin en çok merak ettikleri konu bebeklerini ne kadar sıklıkla emzirmeleri gerektiğidir. Bebek belli saatlerde değil, istedikçe ve acıktıkça emzirilmelidir. Anne bebeğinin memeyi aramasından onun ne zaman emmek istediğini çok rahat anlayabilir. Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi mutlaka iki-üç dakika kadar sabun ve ılık su ile yıkamalısınız. Bebeğinizi emzirirken mutlaka rahat oturmalı ve kendinizi rahat hissetmelisiniz. Genellikle ilk zamanlarda 10 dakika emzirmek yeterlidir. Bebeğe bir memenizi vererek on dakika emzirdikten sonra diğer memenizi vererek on dakika daha emzirin. Bir sonraki emzirmeye bebeğin en son aldığı göğüsten başlayın. Unutmayınki sütün oluşması ve bollaşması bebeğinizin emmesine bağlıdır. Bebek memeyi emerken sadece meme ucu değil göğsün koyu renkli bölgesini tamamen almalıdır. Bebeğinizi memeye iyice yaklaştırmalısınız ve memenin bebeğinizin nefes almasını engellememesine dikkat etmelisiniz. Bazı bebekler ilk günlerde çabuk yorulurlar ve anne göğsünde daha uzun kalmayı tercih ederler. Bebeğiniz doyduğuna kendi karar verir ve memeyi bırakır.

Emzirme sonrasında mutlaka bebeğinizin gazını çıkarmalısınız. Bazı durumlarda gaz çıkarma işlemi emzirme sırasında da yapılmalıdır. Bebeğin gazını çıkarmanın en kolay yolu onun midesinin omzunuza gelecek şekilde kendinize yaslamak ve sırtını hafifçe sıvazlamaktır. Bebek gaz çıkarma sırasında emdiği sütün bir kısmını çıkartabilir. Gaz sancıları bebeklerin ilk aylarda gelişmemiş sindirim sistemi nedeniyle karşılaştıkları bir sorundur.Gaz sancılarını gidermek ve bebeğinizin gazını daha rahat çıkarmasını sağlamak için bebekler için özel olarak üretilmiş doğal bitki (rezene veya papatya) çaylarını kullanabilirsiniz. Ekstre oranları bebeklerin sindirim sistemine göre ayarlanan rezene ve papatya çayları beslenme aralarında veya beslenme sonrasında bebeğe istenilen sıklık ve miktarda verilebilir. Bu tip bebek çayları, bebeklerin gazını kolay çıkarmasını ve daha rahat uyumalarını sağlarlar.

Göğüslerin yara olmasını engellemek ve iltihaplardan korunmak için göğüs ve göğüs uçlarının bakımına özen göstermelisiniz. Emzirmeden sonra göğüslerinizi ılık suyla temizleyin ve meme ucu kuruduktan sonra birkaç damla süt boşaltıp göğüs ucunuza hafifçe yayın. Bebeğin memeye iyi yerleşmediği durumlarda meme başında hafif çatlaklar oluşabilir. Bu durumda meme başlarına bitkisel yağ sürebilirsiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:44
Bebekler sizin düşündüğünüz kadar kırılgan değildir. Dolayısı ile onu taşırken ya da gezdirirken rahat olun. En önemli konu ilk birkaç haftada boynu ve başıdır. Onlara dikkat etmelisiniz.

BEBEĞİNİZİ YATAKTAN NASIL ALMALISINIZ :
Başını ve boynunu destekleyerek alın.

Yatar pozisyonda kaldırın :
Bir elinizi başını desteklemek için boynunun altına koyun. Diğer elinizle sırtından tutarak kaldırın.

Direkt yukarı kaldırın :
Başını ve boynunu bir elinizle desteklerken diğer elinizle omuz ve göğsünden tutarak yukarı kaldırın.

Önce sırt üstü pozisyondan yüzüstü pozisyona getirin :
2 kolunun altından tutarak yüzüstü yatar konuma getirin. Daha sonra bir elinizle 2 bacağının arasından karnını tutun, diğer elinizle göğsünden tutarak yatay pozisyonda yukarı kaldırın.

NASIL YATIRMALISINIZ :
Başını desteklediğinizden emin olun. Eğer başı hızla arkaya düşerse, bebeğiniz düşüyormuş hissine kapılabilir.

KOL ASKISI :
Askılar, eğer serbest ellere ihtiyacınız varsa oldukça kullanışlıdır. Bebeğiniz çevresini izleyebilir.Hafif sallanma hareketi duygusal yapısını canlandırır ve size çok yakın olduğu için kendini güvende hisseder. Fakat çok sıkılmadığından ve başı ile boynunun iyice desteklendiğinden emin olun.

BEBEĞİNİZ NASIL TAŞINMAYI SEVER :
Mümkün olduğu kadar vücudunuza yakın olup cilt temasını hissetmek isteyecektir. Bu şekilde kendisini mutlu ve güvende hisseder.

KUCAKLAMAK :
Kucaklarken, kolunuzun kanca gibi olan şekli bebek için iyi bir pozisyondur. Kafası kolunuzun üst tarafında, vücudunun diğer kısımlarından biraz yukarıda dinlenip destek alma şansı bulur. Diğer kolunuzla yatar pozisyonda tuttuğunuzda, bu hamilelikte anne karnında bulunduğu konuma çok benzer. Bundan dolayı kendisini rahat ve güvende hisseder. Bu pozisyon ayrıca göz teması sağlar. Bu şekilde sizi konuşurken ya da gülerken izleyebilir.

Omzunuzun üstünden bakabilmesi:
Bu pozisyonda bebeğinizin başı omzunuzun hemen üzerine gelecek şekilde taşırsınız. Bu şekilde o da çevresinde olup biten her şeyi görebilir. Bir kolunuzla poposunun altından tutarken diğer elinizle de sırtı ve boynundan tutarak güvenli bir şekilde taşımalısınız. Başını kontrol edebilmeye başladıktan sonra isterseniz tek kolunuzla da taşıyabilirsiniz.

TERS ETKİLER İÇİN FAYDALI POZİSYON :
Yüzü aşağıda yere paralel olarak tutarsanız bu karın ağrıları için oldukça iyidir. Bütün bebekler bu konumda sallanmayı severler.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:45
Bebeğinizin Tırnaklarını Keserken

Bebeklerin tırnakları nasıl ve ne zaman kesilmeli?

Bebeklerin özellikle ilk haftalarda uzayan ve keskin olan tırnaklarına dikkat edilmesi gerekir. İlk haftalarda hızla uzayan tırnaklar, önlem alınmazsa bebek kendi yüzünü ve vücudunu tırnaklarıyla çizebilir ve zarar verebilir. Bu dönemlerde tırnakları uzadıkça kesmek ve bebeğinize eldiven giydirmek en uygun önlem olacaktır.

Bebeğinizin tırnaklarını keserken nelere dikkat etmelisiniz.

Tırnakların çabuk uzamaması için çok kısa kesmek sakıncalıdır. Çok kısa kesilen tırnaklar diplerinde enfeksiyona veya kanamaya sebeb olabilir.
Bebeğinizin tırnaklarını çocuklar için üretilen küçük çıt çıt makaslarla kesebilirsiniz, eğer normal tırnak makası kullanmak istiyorsanız mümkünse uçları sivri olmayanları tercih ediniz.
Tırnakların kesilmesi işlemini genellikle bebeğin banyosundan sonra yapabilirsiniz, hem bebeğiniz banyo sonrası rahatlamış ve sakinleşmiş olur, hemde bebeğinizin yumuşayan tırnaklar daha rahat kesilecektir.
Bebğinizin tırnaklarını uyuduğu zamanlardada kesebilirsiniz.
Genellikle 1 yaşını geçen çocuklar tırnaklarını kestirmek istemeyeceklerdir, tırnaklarını vücutlarının bir parçası olarak göreceklerdir. Tırnak kesme işlemini özellikle uyurken yapmanız sizi bu sorunlardan kurtaracaktır.
Tırnak kesme işlemini iki güne yayarak bir elinin tırnaklarını bir gün, diğerininkini ikinci gün kesebilirsiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:46
Bebek ve Giyim

Bebeğinizin doğması ile birlikte ilk aylarda bebeğinizin bezini değiştirdiğiniz sıklıkta giyisilerinide değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Bundan dolayı özellikle ilk aylarda bebeğiniz için daha çok giyisiye ihtiyacınız olacak. Unutmamanız gerek en önemli şey bebeğinizin çok hızlı büyüyeceğidir, eğer lüzumsuz derecede çok giyisi alırsanız, daha bebeğiniz bunları giyemeden saklamak veya başkalarına vermek zorunda kalacaksınız. Çocuğunuz hızla büyüyeceği için ona sadece gerekli kadar giyisi alınması en mantıklısıdır. Giyisi seçiminde dikkat edilmesi gerek unsurların başında, bebeğinizin hassas cildine zarar vermeyecek, SENTETİK OLMAYAN kaliteli ve pamuklu kumaşlardan yapılması, rahat giyilip çıkarılabilir ve teferruatı az giyisiler olmalı, sık yıkanmaya ve ütülenmeye elverişli giyisiler olmalıdır. Ayrıca tüm giyisilerin temizliği için bebek sabunları kullanabilirsiniz.

İlk aylarda en çok kullanacağınız giyisi yakası geniş açılabilen ve alt tarafı çıt çıtlı olan fanilalar, üst kısımdan bacak arasına kadar önünde ve ağ kısmında çıt çıt olan patikli tulumlar, yüzünü tırnaklarıyla çizmemesi için eldivenler, geceleri kullanabileceğiniz tulumlar, çoraplar, patikler ve kış için sokak giyisileridir.

En önemli giyisilerden biride ayakkabılardır. Yumuşak ve bebeğim ayaklarını çok sıkmayan ama çokta bol olmayan, ayağını yeterince kavrayan mümkünse ortepedik bir ayakkabı seçin, ilk aylarda evde yere çıplak ayak veya kaymayan çoraplarla basmasını sağlayın, hem daha sağlıklı olacaktır ve hemde daha dengeli basacaktır.

Kış aylarında ise annele ve babalar acaba bebeğimi veya çocuğumu dışarı çıkartsammı? acaba üşütürmüyüm? acaba doğru giydirebilecekmiyim diye telaşa düşerler. Özellikle ilk aylarda bebeklerin gerekli olan önlemler alındıktan sonra dışarı çıkarılması, hava aldırılması veya gezmeye götürülmesi tabiiki doğrudur. Fakat özellikle yeni doğan bebeklerin bünyeleri daha zayıf olduğundan dolayı rüzgar ve yağmur korumalı bir bebek arabasıyla ve bebeği sıcak tutacak ve rüzgar geçirmeyecek bir örtü ile dışarı çıkarabilirsiniz. Yinede mümkün olduğu kadar soğuğun az olduğu saatlerde ve kısa süreli olmasına özen gösterin, bebeğiniz büyüdükçe işler daha kolaylaşacaktır.

Çocuğunuz 2 yaşındayken ve sonrasında kendi kendine giyinmek isteyecektir. Ona bu isteğini gerçekleştirmesinde yardımcı olabilirsiniz. İlk olarak hemen sıkılıp acele edip müdahale etmemeyi öğrenmelisiniz. Ona giyinebileceği yeterli süreyi verip sabırla beklemeli ve yardım etmelisiniz. Giyinmekte zorluk çıkarmaları ve giyinmek istememeleri gibi bir durumla çok sık karşılacaksınız, bu durumda ona alternetif bir kaç giyisi sunun ve kendisinin seçip, beğenip giymesine izin verin ve giyineceği sırayla giyisileri verin, bakın ne kadar kolay olacak..., Düğmelere veya fermuarına yardımcı olun, rahat giyip çıkarabileceği giyisiler alın, giyinmeyi bir oyuna dönüştürerek bu işlemi kolaylaştırabilirsiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:47
Bebek ve Müzik

1- Zihinsel gelişime etkisi; Yapılan araştırmalar, çocuk beyninin gelişiminde özellikle ilk yıllar, müziğin çok önemli bir etken olduğunu ortaya koymuştur.
2- Duygusal gelişime etkisi; Anne karnından itibaren müzik dinleyen bebekler hırçın hareketler yerine daha uyumlu davranış sergilerler. Huzurlu büyüyen bebek için bu ilerleyen yıllarda büyük bir avantajdır.
3- Fiziksel gelişime etkisi; Müzik dinleyen bebekler bazı şarkılarda hareketlenirler. Büyüdükçe bu hareketlilik el çırpmaya, oynamaya, dans etmeye dönüşür. Dolayısıyla bu hareketlilik bebeğin küçük kas, büyük kas gelişimini sağlar.
4- Sosyal gelişime etkisi; Müzik dinleyen bebekler, melodi, armoni, ritim gibi müziğin en önemli unsurlarını öğrenirler. Bu da ilerleyen yaşlarda onlara mükemmel bir avantaj sağlar.
5- Müziğin matematik zekası gelişimine etkisi vardır.
6- Müziğin kulak ve dil gelişimine etkisi vardır.
7- Zihinsel gelişimin % 85’ i 8 yaşına kadar, Beyin gelişiminin % 80’ i 3 yaşına kadar tamamlanır. Zeka gelişimini ve beyin gelişimini ilk aylar beslenmeden sonra olumlu etkileyen ilk faktör müziktir.
8- ABD’ li Bilim Adamları, prematüre doğan bebekler üzerinde inceleme yaparak Klasik Müziğin iştahı açtığı belirlediler. Amerikalı Doktorlar, Klasik Müzik dinleyen bebeklerin daha çabuk büyüdüğünü ve yaşamlarının ilk stresten daha hızlı arındığını kaydettiler. Klasik Müzik çalındığında bebeklerin kalp atışları düzene girerken, nefes alıp vermeleri kolaylaşır.
9- Bu müzik sadece bebeği değil, aile bireylerini de olumlu etkiler. Evdeki atmosfer değişir.
10- Tekrarlayan melodiler sayesinde müzik hafızası oluşur. Müzik yaratıcılığı gelişir. Bebeğin müzik yeteneği ve yaratıcılığı harekete geçer. Bu müziğin terapi yönü vardır. Sonraki yaşlarda bu müziğin rahatlatıcı etkisi devam edip, çocukların bebekliğindeki huzurlu dönemi bilinç altında sürdürdüğünü görürüz.

ANNE-BABANIN İLGİ YADA BİLGİ EKSİKLİĞİ ÇOCUKTA KEŞFEDİLMEMİŞ ALANLAR BIRAKIR

Neden Bebek Müziği? Bebeklere gösterilen bütün o aşırı ilgiyi bir düşünün. En iyi çocuk bezi, en iyi yürüteç, en iyi kıyafet ve emziğin en iyisi. O “bizim bebeğimiz” ise en iyisini seçeriz. Acaba bir şeyi gözden kaçırıyor muyuz? Anne-babanın ilgi yada bilgi eksikliği çocukta keşfedilmemiş alanlar bırakır mı? Peki ya müzik? Klasik Müzikle modern tarzı sentezleyerek, bebek vokalleri ile bebek müziği yapan Hollandalı besteci Raimond Lap’a göre “Müziğe verilen önem gerçek değerinin altındadır”. “Bebek müziği çocuklara entelektüel avantaj sağlar .” Müzik eğitimi doğumdan üç ay önce başlar yıllarca devam eder. Yapılan araştırmalar, bebeğin beyninin bir süngere benzediğini gösterir. Beyin bilgi ve etraftaki sesleri çeker. Bir çeşit kayıt cihazı gibidir. Her şey kaydedilir ve yıllar sonra çalar.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:48
1) Bebeklerde gaz problemi neden olur?
Bebeklerin yaklaşık %20 sinde, 3 hafta-4 ay arasında görülen, sıklıkla akşamları, durdurulamayan ağlama nöbetleri şeklinde kendini gösteren ve kolik diye adlandırılan durumun esas nedeni çok iyi bilinmemektedir. Bazı teoriler vardır:

Davranışsal: Bebeği beslerken doğru pozisyonda tutamamak ve böylece çok hava yutmasına sebep olmak, besledikten sonra gazını iyi çıkaramamak
Organik: Karbonhidrat sindirimindeki yetersizlikler, barsak hareketlerini sağlayan sinir sisteminin henüz yeteri kadar gelişmemiş olması, mideden yemek borusuna kaçaklar
Psikolojik: Anne ve babanın acemiliği ve buna bağlı huzursuzluğu, annenin doğum sonrası depresyonu, stres, bebeğin dışarıdan gelen ses, görüntü, hislerle baş etmeyi becerememesi gibi etkenler sorumlu tutulmaktadır.

Ancak genel eğilim, bunun kendiliğinden 3-4 aylıkken geçecek bir gelişim süreci olduğunu kabullenmek yönündedir.
2) Anne sütü ile beslenen çocuklarda mı yoksa mama alan bebeklerde mi daha çok görülür?
- Gaz görülme sıklığı anne sütü veya mama alan bebekler arasında fark göstermemektedir.


3) Kaç aylık olana kadar bebekler gaz probleminden şikayetçidir?
- Bebeklerin gaz problemleri genellikle 3-4 aylıkken kendiliğinden geçer.


4) Anne ve babaların ilk etapta yapmaları gerekenler nelerdir?
- Anne ve babaların gaz için alabilecekleri bazı önlemler var, fakat gaz, bazı bebeklerde ne yaparsanız yapın oluyor ve 3-4 aylıkken kendiliğinden geçiyor. Bunu bir gelişim süreci olduğunu bilmek ve paniğe ve ümitsizliğe kapılmamak en önemli noktadır. Alınabilecek önlemlerden bazıları şunlardır:

Eğer anne bebeğini emziriyorsa, kendine gaz yapan yiyeceklerden uzak durmalı. Örneğin, soğan, kuru fasulye, karnabahar, brokoli, kepekli yiyecekler, lahana, portakal, limon, greyfurt. Kafein içeren içecekler, çikolata, çay hem gaz yapar, hem de bebekte uykusuzluğa ve huzursuzluğa sebep olur. Ayrıca anne nikotin, yani sigara kullanmamalıdır. Bazı alerjik bünyeli (özellikle alerjik deri döküntüsü, egzama, saman nezlesi ve astımı olan) anneler, inek sütü içeren yiyecekleri (süt, yoğurt, peynir, hatta tereyağı) aldığı takdirde bebekte hem fazla gaz, hem de ishal,deri döküntüsü, burun akıntısı, öksürük gibi alerjik belirtiler olabilir. Emziren anneler bebeklerinde aşırı gaz olduğunda, kendi diyetlerindeki bu maddeleri gözden geçirmeli ve bir süre için bunları kesmelidir (özellikle bebek 4 aylık olup, gaz problemi geçene kadar).
Eğer bebek mama ile besleniyorsa, inek sütü bazlı mamalar gaz yapıyor olabilir. Bu durumda, bebeğin doktoru ile görüşüp, mama değişikliği tartışılabilir.
Eğer bebek biberonla besleniyorsa, çok küçük veya çok büyük delikli emzikler, bebeğin fazla hava yutmasına ve çok gazı olmasına sebep olur.
Bazen emzik vermek işe yarayabilir.
Beslenme sırasında, her 5-10 dakikada bir veya bir göğüsten diğerine geçerken ve mutlaka beslenme bittikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalıdır.
Gaz sanc ıları tuttuğunda, anne-baba sakin olmalı, bebeği kucağına alıp, ninniler mırıldanıp, kucağında gezdirmeli. Ritmik hareketler ve devamlı sesler ( elektrik süpürgesi veya saç kurutma makinesinin sesi gibi) sakinleştirici olabilir. Evde çılgınlar gibi bağıran bebek, doktora gitmek için arabaya biner binmez susar, yani araba ile gezdirmek de iyi bir fikirdir.
Bebeğin karnını, sırtını ovmak, anne-baba yanındayken onu yüzüstü yatırmak (Dikkat! Uyurken mutlaka sırt üstü yatıyor olmalıdır!), veya anne-babanın bebeği kendi göğsü üzerine yatırması da işe yarayabilir.
Bebeğin, ayakların ve karnına sıcak havlu veya havlu içinde yakmayacak sıcaklıkta su torbası konulabilir.
Ilık bir banyo, özellikle de en çok sancının olduğu akşam saatlerinin hemen öncesinde, bebeği sakinleştirip, sancıları önleyebilir.
Anne sütü alan ve 6 aylıktan küçük bebeklerde, anne sütü dışında bir şey verilmesi önerilmese de bazen papatya, rezene çayları işe yarar.

5) Gaz sancısı geçmeyen çocuklar için yapılması gerekenler nelerdir? Doktora götürmek gerekir mi?
- Huzursuzluk ve ağlama nöbetleri ilk başladığı zaman, doktora götürüp tüm tablonun gaza bağlı olduğuna, başka bir problemi olmadığına emin olduktan sonra yukarıda sayılan yöntemler denenebilir. Eğer hiçbir şey işe yaramıyorsa, bunun geçici bir olay olduğunu, bebeğin iyi olduğunu düşünerek onu biraz yalnız bırakmak veya başkalarından yardım isteyip, biraz bebeğin olduğu ortamdan uzaklaşmak anne-baba için yapılabilecek en iyi iştir.

6) Gaza karşı ilaç vermek doğru mudur?
- Gaza karşı kullanılabilecek çeşitli ilaçlar vardır. Bir kısmı ciddi yan etkilere sebep olabilir. İlaç kullanmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:49
Bebeklerde Görülen Doğumsal Tiroit Yetmezliği ve Doğan Bebekte Tiroit Taraması...

Content visible to registered users only.


Doğumsal tiroit yetmezliğinin dünyada en yaygın nedeni iyot yetmezliğidir. Annenin yeteri kadar iyot almaması doğan bebekte tiroit bezi yetmezliğine neden olur.

Bebeğin tiroit bezinin hormon yapması için anne karnındayken anneden göbek kordonuyla yeteri kadar iyot alması gerekir. Annede iyot az olunca bebeğe de az iyot geçtiğinden bebek yeteri kadar tiroit hormonu yapamaz.

Doğumsal tiroit yetmezliği Türkiye’de her 4000 doğumda 1 görülür. Kız bebeklerde erkek bebeklere göre 2 kat daha fazla doğumsal tiroit yetmezliği görülmektedir. Doğumsal hipotiroidinin diğer nedenleri % 85 hastada tiroit bezinde anormallikler olmasına (bezin tamamen yokluğu veya bir kısmının yokluğu gibi) ya da % 15 hastada hormon yapımındaki genetik bozukluklara bağlıdır.

Doğumsal tiroit yetmezliği olup olmadığını anlamak için tüm bebeklerde doğum sonrası topuktan alınan kanda TSH hormonu ölçümünü yapmak gerekir. TSH yüksek çıkarsa bir ay sonra tekrar hormon kontrolü yapılır ve duruma göre tedaviye karar verilir.
Doğumsal hipotiroidisi olan ve tedavi edilmemiş bir hastada gelişme geriliği ve yüzde şişlik dikkati çekmektedir

Yeni Doğan Bebeklerde Tiroit Hormon Taraması Mutlaka Yapılmalıdır
Bebeklerde hipotiroidi doğumsal olarak ortaya çıkabilir. Bu bebekler hemen tedavi edilmez ise zeka geriliği, boy kısalığı, el ve yüzde şişlik, sağırlık, ve sinir sistemiyle ilgili bozukluklar oluşur ve sonradan tedaviye başlansa bile bu hasarlar düzelmez.

Türkiye’de yeni doğan her 4000 bebekten birisinde hipotiroidi vardır. Doğumsal tiroit yetmezliği çoğunlukla tiroit bezi yokluğu veya hormon yapım bozukluğu nedeniyle oluşur.
Bu bebeklerde solunum sıkıntısı, dilde büyüklük, göbek fıtığı, morarma, sarılık, beslenmenin kötü olması, at kişnemesi gibi ağlama ve kemik gelişim bozukluğu vardır.
Bebeklerde hipotiroidi taraması topuktan filtre kağıdına kan damlatılarak yapılır. İlk ölçümde TSH hormonu 30 IU/L’den yüksek çıkarsa çocuk 1 ay sonra tekrar çağrılır ve serbest T4 ve TSH hormon düzeylerine bakılır. T4 düşük ve TSH 30’dan yüksek bulunursa hipotiroidi yani tiroit bezi yetmezliği tanısı konarak hemen tiroit ilacı ile tedavisine başlanır. Bu çocukların tedavisi için Tıp Fakültelerinde veya diğer hastanelerde bulunan Çocuk Endokrinolojisi bölümüne başvurmanız ve takiplerinin orada yapılması daha uygundur.
Çocuklarda tedavi edilmeyen tiroit yetmezliği büyümeyi engeller, boy kısa kalır ve zeka gelişimi geri kalır. Bu çocuklar erken yaşta ergenliğe girebilir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:51
Bebekte Ek Gıdalara Geçiş

İlk aylarda, bebeğinizi emzirerek beslediniz. Onun büyüyüp başka gıdalar alacağı zamanı belki de sabırsızlıkla beklediniz. Günümüzde bebeklere, ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme öneriyoruz. Çoğu bebek, yaklaşık 6 ayda anne sütüyle birlikte ek gıdaları alacak duruma gelir. Bebeği takip eden doktorunuz, onun gelişim özelliklerine göre genellikle 6 ayda ek gıdalara geçebileceğinizi söyleyecektir.

Peki, bebeğin ek gıda almaya hazır olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?

Artık, sizin yedikleriniz bebeğin de ilgisini çekmeye başlamıştır, hatta uzanıp tabaktaki veya elinizdekileri almaya çalışabilir.
Ağzına verilen gıdayı veya kaşığı diliyle itmez.
Ağzına oyuncak veya kaşık sokulduğunda öğürmez.
Destekle de olsa, dik oturabilmektedir.
Ek gıdaya geçerken nelere dikkat etmek gerekir?
Bebek yorgunsa, keyfi yoksa beslemeye çalışmayın.

Bir seferde tek bir yeni gıda deneyin. Böylece, allerjiye neden olan bir gıdayı kolayca saptayabilirsiniz.

Küçük miktarlarla başlayın, yavaşça arttırın. Bebeğiniz yeterince aldığını size anlatacaktır, bundan sonrası için zorlamayın.

Reddettiği bir gıdayı 1-2 hafta kadar ara verip sonra tekrar deneyin.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:54
Content visible to registered users only.

Ocak 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Ekim/Kas 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4 5 6 7



--------------------------------------------------------------------------------
Şubat 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28
Kas/Ara 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 1 2 3 4 5

--------------------------------------------------------------------------------
Mart 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Ara/Ocak 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4 5

--------------------------------------------------------------------------------
Nisan 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Oca/Şub 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4

--------------------------------------------------------------------------------
Mayıs 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Şub/Mar 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 1 2 3 4 5 6 7

--------------------------------------------------------------------------------
Haziran 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Mar/Nis 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4 5 6

--------------------------------------------------------------------------------
Temmuz 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Nis/May 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 1 2 3 4 5 6 7

--------------------------------------------------------------------------------
Ağustos 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
May/Haz 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4 5 6 7

--------------------------------------------------------------------------------
Eylül 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Haz/Tem 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 1 2 3 4 5 6 7

--------------------------------------------------------------------------------
Ekim 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31
Tem/Ağu 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4 5 6 7

--------------------------------------------------------------------------------
Kasım 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30
Ağu/Eyl 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1 2 3 4 5 6

Beklenen doğum tarihinizi tahmin etmek için aşağıdaki tabloyu kullanabilirsiniz.
Tabloda üstteki satırdan son adet tarihinizi bulup hemen altındaki güne bakın. Bugün sizin beklenen doğum tarihiniz olacaktır.
Unutmayın bebeklerin sadece %5'i beklenen doğum tarihinde dünyaya gelir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:56
GAZ VE KABIZLIK SORUNLARI

İlk aylarda karşılaşılan gaz ve kabızlık sorunları son derece doğaldır. Özellikle yeni doğan bebeklerde barsakların tam gelişmemiş olması nedeniyle gaz sancısına sıkça rastlanır. Anne sütü ile beslenen bebekler için annenin beslenmesine dikkat etmesi, gaz yapacak besinlerden kaçınması (lahana, karnıbahar, bakliyat, portakal, mandalina, limon, çiğ soğan, sarımsak, fındık) kısmen çözüm olabilir. Her beslenmeden sonra bebeğin gazı mutlaka çıkarılmalıdır.

Gaz sancısı çeken bebeklerde bitki karışımları rahatlatıcı ve gaz sancılarını giderici etki gösterir. Yapılan bilimsel bir araştırmanın sonucunda bitki karışımlarının gaz sancısını %57 oranında azalttığı bilinmektedir (Journal of Pediatrics, 1993). Bu çalışmada, gaz sancısı; kullanılan bitki karışımı ile belirgin bir azalma göstermiştir. Rezene ve papatya bitkilerinin bebeklerin gazını rahat çıkarmasına yardımcı olduğu ve rahatlatıcı etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bu bitki özlerinden özel olarak bebekler için hazırlanmış çaylar, doğumdan itibaren beslenme aralarında ve sonralarında bebeğe istenilen sıklık ve miktarlarda verilebilir ve hiçbir yan etkisi yoktur. Tamamen doğal olan bu çaylar bebeğinizin gaz giderici kimyasal sentetik maddelerle karşılaşmasını önler.

Anne sütü ile beslenen bebeklerde kabızlık sık rastlanan bir sorun değildir. Bebeğin 3-4 günde yaptığı sert dışkıyı kabızlık olarak tarif edebiliriz. Böyle bir durumla karşılaşırsanız doktorunuzla konuşmalısınız.

Biberon maması kullanımı sırasında karşılaşılan gaz ve kabızlık sorunlarını; bu sorunlara çözüm bulmak için geliştirilmiş prebiyotik lifler* içeren kısmen hidrolize biberon mamaları kullanarak çözebilirsiniz.

Prebiyotik Lif : Anne sütünün yapısında bulunan, çözünmeyen, barsakta sindirilen besinsel liflerdir. Bu lifler barsakta yararlı bakterilerin artmasını sağlayarak bebeğin bağışıklık sistemini destekler aynı zamanda rahat ve kolay dışkılamaya yardımcı olur.

KUSMA SORUNLARI

Sindirim sisteminin tam olgunlaşmadığı ilk aylarda sütün bir kısmını geri çıkarma çok sık rastlanılan bir durumdur. Kusma sorunu bebeğin kilo almasına engel olmuyorsa endişelenmenize gerek yoktur. Kusmayı engellemek amacıyla içlerine doğal bir lif eklenmiş kusmayı azaltan AR mamalar kullanılabilir.
Normalde kusma sorunu olmayan bir bebek aniden çok yoğun ve fışkırtırcasına kusmaya başlamışsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

İSHAL

Anne sütü ile beslenen bebekler sık ve sulu dışkı yapabilirler. Bu durumu ishalle karıştırmamak gerekir. Bebeğin aniden başlayan çok sık ve sulu dışkısı varsa ve buna kusma da eşlik ediyorsa mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

İshal döneminde bebeğin ihtiyaçları farklı olacağından bu döneme yönelik ishal mamaları kullanılabilir.

ALLERJİ

Anne sütü alan bebeklerde allerji problemi görülmez. Anne veya babasında allerji sorunu olan bir bebek allerji riski altında doğar. Besin allerjileri çok farklı şekillerde kendini gösterebilir. Yumurta, balık, portakal, çilek, muz, fındık alerjen besinler arasında sayılabilir.
Biberon maması kullanımında ortaya çıkan bir allerjik durum söz konusu ise uygun bir allerji maması doktor tavsiyesi ile kullanılabilir.

Ek besin döneminde de her ek besine teker teker başlamak suretiyle herhangi bir allerjik durum görülürse bunun hangi besinden kaynaklandığını ayı rt etmek mümkün olur. Genellikle deride kızarıklık, ishal, tekrarlayan üst solunum yolları enfeksiyonları allerjik kökenli olabilmektedir.

ERKEN DOĞAN VE DÜŞÜK DOĞUM AĞIRLIKLI BEBEK

Zamanından önce ve düşük doğum ağırlıklı dünyaya gelen bebeklerin daha özel bir bakıma ihtiyaçları vardır. Prematüre doğan bebeklerin zamanında doğan bebeklere göre besin ihtiyaçları da farklıdır. Bu bebeklerin daha fazla enerji, protein ve mineral ihtiyaçları vardır. Ve bu amaçla anne sütünü zenginleştirici mamalar kullanılabilir. Eğer anne sütü verilemiyorsa özel prematüre mamaları tercih edilmelidir. Bebek yaklaşık 3,5 kg oluncaya kadar prematüre bebek mamalarına devam edilmelidir.

YETERSİZ BESLENME

Bebeklik döneminde diş çıkarma, hastalık vb. durumlarda bebek normal beslenmesi ile günlük besin ve enerji ihtiyacını karşılayamayabilir. Ayrıca yetersiz beslenmenin sebebi çeşitli sağlık sorunlarına da bağlı olabilir. Bu durumda mutlaka doktorunuzla görüşmelisiniz. Bebeğin günlük protein ve enerji alımı hesaplanarak, eksiklik protein ve enerji takviyesi ürünleri ile tamamlanabilir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:57
Çocuğum Yemek Yemiyor

Çocuklar özellikle "Hayır" dönemlerinde ( yaklaşık 18 ay ile 3 yaş arası ) anne ve babasına karşı çıkmanın ve kişiliğini ispatlamanın bir şeklinide yemek'lerde gösterirler. Önüne koyduğunuz şeyleri daha evvel yiyen, bitiren çocuğunuz bir bakmışsınız ağzına hiç bir şey koymuyor, yaptıklarınızı beğenmiyor, yemek seçiyor ve yemek zamanlarını inanılmaz kabuslara dönüştürüyor. Bu sık rastlanan olaya yaklaşırken sebeblerini araştırmamız, çocukların neden yemek yemek istemedikleri ve neler yapıp, neler yapmamamız gerektiğini üzerinde durmak lazım...
Siz bir anne olarak çocuğunuz yemek yemediği zamanlarda kendinizi çok kötü hissedeceksiniz, hatta suçu belki kendinizde bile arayacaksınız, acaba hastamı oluyor veya başka bir problem'imi var diye düşüneceksiniz ve soluğu doktorunuzda alacaksınız. Kendi çocuklarının çok güzel yemek tediğini söyleyen arkadaşlarınıza kulağınızı kapatın, kararlı ve istikrarlı bir şekilde, besin dengesini bozmadan yedirmeye gayret edin.

Neden Yemek İstemezler ;

Yukarıda bahsettiğimiz gibi özellikle hayır dönemlerinde kişiliklerini ve varlıklarını ispatlamak ve size söz geçirmek için bir çok şeye itiraz ettiği gibi yemek yemeyede karşı gelecek veya yaptığınız yemekleri beğenmeyip problem yaratacaktır.
İlerleyen yaşlarında bebeklik dönemindeki kadar hızlı büyümediği için yemek yemeside azalacaktır. Bebekler ikinci yıllarında ilk yılları kadar çok yemeye ihtiyaç duymazlar, bu dönemde büyümeleri daha yavaş olduğu için kalori ihtiyaçlarıda azalacaktır.
Eğer o anda onu çok meşgul eden bir şeyle ilgileniyor veya oyun oynuyorsa, kendinide bu yaptığından alamıyorsa, kesinllikle buna ara verip yemek yemek istenmeyecektir.
Daha sonra yemek yiyebileceğini düşünebilir ve o anda daha açıkmamış veya istemiyor olabilir.
Önüne koyduğunuz yemekleri beğenmiyor olabilir, ne olsa çocuğunuzunda damak zevki oluşuyor ve bazı yemekleri daha çok seviyor, bazılarınıda sevmiyor olabilir.

Alınabilecek Önlemler ;

İlk olarak sakin ve kararlı bir tutum sergilemeniz, olaylara bilinçli bir şekilde yaklaşıp aile huzurunuzu ve sinirlerinizi bozmadan yemek saatini geçirmelisiniz. Unutmayın ona ceza vererek veya bağırarak hiç bir şeyi çözemediğiniz gibi işleri daha da karıştırırsınız. Kesinlikle baskı uygulamayın ve onu anlayışla karşılayın.

Çocuğunuz yemek yemiyor veya yemek seçip az yiyorsa yapılan yemeklerin daha besleyici ve kalorili olamasını sağlayabilirsiniz.

Bir yemeğin üç besinden oluşması gerektiğini unutmayın, bir sebze, protein ( et, balık, yumurta gibi ), süt ürünleri yada meyve.

Yemek yaparken çocuğunuzun ağız tadınıda biraz göz önünde bulundurun, aslında makarna ve pilav dan başka bir şey istemeyecektir ama yinede yedekte onun sevdiği ve reddetmeyeceği yemekler bulunsun.

Yemek yaparken veya sofrayı hazırlarken, sonrasındada toplarken size yardım etmesini isteyin, bu çok hoşuna gidecek ve yemek yemesini motive edecektir.

Yemek yeme saatlerini düzenleyin, yemek zamanı açıkmış olsun. Mümkünse yemeğe tüm aile bireyleri birlikte otursun ve çocuğunuz tüm ailenin yemek yediğini görsün.

Yemek yeme ve yemek saati alışkanlıklarını kazandırmaya çalışın ve yemek yemenin herkes için bir gereksinim olduğunu anlatın.

Yemek yerken onunla sohbet edin, başka şeylerle ilgilenip onunda dikkatini dağı tmayın.

Kendi kendine yemek yemesine izin verin, belki üzerini kirletecek, etrafı kirletecektir ama yemeğini yiyecek ve bundan hoşlanacaktır. Ara sıra ellerini bile kullanmasına izin verebilirsiniz.

Yemek yemeyen veya reddeden çocukların yemek aralarında abur cubur yemesine engel olun.

Devamlı aynı yemekleri vererek sevdiği yenmeklerden bile çocuğunuzu soğutabilir ve yememesini sağlayabilirsiniz, yaratıcılığınızı arttırın, devamlı yediği yemekler yeni ve değişik tatlar ekleyerek bunu engelleyebilirsiniz.

İçeceklerin önemini unutmayın, çocuğunuza verdiğiniz süt miktarı yemek yemesini etkileyebilir. yemek sırasında herhangi bir şey içecekse bu bir bardak ile sınırlı olmalıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:58
Çoğul gebelikler anne ve fetuslar açısından yüksek riskli gebeliklerdir. Tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerindeki gelişmeler ve daha ileri yaşlarda doğumların artması ile son 10 yılda çoğul gebelik sıklığı belirgin olarak artmıştır.

İkiz gebelik sıklığı 1000 gebelikte 15 kadardır. Tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerinin uygulanması ile bu oran 1000’de 25 civarına yükselmiştir. Üç ve daha fazla fetusun yer aldığı çoğul gebelik oranı ise 10.000’de 12 civarında olup, büyük bölümü yumurtlamayı uyarıcı tedavi ve yardımcı üreme teknikleri ile oluşmaktadır. Kendi kendine oluşan üçüz gebelik sıklığı ise 10.000’de 3.7’dir.

İkiz gebelikler tek yumurta ve çift yumurta ikizleri olarak iki şekilde oluşabilir. İkiz gebeliklerin 2/3’si çift yumurta, 1/3’i ise tek yumurta ikizidir. Çift yumurta ikizlerinin cinsiyeti aynı veya faarklı olabilir. Tek yumurta ikizleri ise her zaman aynı cinstendir. Çift yumurta ikizleri ailede ikiz olması, ırk, anne yaşı ve annenin önceki gebelik sayısı gibi faktörlerden etkilenir. Yumurtlamayı uyarıcı tedaviler daha çok çift yumurta ikizi sıklığını arttırmasına rağmen, tek yumurta ikizi sıklığını da arttırmaktadır.
Çift yumurta ikizleri iki ayrı yumurtanın, iki ayrı sperm tarafından döllenmesi ile oluşur. Tek yumurta ikizleri ise tek bir yumurtanın, tek bir sperm tarafından döllenmesinden sonra oluşan gebelik ürününün bölünmesi ile gerçekleşir. Bölünmenin gerçekleştiği döneme göre tek yumurta ikizleri dikoryonik-diamnionik, monokoryonik-monoamnionik ve monokoryonik-diamniotik plasenta şekilleri gösterirler. Bunlar fetusların etrafındaki keselerin ve plasentaların şekline göre yapılan sınıflandırmadır. Çift yumurta ikizlerinin plasentaları her zaman dikoryonik-diamniotiktir. Tek yumurta ikizlerinin riski, çift yumurta ikizlerinden daha fazladır.

Çoğul gebeliklerde en korkulan problemler erken doğum ve bebeklerde rahim içinde gelişme geriliği olmasıdır. İkiz gebeliklerin % 50’si prematürite sınırı olan 37. haftadan önce doğmaktadır, bu oran üçüzlerde %90’ın üzerindedir. Gebeler açısından anemi, hipertansiyon, gebeliğe bağlı şeker hastalığı riskleri artmıştır.

GEBELİKTE TAKİP

Çoğul gebeliği olan gebeler, özellikle gebeliğin ikinci yarısında daha sık olarak izlenmelidir. 20. haftadan sonra 3 haftada bir, 26-28 haftadan sonra ise 1-2 hafta ara ile kontrol yapılmalıdır. Çoğul gebeliği olan gebeler, her fetus başına ek olarak günde 200-300 kCal almalıdır. İkiz gebelikte günlük 2700 kCal diyet önerilir. Ayrıca çoğul gebeliği olan gebeler mutlaka düzenli demir ve folik asit kullanmalıdır.

Prematüritenin Önlenmesi ile İlgili Eğitim: Çoğul gebeliği olan gebeler erken doğumun belirti ve işaretlerini öğrenmelidir. Gebeler kendi kendilerine kasılma takibi yapabilmeli, eğer istirahat ile geçmeyen ağrı ve kasılma olursa doktorlarına veya hastaneye başvurmalıdırlar. Herhangi bir kanama veya su gelmesi durumunda doktora haber verilmelidir.

Fiziksel Aktivite: Yatak istirahatinin erken doğumu önlemedeki etkinliği kanıtlanmamıştır. Ancak özellikle 28. haftadan sonra hareket kısıtlaması yararlı olabilir. Üçüz veya daha fazla fetusun yer aldığı gebeliklerde aşırı fizik aktiviteden ve stresli çevre şartlarından kaçınma önerilir. Uzun süre yatak istirahati ve hareketsiz kalmanın da damarlarda pıhtılaşmaya eğilim, kemik kaybı gibi riskleri vardır.

Gebeliğin ikinci yarısından itibaren muayene esnasında rahim ağzının da ultrasonografi olarak değerlendirilmesi erken doğum riski açısından yararlı olabilir. Rahim ağzı uzunluğunun 3.5 cm altında olması erken doğum riskinin arttığını gösterir.

Çoğul gebelikte preeklampsi ve hipertansiyon riski artmıştır. Bu nedenle tansiyon takiplerinin ve tuzsuz diyetin önemi vurgulanmalıdır.

PRETERM DOĞUM

İkiz gebeliği olanların %50’si 37. haftadan önce doğum yapmaktadır. Doğumdaki gebelik haftası ne kadar küçük olursa fetuslar o kadar büyük risk altındadır. Bu nedenle erken doğum belirtileri olan gebeler hastaneye yatırılmalı, gerekirse doğumu durdurucu tedavi başlanmalıdır.

GEBELİK REDÜKSİYONU

Erken doğum riskini azaltmak için, özellikle dört veya daha fazla fetusun bulunduğu gebeliklerde, 10-11. haftada fetuslardan bir veya birkaçı öldürülerek, kalanların erken doğum riski azaltılmaya ve yaşam şansları arttırılmaya çalışılmaktadır. Bu işleme bağlı düşük riski de %10 civarındadır. Bu nedenle bu işlemin deneyimli kişilerce yapılması önerilir.

DOĞUM ÖNCESİ TAKİP

Çoğul gebeliği olan gebeler fetusların büyümelerinin izlenmesi açısından ultrasonografi ile, bebeklerin iyilik hallerinin izlenmesi açısından da nonstres test ile izlenmelidir. Ultrasonografi ile fetusların etrafındaki sıvı miktarının izlenmesi de önemlidir. Su miktarının azalması doğumu gerektiren bir bulgu olabilir. Bu testlere fetusların ve gebenin bulgularına göre 32. gebelik haftasından sonra başlanabilir.

DOĞUM ŞEKLİ

Çoğul gebeliklerde bir veya iki fetusta baş gelişi dışındaki geliş şekilleri yaygın olduğundan sezaryenle doğum önerilir. Ancak her iki fetusun da başla geldiği durumlarda normal vaginal doğum güvenlidir. Prezentasyon anomalisi denilen makat gelişi veya yan duruş gibi durumlarda sezaryenle doğum tercih edilmelidir. Sezaryen fetusların yaşam şanslarının çok az olduğu 26-27. gebelik haftasından önc e düşünülmemelidir.

Üç veya daha fazla fetusun bulunduğu durumlarda sezaryen tercih edilmelidir.

İKİZDEN İKİZE TRANSFÜZYON SENDROMU

Tek yumurta ikizlerinde fetusların plasentaları arasındaki damar anastomozları nedeniyle kan alış-verişleri olabilir. Bu durum fetusların birinde anemiye neden olurken, diğer fetusta aksine kan değerlerinin yükselmesine yol açar. Hem alıcı hem de verici olan fetus risk altındadır. Alıcı fetusun etrafındaki sıvı miktarı artarken, verici fetusun etrafındaki amniyos sıvısı miktarı azalır. Bu durum verici fetusun idrar çıkışının azalmasına bağlıdır. Fetuslar açısından çok riskli bir durumdur. Amniyos sıvısını azaltmak amacıyla amniyosentez yapılarak bir miktar sıvı alınabilir. Fetoskopi yapılarak kan alışverişi olan damarlar lazerle yakılıp, geçiş durdurulabilir.

İKİZLERDEN BİRİNİN ÖLÜMÜ

Monokoryonik ikizlerde daha tehlikelidir. Gebelik haftasına göre hareket edilir. Yaşayan fetus dışarıda yaşayabilecek gebelik haftasında ise doğum düşünülebilir. Aksi takdirde konservatif kalınır ve ölen fetusun anne ve diğer bebeğe etkilerini araştırmak için bazı testler yapılır. Monokoryonik ikizlerde ölen fetustan açığa çıkan bazı maddelerin diğer fetusa geçmesi, fetal beyin hasarına yol açabilir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 20:59
Content visible to registered users only.


Dış gebelik, embryonun normalde yerleşmesi gereken rahim dışında bir yere yerleşerek gelişmesini sürdürmesidir. Yaklaşık olarak 100 gebelikte 1 oranında görülmekle birlikte, son yıllarda bu sıklık biraz daha artmıştır.

Dış gebelik en sık olarak rahmin iki yanındaki tüplerde görülür. Normalde kadının yumurtası ile erkeğin spermi tüplerde karşılaşıp döllenme burada gerçekleşir. Döllenen yumurta 48-72 saat sonra rahime ulaşıp, burada yerleşir ve gelişmesine devam eder. Tüplerin iç tabakasında bir hasar oluştuğunda döllenmiş yumurtanın bu yolculuğu gerçekleşmez ve tüp içinde gelişmesine devam ederek dış gebeliğe neden olur.

Tüpler rahim duvarı gibi, kalın ve genişleme yeteneğine sahip olmadıkları için gebeliğin büyümesi ile gerilip bir süre sonra yırtılırlar. Bu hastanın yaşamını tehdit edici bir iç kanamaya neden olabilir. Amaç bu evreye ulaşmadan hasatlığın tanınması ve tedavi edilmesidir. Bu nedenle gebelik şüphesi olan kişide erken dönemde yapılan ultrasonografinin amacı, gebeliğin yerleşim yerinin ve gebeliğin sağlıklı olup olmadığının belirlenmesidir.

DIŞ GEBELİK KİMLERDE DAHA SIKTIR?

Dış gebelik için en önemli risk faktörü geçirilmiş olan genital infeksiyonlardır. Tüpün içinde döllenmiş yumurtanın rahim içine naklini kolaylaştıran tüysü oluşumlardaki kalıcı hasar dış gebelik oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Bu infeksiyonlar klinik belirti vermeden, farkına varılmadan da geçirilmiş olabilir.

Sigara ve nikotin de aynı şekilde tüpte hasara neden olarak dış gebelik olasılığını arttırıcı bir risk faktörüdür. Tüplerle ilgili geçirilmiş ameliyatlar da dış gebelik için risk faktörüdür. Tüp bebek uygulamalarından sonra dış gebelik daha sık görülmektedir. Daha önce dış gebelik nedeniyle ameliyat geçirmiş olmak da dış gebelik olasılığını yaklaşık 10 kat arttırmaktadır.

NASIL BELİRTİ VERİR?

Ağrı, adet gecikmesini izleyen vaginal kanama en önemli işaretlerdir. Ağrının nedeni tüpün gerilmesidir. Daha sonra tüp yırtılıp, karın içine kanama olduğunda çok şiddetli ağrı ve bayılma ortaya çıkar. Amaç olayı bu boyuta gelmeden teşhis ve tedavi edebilmektir.

Muayene esnasında rahim yanında kitle saptanması da önemli bir bulgu olabilir. Ancak bu daha ilerlemiş hastalık tablosunda karşılaşılabilecek bir bulgudur.

NASIL TANI KONULUR?

Bugün dış gebelik tanısında kullanılan en önemli iki araç ultrasonografi ve kanda yapılan beta hCG düzeyi ölçümüdür. Bu sayede hastalık çok erken aşamada yakalanabilmektedir. Geçmişte anne açısından ölümcül bir hastalık olan dış gebelik bu sayede ölümcül bir hastalık olmaktan çıkmıştır. Tanıda şüphe olduğu durumlarda laparoskopi hem tanı hem de hastalığı tedavi edici olarak kullanılabilir.

Kanda yapılan gebelik testi, yani beta hCG düzeyi 1500 mIU/ml’nin üzerinde olduğu halde , vaginal ultrasonografide rahim içinde gebelik kesesi görünmüyorsa dış gebelik olasılığı yüksektir. Ayrıca ultrasonografide yumurtalık-tüp etrafında kitle saptanması, batın boşluğunda serbest sıvı-kan görülmesi tanıyı destekleyen bulgulardır. Normalde bu dönemde günaşırı bakılan beta hCG değerleri r sağlıklı bir gebelikte 2 kat artar. Gebelik sağlıklı bir gebelik değilse veya dış gebelik söz konusuysa bu artış daha yavaş olur. Burada peş peşe yapılan beta hCG ölçümleri ile birlikte ultrasonografik değerlendirmelerle tanı büyük ölçüde doğru olarak konulabilir.

Beta hCG düzeyi yeterince artmıyor ve ultrasonografide rahim içinde gebelik kesesi saptanmadığı halde tanıda şüphe varsa, kürtajla rahim içinden alınan parça ile rahim içinde ortaya çıkıp bozulmuş bir gebelik mi, yoksa gerçekten dış gebelik mi olduğu ayrımı yapılabilir. Beta hCG düzeyinin günaşırı 2 kat arttığı hastalarda, rahim içinde sağlıklı bir gebelik gelişebileceğinden bu işlemden kaçınılmalıdır.

Diğer yardımcı bir laboratuar testi de kan progesteron hormon ölçümüdür. Gebelik hormonu olan progesteronun 25 ng/ml altında ölçülmesi sıklıkla gebeliğin sağlıklı olmadığına işaret eder. Bu ya rahim içindeki bozulmuş bir gebelik veya dış gebelik olabilir.

Vaginal yoldan yapılan ultrasonografide nadiren tüpteki gebelik kesesi ve hatta bebeğin kalb atışları görülebilir.

DIŞ GEBELİĞİN DİĞER YERLEŞİM BÖLGELERİ

Dış gebelik çok büyük olasılıkla tüplerde görülür. Diğer yerleşim bölgeleri yumurtalıklar (ovaryen gebelik), abdominal gebelik ve servikal gebeliktir.

Yumurtalıkta dış gebelik, tüm dış gebeliklerin %1’inden daha azdır. Spermin yumurtayı, yumurtalık içinde döllemesi sonucu ortay çıkar. Abdominal gebelik, gebeliğin karın boşluğunda yerleşmesidir. Tüpteki gebeliğin karın boşluğuna atılıp burada gelişimini sürdürmesi veya gebelik ürününün doğrudan karın boşluğunda gelişmesi ile oluşur. Çocuğun eşi -plasenta- barsaklar veya karın iç zarına yapışıp buradan beslenir. Ancak bu gebelikler nadiren çok ileri gebelik aylarına ulaşırlar. Ultrasonografide bebeğin etrafında rahim duvarının görülmemesi ve rahmin ayrıca boş olarak saptanması ile tanı konur. Tedavisi cerrahi olarak gebeliğin sonlandırılmasıdır.

Servikal gebelik, gebeliğin rahim ağzında –serviks- yerleşmesidir. Rahim ağzının, rahim duvarı gibi genişleyemediği için gebeliğin büyümesi ile yırtılma ve çok şiddetli kanama olur. Tedavisi ilaçla veya cerrahi olarak yapılabilir.

DIŞ GEBELİK NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Bugün dış gebelik tedavisinde en sık kullanılan yöntem laparoskopidir. Bunun dışında açık ameliyat yani laparotomi, bugün ancak iç kanaması olan hastalarda tercih edilmektedir. Son yıllarda ilaçla tedavi de erken dönemde saptanan dış gebeliklerin tedavisinde başarıyla uygulanmaktadır.

CERRAHİ TEDAVİ

Cerrahi tedavi laparoskopi veya laparotomi ile yapılabilir. Her iki işlem de aynı amaçla kullanılabilir. Hastanın daha çabuk iyileşmesi ve daha kısa süre hastanede kalması açısından laparoskopi tercih edilmektedir.

Laparotomi, ancak çok acil girişim gerektiren, iç kanamalı hastalarda uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi tüpü koruyucu biçimde, tüpün açılıp gebelik ürününün boşaltılması ve kanamanın durdurulması şeklinde konservatif bir ameliyat olarak uygulanabilir. Tüp çok hasar görmüşse veya hastanın tekrar çocuk isteği yoksa tüp tamamen alınabilir.

Laparoskopi karın açılmadan yapılan ameliyat şeklidir. Göbek altından ve karın alt bölgelerinde 3 adet, 5-10 mm.lik kesilerle girilerek, optik sis temlerle karın içi ve genital organlar görüntülenmektedir. Genel anestezi altında yapılan bir işlemdir. Sıklıkla hasta hastanede 1 gün kalıp taburcu edilebilir. Laparoskopide sıklıkla konservatif girişim yapılmaktadır. Karın içi kontrol edildikten sonra dış gebelik bulunan tüp saptanır. Tüpe çizgi şeklinde bir kesi yapılarak gebelik ürünü boşaltılır ve kanama kontrolü sağlanır. Tüp korunduğu için hastanın aynı tüpten tekrar gebe kalma şansı devam eder. Bu işlemden sonra tekrar dış gebelik olma şansı %10 kadardır. Hastanın tekrar gebe kalma şansı, tüp etrafında yapışıklık olup olmamasına, diğer tüpün durumuna da bağlıdır.

Tüpü çok hasar gören ve dış gebeliğin tekrarlama olasılığının yüksek olduğu hastalarda tüpün çıkartılması tercih edilebilir. Yukarıda bahsedilen işlemler açık ameliyatla, yani laparotomi ile de gerçekleştirilebilir.

TIBBİ TEDAVİ

Son yıllarda dış gebelik tedavisinde ilaçla tedavi de uygulanmaya başlanmış ve iyi sonuçlar alınmıştır. Methotrexate bu amaçla kullanılan ilaçtır. Beta hCG düzeyinin 10.000 mIU/ml altında olduğu ve iç kanama olmamış hastalarda uygulanabilir. Methotrexate tümör tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Gebelik hücreleri normal hücrelerden daha hızlı çoğaldıkları için bu ilaca tıpkı tümör hücreleri gibi yanıt vermekte, dolayısı ile büyümeleri durmaktadır. Bu tedavinin başarı şansı, uygun vakalarda %90’ın üzerindedir. Tekrar dış gebelik olma olasılığı da cerrahi tedavi sonrasındaki gibi % 10 civarındadır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:01
Content visible to registered users only.


Bir çocuk sahibi olmaya karar verildiği ilk andan itibaren yaşanan heyecanlar doğum günü yaklaştıkça artmaya başlar ve doğumun ilk işaretleri ile birlikte doruğa ulaşır .Herşey sona erdikten sonra anne ve babanın dünyadaki en önemli eserleri olan bebek kucağa alındığında ise yaşanan bütün sıkıntılar, çekilen bütün ağrılar yerini tarifi imkansız bir huzur ve mutluluğa bırakır.

Doğum ya da başka bir deyişle normal doğum 20. gebelik haftasını doldurmuş olan bir fetusun rahim dışına zarlar ve plasentası ile birlikte atılmasını ifade eder. İnsanda gebelik 280 gün sürmektedir ancak tüm gebeliklerin sadece %5 kadarı beklenen günde sona erer. Gebe kadınların büyük bir kısmı ise beklenen doğum tarihinden yaklaşık 1 hafta kadar önce doğum eylemine (travay) girer. Düzenli rahim kasılmalarının ortaya çıkması ile başlayan sürece (anne adayı bunları sancı olarak algılar) EYLEM ya da TRAVAY adı verilir.

Bir gebeliğin normal yoldan sonlanabilmesi 3 ana faktöre bağlıdır. Bunlar rahime bağlı, bebeğe bağlı ve annenin kemik çatısına bağlı faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bir başka deyiş ise güçler (rahim kasılmaları), yol (kemik yapı) ve yolcudur. (bebek). Doğumun olabilmesi için rahim düzenli aralıklarla rahim ağzını açabilmek için kasılmalıdır. Bu kasılmaların karşısında rahim ağzının açılmasına engel bir durum olmamalıdır. Rahim açıldıktan sonra devam eden kasılmalar bebeği rahim dışına itecektir. Bu itmenin sağlanması için bebek uygun pozisyonda olmalı ve yine önünde bir engel bulunmamalıdır. Son olarak bebeğin geçeceği yol ile bebek arasında bir uyumsuzluk söz konusu olmamalıdır. Örnğin bebeğin yan ya da oblik durduğu durumlarda bu yoldan geçmesi mümkün değildir. Böyle bir durum varlığında normal doğum gerçekleşemeyecek, eğer zamanında fark edilip sezaryene karar verilmez ise anne ve bebeğin hayatını tehlikeye atabilecek istenmeyen komplikasyonlar ortaya çıkabilecektir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri düzensiz kasılmalar ve halk arasında nişan gelmesi olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüğümsü bir tıkaç ile kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır. Yine doğumun erken belirtilerinden biri de düzensiz rahim kasılmalarıdır. Kişi bu kasılmaları ağrı olarak algılar. Yalancı doğum sancıları adı verilen bu kasılmalar dinlenmek ile geçer ve sıklık ile şiddeti zamanlar artmaz. Suyun gelmesi doğumun bir diğer belirtisidir. Genelde zarlar açıldıktan sonra 24 saat içinde eylem başlar.

Doğumu başlatan faktörlerin ne olduğu, anne vücudunun bebeğin olgulaştığını anlamasını ve sancıları başlatarak doğumu gerçekleştiren etkenlerin hangileri olduğu günümüzde hala daha tam olarak anlaşılmış değildir. Bu konuda çok çeşitli teoriler olmasına rağmen doğum olayı hala daha gizemini korumaktadır.

Doğum temel olarak 3 evrede incelenir.

Doğumun birinci evresi rahim ağzında açılmaya neden olacak güçteki kasılmaların başlamasından rahim ağzının tam açılmasına (10 cm) kadar geçen süredir.

Doğumun ikinci evresi tam açık durumundan bebeğin tamamen doğmasına kadar geçen süreyi ifade eder.

Bebeğin tamamen doğması ile plasenta ve eklerinin bütünü ile atılmasına kadar geçen süreye de doğumun 3. evresi denir.

Bazı yazarlara göre 3. evreden sonraki ilk 1 saatlik dönem 4. evre olarak adlandırılmalıdır.

Doğum insanlık tarihinin başlangıcından beri hekim ve hekim olmayan tüm insanlar için son derece gizemli ve büyüleyici bir olaydır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:02
Content visible to registered users only.


Yenidoğan Tarama Testleri

Yenidoğan tarama testleri, saptandığında tedavisi mümkün olan bazı hastalıkların tanınması için uygulanan testlerdir. Hayatın ilk aylarında belirti vermeyen bu hastalıklar önceden tanınamaz ise bebekte ciddi hasar oluşturabilir. Tanı konduğunda koruyucu tedavi uygulanabilir ve tam bir iyileşme sağlanabilir. Yenidoğan Servisi'nde her yenidoğana kan tarama ve işitme testleri yapılır.

"Hipotiroidi" ve "Fenilketonüri" tarama testleri her bebeğe rutin uygulanan kan testleridir. Hipotiroidi, tiroid hormonlarının eksikliğidir. Bu durumda TSH yükselir. Fenilketonüri, protein sindiriminde eksik bir enzim nedeniyle bir aminoasitin vücutta birikmesidir. Erken teşhis edilmezse her iki hastalıkta da ciddi zeka geriliği oluşabilir.

Tarama testleri bebek 72 saatini doldurduktan sonra yapılmalıdır. Eğer bebek normal doğumla doğmuş ve bir iki gün içinde de taburcu olacaksa, birinci haftada yapılan kontrol muayenesi sırasında kan örneği alınır. Bu testler için topuktan alınan birkaç damla kan yeterlidir.Test sonuçları bir, iki hafta içinde belli olur.

Yenidoğan işitme taraması
Bebekler doğdukları andan itibaren duyarlar. İşitme taramasında, bebeğin alın ve kulak arkasına yerleştirilen elektrodlar sayesinde kulağa verilen seslerin, beyinde yarattığı dalgalar ölçülür. Tarama yapılmadan ailenin gözlemiyle bebekte işitme kaybı, en erken 18 aylıkken saptanabilmektedir. Oysa işitme kaybı ilk altı ayda tanındığında, işitme cihazları ile işitme ve konuşma kabiliyetleri normale yakın gelişmektedir. Bu nedenle işitme engelli bebeklerin erken tanınması önemlidir.

Bebeğiniz işitme taramasını geçemezse, bir ay sonra yenidoğan servisinde kontrol işitme testi yapılır. En iyi cihazlarla bile, 100 bebekten 4'ü testi geçememektedir. Ancak test tekrarlandığında, bu oran 1000 bebekte 3-4'e düşmektedir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:03
Content visible to registered users only.


Bebeklerin bir kısmının kalça ekleminde çıkığına yol açan sorunlar olabilir. Diğer bir deyişle uyluk kemiğinin üst ucu kalça ekleminin kapsülünden dışarı çıkabilir. Bebeğinizde böyle bir sorun olması durumunda bunun erken tespiti ve tedavisi son derece önemlidir.

Doğumsal kalça çıkığı 800 yenidoğan bebekten birinde görülür. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik, hormonal, mekanik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Bebeklerin % 40’ında çift taraflı çıkık mevcuttur. Kızlarda erkeklere oranla altı kat daha sık görülür.

Kundaklama, bebeği ayaklarından tutarak baş aşağı sallama gibi uygulamalar eğilimi olan bebeklerde kalça çıkığına yol açabilir. Bu nedenle böyle geleneksel uygulamalardan kesinlikle kaçınmak gereklidir.

Doğumsal kalça çıkığı açısından riskli bebekler kimlerdir?

1) Ailede veya yakın akrabalarında kalça çıkığı mevcut olanlar. Bu durum mutlaka doktora bildirilmelidir.
2) Makat gelişi ile doğan bebekler veya anne karnında gebeliğin sonuna kadar başı yukarıda olacak şekilde kalan bebekler.
3) Boynunda bir yana doğru doğumsal eğrilik ‘’Tortikolis’’ olanlar.
4) Ayaklarında doğumsal ortopedik şekil bozuklukları olanlar.

Doğumsal kalça çıkığı nasıl tespit edilir?

Kalçada mevcut olan bir sorunu bakar bakmaz görmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle doktorunuz kontrol muayeneleri sırasında her defasında bebeğinizin kalçalarını da muayene edecektir.

Doktorunuz bebeğinizin kalçalarını muayene ederken uyluk kemiklerini nazikçe çekerek ve iterek kalça ekleminde gevşeklik olup olmadığını tespit eder. Daha büyük bebeklerde bebeğin bacaklarının kolayca açılıp açılmadığını kontrol eder.

Eğer bebeğiniz yenidoğan ise ve sorun çok ciddi değil ise iki hafta sonra tekrar kontrol muayenesi yapılacaktır. Ancak sorun daha ciddi ise veya kontrol muayenesinde de bir sorun tespit edilirse doktorunuz sizi ortopediste yönlendirecektir.

Bazen bebeğinizin kalçası ultrason ile görüntülenebilir. Dört aylıktan daha büyük bebekler için ise kalça ekleminin görüntülenmesi için röntgen filmi çekilebilir.

Doğumsal kalça çıkığı nasıl tedavi edilir?

Kalçadaki sorunların büyük bir kısmı ‘’Pavlik Bandajı’’ ile tedavi edilebilir. Bu bandaj bebeğinizin dizlerini birbirinden ayırarak karnına doğru çekilmesini sağlar. Bu bandaj ile tedavi edilen bebeğiniz her hafta doktorunuz tarafından kontrol edilecek ve uyluk kemiğinin kalça eklemi içerisine yerleşip yerleşmediği gözlenecektir ve eğer yerleşmişse bu bandaj gece gündüz 2-3 ay kadar kullanılacaktır.

Kalça çıkığı olan her yirmi bebekten birinde tedavi için bandaj yeterli olmaz. Böyle bir durumda bebeğinize alçı uygulaması ve bacakların askıya alınması gerekli olabilir. Bazen de kalça çıkığının tedavisi için ameliyat gerekebilir.

Ne zaman doktora başvurmalısınız?

Bebeğiniz kalça çıkığı açısından riskli grupta ise ve ultrasonografi kontrolü yapılmadıysa.
Bebeğinizin bacaklarının boyu birbirine eşit değilse.
Yürümeye başlayan bebeğinizde topallama farkediyorsanız doktorunuza başvurmalısınız.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:04
Content visible to registered users only.


Gebeliğin erken dönemlerinde görülen vajinal kanamalar düşük tehdidi olarak adlandırılır. Düşük tehdidinin en önemli özelliği rahim ağzında bir açılma veya herhangi bir değişiklik olmamasıdır.Kanama ile birlikte ağrı yada kramp olmaması tipiktir. Ağrı varlığında olayın bir düşük ile sonuçlanması daha büyük bir olasılıktır.

Görülme sıklığı
İlk 3 aylık dönemde vajinal kanama görülmesi çok sık karşılaşılan bir durumdur. 20 haftadan küçük tüm gebeliklerin yaklaşık %25-30'unda az ya da çok kanama görülür. Bu hastaların yaklaşık yarısında gebelik bir düşük ile sonuçlanırken geri kalan yarısında ise gebelik normal bir şekilde devam eder.

Tanı
Erken gebelikte kanama görülmesi, yapılan ultrasonografide bebeğin ve kalp atışlarının görülmesi durumunda düşük tehdidi tanısı konur. Burada önemli olan rahim ağzında bir açılma olmamasıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi kanama ile birlikte ağrı olmaması tipik bir bulgudur.

Gebelik testi pozitif olan ya da gebe olduğu kesin olarak bilinen bir kadında kanama ortaya çıktığında bu acil bir durumdur ve hastanın zaman kaybetmeden değerlendirilmesi gerekir. Muayenede öncelikle spekulum incelemesi yapılarak kanamanın rahim içinden geldiğinden emin olmak gerekir. Bazı idrar yolu enfeksiyonları ya da rahim ağzındaki iltihaplar da kanamaya yol açacağından hatalı olarak düşük tehdidi tanısı konabilir. Ayrıca daha önceden ultrason ile gebelik kesesi görülemiş ise erken gebelikte görülen diğer kanama nedenleri de mutlaka araştırılmalıdır. Bu nedenlerden en önemlisi dış gebeliktir. Düşük tehdidi varlığında muayenede rahim içinden dışarıya doğru bir doku geçişi izlenmez, yani rahim ağzında gebeliğe ait dokular görülemez.

Kanamanın miktarı genelde çok fazla değildir. Rengi parlak kırmızıdan koyu kahverengiye kadar değişebilir. Kanamanın renginin kırmızı olması aktif taze bir kanamayı düşündürüken, koyu renkli kanamalar daha erken dönemde olmuş ve büyük olasıkla kesilmiş olan kanamaların belirtisi olarak kabul edilir.

Kanamanın rengi ne kadar parlak, miktarı ne kadar fazla ise gebeliğin bir düşük ile sonuçlanması olasılığı o kadar yüksektir.

Tedavi
Düşük tehdidi durumunda fazla tedavi alternatifi yoktur. Yapılabilecek en uygun davranış aktivite kısıtlamasıdır. Kanamanın şiddetine göre aktivite kısıtlamasının derecesi de değişir.

Hafif koyu renkli kanama varlığında ağır fiziksel aktivite kısıtlaması genelde yeterli olur. Bu gibi durumlarda kişi günü genelde yatakta dinlenerek geçirmeli, eğer çalışıyorsa kanama tamamen kesilene kadar çalışmaya ara vermelidir. Yemek yemek ve tuvalete gitmek dışında yataktan pek fazla çıkmamak uygun bir yaklaşım olacaktır.

Kanamanın daha şiddetli olduğu durumlarda ise kesin yatak istirahati gereklidir. Böyle bir durumda kişinin hastaneye yatırılarak izlenmesi daha uygun olur. Hasta yemek yemek ve tuvalate gitmek için dahi yataktan çıkmaz. Tüm ihtiyaçlarını yatakta giderir.

Gerçekçi olmak gerekirse düşük ile sonuçlanacak bir ge beliği herhangi bir tedavi ile devam ettirebilmek mümkün değildir. Gebelikleri normal olarak devam eden düşük tehdidi olgularında kanamanın nedeni tam olarak bilinmez. Ancak büyük bir olasılıkla bebekte bir kromozom bozukluğu yoktur. Kanamanın olası nedenleri arasında gebelik ürününün rahim içi dokuya yerleşmesi ya da plasentanın gelişiminin bir sonucu olduğu ileri sürülmektedir.

Erken gebelik döneminde vajinal kanama görülmesi durumunda en sık başvurulan tedavi yöntemlerinden birisi progesteron hormonu verilmesidir. Bu tedavi yaklaşımının nedeni bilinmeyen düşük tehdidinde etkinliği konusunda hiçbir bilimesel veri ve kanıt yoktur. Progesteron sadece bu hormonun eksik olduğu bilinen ve buna bağlı düşük öyküsü olanlarda ya da progesteron eksikliği açısından yüksek risk altında olanlarda kullanılmalıdır. Bu hasta grubuna en güzel örnek tüp bebek uygulamaları sonrası hamile kalan kadınlardır. Bu hastalarda gebeliğin 10-12. haftasına kadar progesteron desteği yapılır.

Düşük ile sonuçlanacak olan bir gebeliği herhangi bir tedavi ile durdurmanın mümkün olmadığını belirtmiştik. Düşüklerin %90'ından fazlasında neden o bebeğe ait bir kromozom bozukluğu olduğundan bu bebeğin canlılığını devam ettirmesi nerdeyse olanaksızdır. Kanama varlığında progesteron verilmesi gebeliği devam ettirmez sadece düşüğü bir süre geciktirebilir ya da bulgularını maskeleyebilir. Bu hiç de arzu edilmeyen bir durumdur.

Abortus imminens olgularının yarısında gebelik düşük ile sonuçlanmadan devam edecektir. Öyleyse bu hastalarda kullanılan progesteronun gebelik üzerinde olumlu bir etksinin olması beklenmez. Bir başka deyişle progesteron verilse de verilmesede gebelik devam edecektir. Öyleyse progesteron kullanmak için herhangi bir neden yoktur.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:04
Emziren Annenin Beslenmesi

Emzirirken nasıl besleneceğiniz konusunda merak ettiğiniz noktalar olabilir. Doğum sonrası fazla kilolarınız sizi rahatsız edebilir. Sizlere, emzirme döneminizde beslenmeniz ve kilolarınızdan sağlıklı bir şekilde kurtulmanız konularında yardımcı olmak istiyoruz.

Emziren annelerin sütleri arasında içerik açısından fazla bir fark olmaz. Ancak ürettikleri sütün miktarı farklı olabilir, Huzurlu olmanız, dengeli beslenmeniz ve iyi dinlenmeniz, süt üretiminizi artırır, Ancak sık sık emzirmek ve göğüslerin iyi boşalmasını sağlamak sütü en çok artıran yöntemlerdir.

Hamileliğinizdeki beslenme alışkanlığınıza emzirirken de devam etmelisiniz. Değişik besin guruplarından beslenmeye ve öğün aralarında sağlıklı atıştırmalar yapmaya özen göstermelisiniz. Emzirme sırasında günlük kalori ihtiyacınıza ek olarak 500 kalori daha fazla beslenmeniz yeterlidir. Bu ihtiyacı karşılamak üzere ek olarak 2 su bardağı süt, bir yumurta veya o kadar et, 2-3 ince dilim ekmek veya unlu bir yiyecek, bir adet meyve, bir porsiyon sebze yemeniz yeterlidir.

Emziren annenin aldığı bazı besinler, bebeği olumsuz etkileyebilir.
Bebekler anne sütüne karşı alerji geliştirmezler. Ancak bazen annenin diyetiyle sütüne geçen maddeler bebekleri rahatsız edebilir. Bebekte aşırı ağlama, kusma, ishal, karında şişkinlik ve yanaklarda döküntüler gelişebilir. Eğer bir besin gurubundan şüphelenirseniz, bir hafta süreyle bu besinlerden kaçınmalısınız. Daha sonra az miktarlarda alıp bebeği gözlemlemelisiniz. Özellikle inek sütü, fıstık, balık, mısır, yumurta, lahana, çikolata, portakal ve domates, anne sütünden geçerek bebeği rahatsız eden besinlerdir.


Emzirme sırasında normal olarak kilo vereceksiniz. ilk 4 ayda her ay yaklaşık 0.5 kilo vereceksiniz, Ancak tartı kaybı açısından emziren anneler arasında büyük farklar görülür. Ayda 2 kilodan daha fazla tartı kaybetmek asla doğru değildir. Emzirmeye devam edilirse ilk 4 aydan sonra da biraz daha az olmak üzere tartı kaybı devam eder.

Emzirme sırasında fazla sıvı ihtiyacınız olacaktır.
Her emzirme seansında bir bardak, yani 200-250 ml.su için. Üç litreden daha fazla sıvı alımının süt miktarını çok fazla artırmadığı araştırmalarla gösterilmiştir. Sütün sık aralıklarla sağılmasının süt üretimini daha olumlu etkilediği gösterilmiştir. Emzirme döneminde kendinizi susuz hissettiğiniz zamanlar daha fazla olacaktır. Günde 2.5-3 litreye yakın sıvı almaya dikkat edin.


Hamilelikte aldığınız multivitamin tabletine devam ediniz. Ancak bundan alacağınız vitamine güvenerek günlük taze sebze ve meyve tüketiminizi kısmamalısınız.

Sigara içmemelisiniz. Nikotinin sütü azalttığı gösterilmiştir. Tamamen kesemiyorsanız, içtiğiniz miktarı azaltın. Eğer içiyorsanız da bebeği hemen emzirdikten sonra içmelisiniz. Bebeğin bulunduğu odada, hatta evde kesinlikle sigara dumanı bulunmamalıdır. Sigara dumanı, bebeğin tüm solunum sistemini olumsuz etkiler. Bebek, "sigara içmiş kadar" olur. Bu nedenle hamilelik dönemini fırsat bilerek sigarayı bırakın ve emzirme döneminde de içmemeye özen gösterin.

Kafein içeren içeceklerden ( kahve, çay ve kola ) uzak durun yada günde en fazla iki bardak için. Kafein içeren içeceklerden (kahve, çay ve kolaj uzak durun ya da günde en fazla iki bardak için. Bu miktardan daha fazla alınması, bebekte huzursuzluk yaratabilir. İlaç almanız gereken bir durum olursa doktorunuza mutlaka danışmalısınız.

Emziren anneye örnek bir menü örneği:

Kahvaltı ;
1 su bardağı süt veya yumurta
1 kibrit kutusu kadar peynir
1 tatlı kaşığı reçel veya pekmez 1 ince dilim ekmek

Ara öğün
1 orta boy meyva

Öğle yemeği
1 tabak etli sebze
3 kaşık pilav veya makarna
1 kase yoğurt veya komposto

Ara öğün
1 bardak meyva suyu
1 ince dilim börek veya kek

Akşam
1 kase çorba
2-3 köfte veya et
1 porsiyon zeytinyağlı Salata

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:06
Content visible to registered users only.


Bebek doğduğu anda en gelişmiş reflekslerinden birisi emme refleksidir. Bu refleksin amacı artık annesi ile olan organik bağını koparan yeni bireyin kendi beslenmesini sağlama gereksinimidir Tüm memeli canlılarda olduğu gibi insan yavrusu da doğar doğmaz annesinin memesini arar.

Emzirme anne ile bebek arasındaki ilk duygusal bağın kurulmasının ve bebek için getirdiği yararların yanı sıra anne sağlığı açısından da önemli yararlar sağlar.

Emzirmenin anneye sağladığı kısa ve uzun dönem yararlar şunlardır:

Rahimin kasılması ve kanamanın azalması
Emzirmenin ilk belirgin etkisi rahim kasılmaları üzerindedir. Bebeğin doğumu ile birlikte rahim kasları çok kuvvetli şekilde kasılır ve böylece plasentanın ayrıldığı yerden olan kanama kesilir. Bu olaya uterin involsyon adı verilr. Rahimin yeterli şekilde kasılması oksitosin adı verilen hormonun etkisiyle olur. Doğum sancılarının başlatılması ya da desteklenmesi amacıyla suni sancı amacıyla verilen hormon da oksitosindir. Beyinin hipofiz bölgesinden salınan oksitosinin vücutta iki etkisi vardır. Birincisi rahimin kasılması, ikincisi ise sütün memeden dışarı atılmasını sağlamaktır. Bu doğanın kendini koruma mekanizmalarından birisidir. Bebek emdikçe oluşan uyarı süt yapımını sağlayan prolaktin hormonunun üretimini arttırırken aynı zamanda üretilen sütün meme dışına atılması için yüksek miktarda oksitosin de salgılanır. Salgılanan oksitosin kan dolaşımı ile rahime ulaşarak kasılmasına neden olur ve bu sayede kanama azalır. Doğum sonrası bebeğinizi emzirirken kasıklarınızda adet sancısını andıran ağrılar duymanızın nedeni de bu kasılmalardır. Emziren annelerde kanama ve kan kaybı daha az olacağından uzun dönemde kansızlığa bağlı halsizlik, çarpıntı, çabuk yorulma gibi yakınmalar daha seyrek görülür.

Emzirme doğal bir doğum kontrol yöntemidir
Süt üretiminden sorumlu olan prolaktin hormonu beyinde yumurtlamayı kontrol eden hormonların salgılanması üzerinde etkiye sahiptir. Bu etki sonucu yüksek prolaktin düzeyi varlığında yumurtalıklarda yeni yumurta hücresi gelişimi olmaz. Yumurtlama olmadığı için gebelik olasılığı da ortadan kalkar. Bebek emmeye devam ettikçe süt üretimi ve dolayısıyla prolaktin üretimi devam eder ve yumurtlama baskılanır. Ancak bu baskılanma bebekte ek gıdalara geçildiğinde yavaş yavaş ortadan kalkar. Bebeğini sadece anne sütü ile besleyen kadınlarda yumurtlamanın geri dönmesi 4-6 ay civarında olur ve bu süre içinde emziren anneler istenmeyen gebeliklerden büyük oranda korunmuş olur. Emzirmenin ilk 3 ay için koruyuculuğu %90'ın üzerindedir. Ancak eğer bu dönem içinde adet kanamaları başlarsa büyük olasılıkla yumurtlama da başlamış demektir ve gebelik riski söz konusudur. Bu nedenle emziren annelerde ilk adet kanamasından ya da kanamanın olmaması durumunda 6. aydan sonra ek korunma önerilir.

Emzirme hamilelikte alınan kiloların verilmesini kolaylaştırır
Emzirme ve süt üretiminin kendisi de enerji gerektiren bir olaydır ve günde yaklaşık 500-1000 kalori harcanmasına neden olur. Emzirmeyen bir annenin bu kaloriyi yakması için 1 saatten daha uzun bir süre bisiklete binmesi ya da 2 saat yürümesi gereklidir. Bu nedenle emziren anneler emzirmeyenlere göre daha fazla kalori harcarlar ve hamilelikte aldıkları kiloları daha kolay verebilirler.

Emzirme kanserden korur
İlk kez 1700'lü yıllarda hiç çocuk sahibi olmayan rahibelerde meme kanserinin daha fazla görüldüğünün saptanması bu hastalık ile doğum ve emzirme arasında bir ilişki olabileceği fikrinin doğmasına neden olmuştur. Zaman içerisinde yapılan pekçok çalışma bu ilk gözlemin gerçek olduğunu ortaya koymuştur. Emzirme kadının meme kanserin yakalanma riskini azaltmaktadır ancak bu etkinin nasıl ortaya çıktığı bilinmemektedir. İleri sürülen mekanizmalardan birisi emzirme süresince ortaya çıkan düşük östrojen hormonu seviyelerinin bu koruyucu etkideki en önemli faktör olduğudur. Bir başka tez ise meme hücrelerinde süt üretimi sırasında meydana gelen moleküler değişikliklerin bu hücreleri kanser gelişimine karşı daha dirençli hale getirdiğidir.

Her yıl sadece Amerika Birleşik Devletlerinde 40.000'den fazla kadın meme kanseri nedeni ile hayatını kaybetmektedir. Tüm dünya göz önüne alındığında bu sayının 1.5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Meme kanseri gelişmiş ülkelerde daha sık görülürken geri kalmış ya da gelişmekte olan toplumlarda ise daha seyrektir. Bu farklılığın temel nedeni kadınların dünyaya getirdiği çocuk sayısı ve toplam emzirme süresidir. Çeşitli zamanlarda yapılan ve toplam 50.302 meme kanserli ve 96.973 meme kanseri olmayan kadının incelendiği 47 çalışmanın sonuçlarını birarada değerlendiren yeni bir araştırmada bir kadının emzirdiği her 12 ay için meme kanserine yakalanma riskinde %4.3'lük bir azalma olduğu ayrıca emzirme süresinden bağımsız olarak her doğumun bu riskte %7'lik ek bir azalma sağladığı ortaya konmuştur. İlk bakışta %4.3 az gibi görünse de annelerin bebeklerini 6 ay daha fazla emzirmeleri sonucu her yıl sadece İngiltere'de görülen meme kanseri sayısında 1.000 civarında azalma olmasını beklemek aslına oranın ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Gelişmiş ülkelerde anneler bebeklerini ortalama 3 ay civarında emzirmektedirler. Geri kalmış ülkelerde ise anne sütünün bedava olması nedeni ile bu süre çok daha uzundur. Hem emzirme süresinin uzunluğu hem de çocuk sayısının fazlalığı nedeni ile gelişmekte olan ya da geri kalmış ülkelerdeki kadınlar yaşamlarının toplam 10 yıldan fazlasını emzirerek geçirmekteyken gelişmiş ülkelerde bu süre 8 ay civarındadır. Bu nedenle gelişmiş bir ülkede yaşayan bir kadının 70 yaşına kadar meme kanserine yakalanma olasılığı %6.3 iken geri kalmış ülkelerde bu risk %2.7'ye inmektedir. Azalma menopoz öncesi görülen meme kanserlerinde daha belirginken menopozdan sonra ortaya çıkan meme kanseri sıklığında bu derece belirgin bir azalma yoktur.

Bu veriler kesinlikle çok sayıda çocuk doğurun anlamını içermemektedir. Fazla sayıda doğumun genel kadın ve toplum sağlığı üzerinde çok olumsuz etkileri vardır ve asla önerilmemektedir ancak emzirmenin meme kanseri açısından ne derece önemli olduğunu ortaya koyması yönünden çok anlamlıdır. Bu nedenle dünyadaki gönüllü sağlık kuruluşları annelerin bebeklerini 2 yıla kadar emzirmeye devam etmelerini önermektedir.

Emzirmenin olumlu yönde etkilediği bir başka kanser türü de over yani yumurtalık kanseridir. Over kanseri çok sinsi seyreden ve son dönemlerine kadar belirti vermeyen bir kanserdir. Yapılan araştırmalarda 30 yaşından önce doğum yapan ve bir yıl ya da daha fazla süreyle bebeğini emziren kadınların over kanserine yakalanma riskinde belirgin bir azalma olduğunu ortaya koymuştur. Hamilelik ve emzirmenin her ikisi de yumurtlamayı baskıladığı için bu organın kanserilerinde azalmaya neden olur. Bu etki doğum kontrol haplarının yumurtalık kanserini azaltıcı etkisi ile aynı mekanizma sonucu ortaya çıkar.

Emzirmenin sosyal ve ekonomik etkileri
Anne sütü ile beslenen bebekler, mama ile beslenen bebeklere göre daha sağlıklı olmakta ve enfeksiyonlar başta olmak üzere pekçok hastalığa daha seyrek yakalanmaktadırlar. Bu durum özellikle çalışan annelerin psikolojik durumları üzerinde olumlu etki yaratır ve bebeğinin sağlık sorunları ile daha az mücadele etmek zorunda olan anne kendini işine daha kolay ve verimli şekilde verebilir. Bebeğin sağlıklı olması daha az sağlık harcaması veaile bütçesine katkı demektir. Ayrıca araştırmalar emziren annelerin emzirmeyenlere göre psikolojik açıdan daha güçlü ve kendine güvenlerinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

Kimler emziremez
Emzirmenin anne ve bebek sağlığı açısından kesinlikle sakıncalı olduğu çok az durum vardır. Bunlardan en önemlileri annenin kullandığı ilaçlardır. Guatr ilaçları, kanser ilaçları ile antipsikotik alan kadınlar bebeklerini emzirmemelidirler. Yine annede var olan bazı enfeksiyonlar da emzirmeye engel teşkil eder. Bunlar arasında en önde gelenler aktif tüberküloz (verem), AIDS ve Herpes (uçuk) enfeksiyonlarıdır. Benzer şekilde annede var olan psikiyatrik sorunlar da bebek yaşamını tehdit edebileceği için bu hastalıkların varlığında emzirmeye izin verilmeyebilir.

Meme enfeksiyonları başta olmak üzere hepatit, idrar yolu enfeksiyonu gibi hastalıklar ise emzirme karşısında bir engel teşkil etmezler. Piyasada reçeteli ya da reçetesiz satılan pekçok ilaç da aslında emzirme için engel oluşturmaz ancak böyle bir gereklilik varlığında yine de doktor onayı almak yararlı olabilir.

Meme ameliyatları sonrası emzirme
Günümüzde estetik amaçlı meme ameliyatları çok daha sık yapılmaktadır. Bu ameliyatları geçirmiş kişilerin emzirip emziremeyeceği yapılan ameliyatın türüne ve uygulanan tekniğe bağlıdır. Genelde meme dokusunun zarar görmediği silikon ya da benzeri malzemeler ile yapılan büyütme ameliyatlarının emzirme üzerinde hiçbir etkisi olmaz.

Öte yandan küçültme ameliyatlarında ise hem süt üreten meme dokusu, hem bu sütü meme ucuna taşıyan kanallar hem de sütü meme ucundan dışarıya atan kısımlar zarar görebilir. Özellikle meme ucunun yerinin değiştirildiği ameliyatlar sonrasında emzirme mümkün olmayabilir. Ancak emzirme potansiyeline zarar vermeyen teknikler kullanılarak yapılabilen küçültme operasyonları da mevcuttur.

Meme kanseri olanlar emizirebilir mi?

Meme kanserinin olgularının sayısı emzirme dönemindeki kadınlarda nispeten daha az olduğu için bu konuyla ilgili literatürde yeterli çalışma yoktur. Tedavi sırasında uygulanan ilaçlar annenin emzirmesinin kesinlikle sakıncalı olduğu durumlardan birini oluşturur. Öte yandan tedavi tamamlandıktan sonra kadının emzirip emzirmeyeceğine karar veriren kişisel farklılıklar mutlaka göz önüne alınmalı ve her birey için kendine uygun bir karar verilmelidir. Cerrahi ve radyoterapi meme dokusunun yapısına zarar verebilir ve bu gibi durumlarda süt üretimi mümkün olmayabilir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:09
IMG]http://www.saglikkutuphanesi.com/images/icerik_img/epidural_anestezi_b.jpg[/IMG]


Ağrı nedir? Stedman Tıp Sözlüğünde ağrı " gerçek veya olası doku hasarı ile birlikte hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim" olarak tanımlanıyor.

Gerçekten de ağrı organizmada ters giden birşeyler olduğunu belirtmeye yarayan rahatsızlık verici bir his, vücudun beyine gönderdiği bir uyarı. Vücudumuzda sinir hücrelerinin bulunduğu her dokuda reseptör adı verilen algılayıcı hücreler bulunuyor. Bu reseptörler sıcaklık, soğukluk, dokunma, bası, gerilme gibi uyarılara karşı bir çeşit elektrik akımı üretiyorlar. Bu akım resptörlerden sinirler yolu ile omuriliğe, oradan da beyindeki üst merkezler ulaşıyor. Beyin bu uyarıyı değerlendirip yorumlayarak organizmanın gerekli önlemleri almasını sağlıyor.
Ağrı sadece onu yaşayan birey tarafından hissedilip tanımlanabilen soyut bir kavram. Ağrıyı yaşayan kişi dışında başka kişilerce hissedilip, ölçülebilecek somut bir bulgu değil. Bu nedenle her bireyin ağrı tanımı ve ağrıyı hissetmesi birbirinden farklı. Aynı uyarı bir birey için çok şiddetli ağrı nedeni olabilirken bir diğer için çok hafif kalabiliyor. Bu durum kabaca ağrı eşiği olarak adlandırılıyor.

Yürürken bileğinizi burktuğunuzda şiddetli ve ani bir ağrı duyarsınız. Bu ağrı kısa bir süre içinde azalarak kaybolur. Bu tür ağrılara vücudu koruyucu ağrılar denir. Doku bütünlüğünü tehtid eden mekanik, kimyasal ya da termal etkenler sonucu bu tür koruyucu ağrılar ortaya çıkar ve organizma kendini koruyacak önlemler alır. Çok sıcak veya çok soğuk bir maddeye dokunur dokunmaz acı duymanız ve elinizi çekmeniz bu tür bir ağrıya örnektir.. Eğer bileğinizi burktuktan sonra ağrı giderek hafiflemek yerine şiddetleniyor, ayak ve bacağa doğru yayılıyor, yürümenizi yani normal fonksiyon görmenizi engelliyorsa bu kez anormal giden birşeyler vardır ve belki de tedavi olmanız gerekmektedir. Bu tür ağrılar ise bütünlüğün bozulduğu patolojik durumlarda ortaya çıkan ağrılardır.

Görüldüğü gibi ağrının pekçok değişik çeşidi olabilir. Stedman tıp sözlüğünde ağrının ikinci bir tanımı daha var: " doğum sırasındaki rahim kasılmalarından her biri". Adem ile Havvanın cennet bahçelerinden beri insan ile birlikte olan doğum sancıları ya da ağrıları fizyolojik ağrıya bir örnek. Kişeler arasındaki ağrı eşiği farklılıklarına göre herkesin doğum sırasında çektiği ağrının derecesi de birbirinden farklı. Ama eskilerin şiddetli ağrıyı tanımlammak için kullandığı " doğum sancısı gibi" ya da zor bir olayı tanımlamak için kullanılan " doğum sancısı çekmek" deyimleri bu ağrının insanın tanıdığı ve bildiği en şiddetli ağrılardan biri olduğunu düşünmek için oldukça yeterli.

Doğum sırasında yaşanan ağrıların iki temel türü var: duygusal ve fonkisyonel.

Duygusal ağrıların nedeni korku, bilinmezlik ve bilgisizlik. Bu üç faktör doğum sancılarının şiddetini olumlu ya da olumsuz etkiliyor. Doğum ile ilgili eğitim, ağrıyı ortadan kaldırmasa da onunla başetmeyi öğretebiliyor. Kendisini nelerin beklediğini bilen bilinçli bir anne adayı ağrıya daha kolaylıkla direnebiliyor.

Fonksiyonel ağrılar ise doğum ağrılarının ana bileşeni. Rahim ağzının açılması, rahim kasılmaları, bebeğin aşağıya doğru inişi ve doğum sırasındaki tıbbi girişimler fonksiyonel ağrıların nedeni.

Günümüzün anne adayları ise kendi annelerinden çok daha şanslı. Çünkü artık epidural anestezi ya da halk arasında bilinen adıyla "ağrısız doğum" çok daha güvenli ve yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Epidural anestezi nedir?

Epidural anestezi vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal anestezi türlerinden birisidir. Anestezi uzmanı bir doktor tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz. Sezaryen başta olmak üzere bel seviyesi altında yapılan pekçok ana cerrahi girişim epidural a nestezi eşliğinde yapılabilir.

Omuriliği çevreleyen ve dura adı verilen zarın etrafına lokal anestezik madde verilerek ağrı uyarılarının beyine ulaşması engellenir. Eğer bu bölgedeki motor işlevi sağlayan sinirler de etkilenirse tam bir anestezi meydana gelir ve uygulama yapılan bölgenin altında kalan kısımda his ile birlikte hareket kabiliyeti de ortadan kalkar. Kişi bu durumda bacaklarını ne hissedebilir ne de oynatabilir. Bu sezaryen ameliyatlarında uygunanan epidural anestezidir. Oysa doğumda amaç sadece ağrıyı gidermek olduğundan epidural aralığa daha az dozlarda lokal anestezik ile birlikte güçlü ağrı kesiciler de verilir. Bu sayede motor kayıp olmayacağından anne adayı ağrı duymadığı halde dokunmaları hissedebilir ve bacaklarını oynatabilir. Lokal anestezik miktarı çok düşük tutularak anne adayının doğum eylemi sırasında yürüyebilmesi dahi sağlanabilir.

Sipinal anestezi nedir?

Anestezik ve ağrı kesici maddelerin dura zarının çevresine değil de zarı geçtikten sonra omuriliği çevreleyen sipinal sıvının içine verilmesidir.
Epidural anestezinin etkisi yaklaşık 15-20 dakika içinde başlar ve uzun süre devem edebilir. Oysa sipinal anestezi hemen etki eder ancak etkisi daha kısa sürelidir. Bu nedenle sezaryen ameliyatarından önce hem epidural hem de sipinal anestezi bir arada yapılır buna kombi ya da kombine anestezi adı verilir.

Epidural anestezi ne zaman ve nasıl yapılır?

Vajinal doğumda rahim kasılmaları düzenli hale geldikten sonra ya da rahim açıklığı 4 santimetreye ulaştığında epidural anestezi yapılabilir. Kasılmalar düzensiz ise ya da erken dönemde takıldığında kasılmaların durmasına neden olabileceğinden bu konuya dikkat edilmelidir.

Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin takılacağı alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra steril örtüler ile örtülür. Kateter bel bölgesindeki omurgaların arasından girilerek yerleştirilir. Önce bu bölgedeki cildi uyuşturmak için lokal anestezi yapılır. Ardından ince bir iğne ile iki omurga arasından geçilerek epidural zara ulaşılır. Eğer sipinal anestezi de uygulanacaksa çok ince biriğne ile bu zar da geçilerek subaraknoid boşluğa girilir ve beyin omurilik sıvısının geldiği gözlendikten sonra ilaç verilir.Epiduralde ise iğnenin arkasından çok ince bir kateter (boru, tüp) girilerek uygun mesafeye kadar itilir ve bu kateter dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkartılır ve kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenir. Dışarıda kalan uçtan enjektör yardımıyla ilaç verilebileceği gibi sürekli belirli dozda ilaç pompalayan otomatik cihazlar da kullanılabilir. Kateter yerleştirildikten sonra ilk önce az miktarda ilaç test dozu olarak verilir. Burada amaç olası bir alerjik ya da aşırı reaksiyonun olup olmayacağını gözlemektir. Bu tür bir reaksiyonun olmadığı gözlendikten sonra tedavi dozu verilir. Vajinal doğumlarda genelde sipinal anestezi uygulanmaz. Bu nedenle kateter yerleştirilip tedavi dozu verildikten 15-20 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar. Doğum uzadığında ve ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ek dozlar verilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomi de ek bir anesteziye gerek kalmadan kolaylıkla dikilebilir.

Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise 24 saat sonra kateter çıkartılarak uygulmaya son verilir. Kateterin çıkartılması sırasında hasta hiçbir rahatsızlık duymaz.

Epidural kateter takılması hasta açısından kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır. Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastaya ratahsızlık vermez. Epidural anestezi uygulamasında en önemli nokta işlemi yapan anestezi uzmanının tecrübesidir.

Epidural anestezinin avantajları nelerdir?

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:10
Doğum ağrılarının giderilmesinde en etkili yoldur
Genel anesteziye göre komplikasyon riski daha az olduğundan tercih edilmelidir.
Annenin bilinci açık olduğu için sezaryen sırasında doğuma katılabilir, ameliyat devam ederken bebeğini kucağına alabilir.
Uygun zamanda takıldığında normal doğumun ilerlemesini hızlandırır
Epidural anestezinin komplikasyonları ve yan etkileri nelerdir?
Epidural anestezide risk zannedilenin aksine deneyimli uzmanlar tarafından yapıldığında son derece azdır.

En sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Omurilik içinde ağrı ve motor iletimi sağlayan sinirler dışında istemsiz çalışan kasların fonksiyonlarını kontrol eden sinir lifleri de bulunur. Bu liflerin etkilenmesi durumunda kan damarlarında gevşeme ve genişleme meydana gelerek tansiyon düşüklüğü ortaya çıkabilir. Bu ani tansiyon düşmesinin önüne geçmek için işlemden hemen önce damar yolundan yaklaşık 1 litre sıvı hızlı bir şekilde verilerek damar yolunun dolması sağlanırsa sorun yaşanmaz.
Anestezinin yetersiz olması ya da tek taraflı olması. Bu gibi durumlarda kateterin çıkartılarak yeniden takılması gerekebilir.
Dura zarının yırtılıp sıvının dışarı kaçmasına bağlı olarak görülebilen başağrısı. Nadir olarak görülen bu durumda işlemden sonra 1-3 gün içinde şiddetli başağrıları yaşanabilir. Ağrılar dayanılmaz olur ise epidural kateterin yerleştirildiği alana pıhtı yaması yapılabilir.
Kullanılan ilaçlara bağlı olarak hafif alerjik bir reaksiyon gelişebilir ve hastada yaygın kaşıntı ortaya çıkabilir.
Anne adayı etkili bir şekilde ıkınamaz ise doğumun ikinci evresi uzayabilir ve vakum ya da forseps uygulanması gerekebilir.
Nadiren işlem sonrası idrar yapmada geçici zorluk görülebilir.
Çok nadir olarak enfeksiyon gelişebilir.
Felç çok çok nadiren görülen bir komplikasyondur.

Kimlerde epidural anestezi uygulanmaz?

Kanana bozukluğu olması
Antikoagülan tedavi alınması
Uygulama bölgesinde enfeksiyon varlığı
Trombosit düşüklüğü saptanması
Anne adayının uygulamayı reddetmesi
durumlarında epidural anestezi uygulanmaz.

Epidural anestezi hem vajinal hem de sezaryen ile doğumların son derece konforlu ve keyifli geçmesini sağlayan, 25 yıldır yaygın bir şekilde güvenle uygulanan modern bir tıbbi yaklaşımdır. Her anne adayı bu uygulamadan yararlanması için teşvik edilmelidir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:10
Evin Genelinde Güvenlik

Evin genelinde bebeğinizin güvenliği için dikkat etmeniz gereken hususlar;

Evde fazla faaliyet ve telaş olduğu saatlerde kaza olma riski daha fazladır, bu tür tehlikenin çok olabileceği saatleri belirleyip daha sakin ve dikkatli olabilirsiniz.

Çocuğunuzu hiçbir zaman uzun süre yalnız bırakmayın. Çok meşgul olsanız bile daima onun nerede olduğunu ve nelerle meşgul olduğunu kontrol edin. Odasında uyuduğu zamanlar bile sık sık kontrol edin, bebeğinizin odasına bebek telsizi kullanabileceğinizi hatırlayın.

Bütün prizlere koruyucu kapak yerleştirin ve mümkün olduğu kadar mobilya ve eşyalarla çocukların erişemeyeceği şekilde prizlerin önünü kapatın.

Küçük elektrikli ev aletlerini prize takılı olarak veya ortada bırakmayın.

Pencereleri ve balkon kapılarını daima emniyete alın. Bunların önünde çocukların üstüne çıkabileceği iskemle veya başka bir eşya bırakmayın. Mümkünse emniyet kilidi takın.

Çocuğunuzun hiçbir zaman balkona tek başına çıkmasına izin vermeyin.

Camlı kapılar, mobilyalar ve zeminlerin çocuğunuz için tehlike oluşturduğunu unutmayın. Buraları mutlaka güvence altına alın mümkünse camsız olanlarını kullanmaya çalışın.

Yer döşemelerinizi fazla kayganlık vermeyen temizlik maddeleri ile temizleyin ve kayganlık vermeyen cila ile cilalayın. Kayabilecek bir ayakkabı, terlik veya çoraplarıyla dolaşmasına izin vermeyin. Kaymayan çoraplar temin edebileceğinizi unutmayın.

Bir yangın söndürücü bulundurun ve çocuğunuzun ulaşamayacağı bir yere koyun.

Mutlaka bir ilk yardım dolabı bulundurun.

İlaç, kimyasal ürünler, kozmetikler, yanıcı maddeler ve bunlar gibi ürünleri çocuğunuzun ulaşamayacağı yerlerde mümkünse kilitli tutun.

Evin genelinde ve yerlerde çocuğun yutabileceği kadar küçük eşyalar olmamasına dikkat edin. Bu tür eşyaları ulaşamayacağı yerlere kaldırın.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:11
Gebeliğin Tanısı, Belirtileri

Gebeliğin ilk belirtisi adet gecikmesidir. Bugün duyarlı gebelik testleri ile adet gecikmesi olmadan bile gebelik saptanabilmektedir. Gebelik tanısı kan veya idrarda koryonik gonadotropin hormonunun belirlenmesine dayanır (Beta HCG). İlk olarak yumurtlamadan 8 gün sonra bile kanda bu hormonun yükseldiği saptanabilir. Hormon düzeyinin 25 IU/L üzerinde olması gebelik olduğunu gösterir. Hormon düzeyinin 5 IU/L altında olması ise gebelik olmadığını gösterir, ara değerlerde testin iki gün sonra tekrarı gerekir. Çoğu idrar testleri de bu düzeyde pozitif çıkmaktadır.
Gebeliğin rahim içinde ve sağlıklı olup olmadığı ancak ultrasonografi ile belirlenebilir. Gebeliğin rahim dışında olduğu dış gebelik durumlarında da gebelik testi pozitif çıkar. Normal, sağlıklı gebelikte yaklaşık 2 gün ara ile koryonik gonadotropin düzeyi iki katına çıkarken, dış gebelik veya düşük durumlarında hormonun artışı daha yavaş olur.

Vaginal yoldan yapılan ultrasonografi ile son adet tarihinden 5 hafta sonra rahimiçinde gebelik kesesi görülebilir. Bunun için koryonik gonadotropin düzeyinin en az 1500 mIU/ml olması gerekir. Hormon düzeyi 5000 mIU/ml düzeyine çıktığında embryo, 15000 mIU/ml düzeyine çıktığında ise kalb atışları görülebilir. Bu yaklaşık 6 haftalık gebeliğe karşılıktır. Karından yapılan ultrasonografide bebeğin kalb atışlarının görülebilmesi için gebeliğin en az 7 haftalık olması gerekir.

Erken gebelik döneminde yapılan ultrasonografinin gebelik yaşının belirlenmesi açısından da önemi büyüktür. Daha sonra ultrasonografinin hata payı artacağından, özellikle günü geçen gebelerde kesin gebelik yaşını belirlemek için erken gebelikte yapılmış olan ultrasonografilerden yararlanılır.

Olası doğum tarihini belirlerken Naegele formülü kullanılır. Buna göre son adet tarihinin ilk gününe 7 gün ekleyip 3 ay geriye gidilir. Örneğin son adet tarihi 15 Nisan olan bir gebenin olası doğum tarihi 22 Ocak olacaktır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:12
Content visible to registered users only.


Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek her anne ve babanın özlemidir. Gebeliğin ilk adımı ve en doğru yolu onu önceden tasarlamaktır. Konuyla ilgili olarak yeterli bilgiye sahipseniz hamile kalma olasılığınızda artabilir ve daha rahat bir hamilelik dönemi geçirirsiniz. Anne adaylarının hamilelik dönemini sorunsuz geçirmeleri ve sağlıklı bir bebek dünyaya getirmeleri için hamilelikten öncede bir takım kontrollerin yapılması gerekir. Hamilelik öncesi nelere dikkat etmeliyiz, neleri gözden geçirmeliyiz?.

Gebelik Öncesi Bakım ve Yapılması Gereken Testler

Gebelik takibinde amaç, annenin problemsiz bir gebelik geçirmesini ve sağlıklı bir bebek doğurmasını sağlamaktır. Bu nedenle gebelik oluşmadan önce anne adayının tıbbi, sosyal açılardan ve maruz kaldığı çevresel faktörler yönünden değerlendirmesini yapmak gerekir.

Yaşam Tarzı

Sigara, alkol kullanımı, herhangi bir nedenle alınan ilaçlar sorgulanmalıdır. Bunlar gebelikte zararlı olabileceği gibi, gebelik oluşmasını geciktirici yönde de etki yapabilirler.

Laboratuar Testleri;

Gebelik Öncesi Yapılması Önerilen Testler ;

1- TSH
2- Tam kan sayımı
3- Kan grubu
4- Antikor testleri: a- Rubella (kızamıkçık)
b- Su çiçeği
c- Hepatit

TSH: Tiroid bezi (guatr) ile ilgili bir problem olup olmadığının araştırılması açısından en basit testtir.

Tam kan sayımı ve kan grubu: Anemi olup olmadığının saptanması açısından önemlidir. Anemi varsa gebelikten önce araştırılmalıdır.

Kan grubu tayini de önemli ve kan uyuşmazlığı olup olmadığının belirlenmesi için gereklidir.

Antikor testleri: Anne adayının geçirdiği hastalıkların araştırılmasına yöneliktir.

Rubella (kızamıkçık) gebeliğin ilk 3 ayında geçirildiğinde fetal ölüm veya fetusta kalb, sinir sistemi, göz ve işitme ile ilgili ciddi anomalilere neden olabilir. Kızamıkçık infeksiyonunun 1/3'ü sessiz seyreder ve tanı konulamaz. 1969 yılından itibaren aşının kullanıma girmesiyle oldukça azalmıştır. Hastalık geçirmemiş anne adaylarının gebe kalmadan aşılanmaları önerilmelidir. Canlı virüs aşısıdır ve aşı yapıldıktan sonra 3 ay gebe kalmamaları gerekmektedir.

Su çiçeği çok bulaşıcı bir virüstür. Genellikle çocukluk çağında geçirilir ve yaşam boyu bağışıklık bırakır. Eğer gebe bir kadın ilk 3 ayda su çiçeği geçirirse bebekte anomali olasılığı artmaktadır. Bağışık olmayan anne adaylarının aşılanmasında yarar vardır. Aşı iki dozda ve 4-8 hafta ara ile yapılmaktadır. Son aşıdan sonra en az 1 ay korunmalı ve gebe kalınmamalıdır.

Hepatit: Tüm gebelerde hepatit B taraması gereklidir. Hepatit B taşıyıcısı olan annelerden bebeklerine geçiş olasılığı yüksektir. Hepatit B taşıyıcı gebelerin bebeklerine doğumdan sonraki 12 saatte aşı ve koruyucu immün globulin yapılmalıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:13
Gebelik sırasında annenin beslenmesi ve vücut bakımı, anne vücudunun bebeğin tek beslenme kaynağı olması nedeniyle, oldukça önemlidir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar dişeti hastalıklarının gebelikte erken doğum ve normal kilonun altında doğumlara sebep olabildiğini göstermiştir. Bu sebeple annenin ağız ve diş sağlığı bebeğin gelişimi açısından son derece önemlidir.

Annenin gebelik süresine kadar olan dişhekimi ziyaretleri düzenli ise, gebelik sırasındaki ilk dişhekimi ziyaretinin hamileliğin ikinci 3 aylık kısmında yapılması tavsiye edilir. Bu ziyaret sırasında da annenin dişhekimini gebe olduğuna dair bilgilendirmesi gerekmektedir. Gebelik sırasında alınabilecek bazı antibiyotikler ve anestezikler bebeğin sağlığı açısından oldukça tehlikeli olabileceği için herhangi bir ilacın reçetelenmesi durumunda tavsiye edilen doz kesinlikle aşılmamalıdır.

Gebeliğin ilk dönemlerinde sabah bulantıları ve istifra etme isteği görülebilir. Bu esnada mide asitleri diş minesinin bir kısmına zarar verip eritebilir. Bu sebeple annenin dişlerine zarar vermemesi için istifra ettikten sonra dişlerini fırçalamamalıdır. Fırçalamak yerine dişler bir parça dişmacunu ile ovulmalı ve su ile durulanmalıdır.

Gebelik sırasında bazı yiyeceklere karşı aşırı istek duyulabilir. Özellikle tatlı yiyecek ve içecekler diş çürümelerine neden olabileceği için bu tip yiyeceklerden uzak durmaya çalışılmalıdır. Şekeri, yağı ve tuzu az, lif açısından zengin yiyecekler tercih edilmelidir. İçecek olarak ise süt ve su tercih edilmelidir.

Annenin dişetleri oluşan plaklar nedeniyle tahriş olabilir. Gebelik ile birlikte değişen hormon dengesi dişetlerinin hassaslaşmasını hatta iltihaplanmasına ve kanamasına neden olabilir. Plak oluşumunu engellemek için dişler hergün düzenli olarak fırçalanmalı ve diş ipliği ile temizlenmelidir.

Bebeğin Sağlıklı Dişlere Sahip Olması İçin Annenin Gebelik Sırasında Yapması Gerekenler

Bebeğin fetüs halindeyken dişlerinin oluşması gebeliğin üçüncü haftasından itibaren başlamaktadır. Bu sebeple annenin yediği gıdaların, bebeğin sağlıklı dişlere ve kemik yapısına sahip olmasında önemli bir rolü vardır.

Annenin beslenme alışkanlıları ne kadar düzenli ve sağlıklı ise bebeğin dişleri ve dişetleri de o derece sağlıklı oluşacaktır. Bebeğin sağlıklı dişlere sahip olması için gebelik sırasında A, D ve C vitamini, ve kalsiyum ve fosfor içeriği fazla olan yiyecekler tercih edilmelidir. Bu vitaminlerin ve minerallerin eksikliği bebeğin dişlerinde yapısal bozukluklara sebep olabilir. Genellikle gebelik sırasında peynir, süt ve balık, bunları tamamlayıcı olarak ta şeker içeriği fazla olan gıdalar yerine de taze meyve ve sebzeler tercih edilmelidir.

Bebeklerde Diş Bakımı

Bebeklerde ilk dişler 6 aydan sonra çıkmaya başlar. İlk başta bebeğin ağzında 20 süt dişi varken, 6 yaşından sonra dişlerin sayısı kalıcı dişlerin çıkmasıyla birlikte 32 olur.

Süt dişleri çocukların sağlığında ve daha sonra kalıcı dişlerin düzgün çıkmalarında önemli rol oynarlar. Bu sebeple bu dişler yetişkinlerle aynı derecede bakıma ihtiyaç duyarlar.

Dişler ilk çıkmaya başladığı andan itibaren üzerleri plak tabakası ile kaplanacağından bu tabakanın düzenli olarak her gün yumuşak bir diş fırçasıyla temizlenmesi gerekmektedir. Diş fırçalama bebeğin günlük bakımının bir parçası olmalıdır.

Bebeğin ilk dişleri çıktığı andan itibaren yiyeceklerine dikkat edilmeli, akşam yatmadan önce, özellikle meyve suyu ve sütten sonra, plak oluşumunu engellemek için son içtiği şeyin su olmasına dikkat edilmelidir.

Bebeğin dişleri ilk dişi çıktığı andan itibaren, küçük yumuşak bir fırça ile, fırçalanmaya başlanmalıdır. Fırçalama işlemi oldukça yavaş ve narin hareketlerle yapılmalıdır. Bebeğin dişleri, yemeklerden sonra ve özellikle yatmadan önce olmak üzere günde en az iki kere fırçalanmalıdır.

Çocuklara diş fırçalama işlemi çok erken yaşlardan itibaren adım adım öğretilerek alıştırılmalıdır. İlk başta kuru diş fırçası ağızda tutulmalı, daha sonra fırçayı kullanma tekniği öğretilmeli en sonda diş macunu ile kullanım gösterilmelidir. Sıkılan diş macununun büyüklüğü küçük bir mercimek tanesi kadar olmalıdır. Aksi takdirde çocuğun ağzı gereğinden fazla köpür ve bir kısım köpük yutulur. Diş fırçalamada kullanılan macun çocuklara özel yapılmış uygun bir macun olmalıdır. Çocuğun diş fırçalaması 8-9 yaşına gelinceye kadar gözlemlenmelidir.

Çocukların dişhekimlerini ziyaretleri mümkün olduğuca erken yaşta başlamalı ve yılda iki kere düzenli olarak yapılmalıdır. Çocuk 5-6 yaşına geldiğinde ise diş ipi ile temizlik öğretilmelidir

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:14
Content visible to registered users only.


Kilo Alma

Gebelikte önerilen kilo alımı normal kilolularda 11.5-16 kg, gebelik öncesi kilosu düşük olanlarda 12.5-18 kg, gebelik öncesi kilosu fazla olanlarda 7-11.5 kg.dır. Bu sınırlarda kilo alanlarda gebeliğe bağlı problemler azalmaktadır. Bundan daha fazla kilo alanlarda bebeğin iri olma olasılığı iki kat artmaktadır. Yine fazla kilo alımı olanlarda sezaryen olasılığı da % 20-30 oranında artmaktadır. Fazla kilo alımı sonrasında bel ağrısı gibi yakınmalar da daha sık görülmektedir. Önerilen aylık kilo alımı gebeliğin ilk yarısında ayda 1 kg, 20. haftadan sonra ise ayda 2 kg veya haftada 0.5 kg.dır.

Diyet, Mineral ve Vitamin Kullanımı

Gebelere genel olarak sebze, meyve, ekmek, et ve süt ürünlerinden oluşan dengeli bir diyet önerilmelidir. Yüksek miktarda yağ ve şeker içeren besinlerden uzak durulmalıdır. Dengeli bir diyetle normal vücut ağırlığı sınırlı bir şekilde artacak biçimde kalori alınmalıdır.

Gebelik boyunca günlük kalori gereksinimi 300 kcal artmaktadır. Günlük gereksinim 2200 kcal'den 2500 kcal'e çıkmaktadır. Süt veren annelerde ise gereksinim günde 2600 kcal'dir.

İdeal olarak dengeli diyetle beslenen bir gebe hem vitamin gereksinimini karşılar, hem de uygun bir şekilde kilo alır. Ancak pek çok gebeğe multivitamin preparatları önerilmekte ve gebeler bunları kullanmaktadır. Tüm gebelerin multivitamin kullanması gerekli olmamakla birlikte, bu ilaçların yeterli ve dengeli beslenmeyen gebeler tarafından kullanımı gereklidir.

Dengeli ve yeterli beslense bile tüm gebelerin alması gereken mineral demirdir. Anne ve fetus açısından sakıncalı olabilecek demir eksikliği anemisinin önlenmesi ve tedavisi için tüm gebelerin demir preparatları kullanması gerekmektedir. Demir eksikliği anemisi olan gebelerde halsizlik, çabuk yorulma gibi yakınmalar görülürken, ileri derecede anemi bebek açısından da erken doğum ve gelişme geriliği gibi olumsuz sonuçlara yol açabilir. Piyasadaki ilaçların günlük tek tablet kullanımı demir eksikliği anemisinden korunma için yeterlidir. Bu ilaçlar genellikle demirle birlikte folik asit de içermektedir. Folik asit, demir eksikliği anemisinden daha az görülen megaloblastik anemiden korunmak için gereklidir. Aylık yapılan kan sayımlarında hemoglobin değeri 10.5 gr/dl'nin, hematokrit de %32'nin altına düşmüşse günlük demir ilacının dozunu 2 veya 3 tablete çıkartmak gerekir. Multivitamin preparatlarındaki demir ve folik asit miktarları da gebelikteki gereksinimi karşılayacak şekilde düzenlenmiştir. Bu ilaçları kullanan gebelerin ek olarak demir ilacı almalarına gerek yoktur.

Gebelik Öncesi Folik Asit Kullanımı ve Gebelik sırasında kullanılan Vitaminler

Nöral tüp defekti denilen sinir sistemi ile ilgili bazı anomalilerden korunmak için, gebelik öncesi dönemde folik asit kullanımı önerilmektedir. Önceki gebeliklerinde nöral tüp defektli (meningomyelosel, anensefali gibi) doğum yapanların, tekrar gebe kalmaya karar verdiklerinde günde 4 mg folik asit kullanmaya başlamaları, anomalili doğum olasılığını azaltacaktır. Bu dozda folik asit kullanılan gebelerde anomali olasılığının %72 oranında azaldığı gösterilmiştir. (Bu ilaca rağmen, daha önce nöral tüp defektli doğum yapanlarda anomali olasılığı toplumdan biraz daha yüksektir). Bu gebelerin ilacı kullanmaya gebelikten 4-6 hafta önce başlamaları ve gebeliğin ilk 3 ayı boyunca devam etmeleri gerekmektedir. Burada kullanılan folik asit düzeyi yüksek olduğundan, bunu sadece folik asit içeren ilaçlarla karşılamak gerekir. Bu düzeyde folik asit dozuna ulaşabilmek için multivitaminler kullanılmamalıdır.
Diğer çalışmalarda daha önce nöral tüp defektli doğum yap mayan veya ilk gebeliği olan kadınlara folik asit verilmesinin anomali olasılığını %60 azalttığı gösterilmiştir. Daha önce NTD'li doğum yapmayanlarda günlük folik asit dozu 0.4 mg.dır. Kullanım yine gebelikten 4-6 hafta önce başlamalı ve gebeliğin ilk 3 ayı boyunca sürdürülmelidir. Yine bazı çalışmalarda folik asit kullanımının dudak-damak yarığı ve kalb anomalileri olasılığını azalttığı gösterilmiştir.

Folik asit açısından zengin olan yiyecekler karaciğer ve yeşilyapraklı salatalardır. Ancak günlük diyetle yukarıdaki dozları karşılamak mümkün değildir.

Flor
Gebelikte flor kullanımının anne ve bebek açısından yararı kanıtlanmamıştır.

Çinko
Erken gebelikte çinko kullanımının bebeğin doğum ağırlığını ve kafa çapını arttırdığı yönünde iddialar vardır. Günlük 25 mg çinko gebelikte kullanılan vitaminlerde yer almaktadır.

Magnezyum, Iyot
Gebelikte magnezyum kullanımının yararı kanıtlanmamıştır. İyotlu tuz kullanımı iyot eksikliğinden koruyucudur ve bebekte hipotirodi riskini azaltır. Aksine fazla iyot tüketimi bebekte doğumsal gutra neden olabilir.

Gebelikte Zararlı Olabilecek Vitaminler

Gebelikte zararlı olabilecek vitaminlerin başında A vitamini gelmektedir. Erken gebelik döneminde günde 10.000 IU'den fazla A vitamini kullananlarda anomali olasılığı artmaktadır. (A vitamini akne tedavisinde kullanılmaktadır).

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:16
Content visible to registered users only.


Bulaşıcı hastalıklarla savaşta aşılanmanın önemi yadsınamaz. Çocuklarda ve gençlerde aşılarla önlenebilen hastalıklar oldukça az görülmesine karşın, bu hastalıklar daha ileri yaşlardaki kişilerde halen sorun olabilmektedir. Difteri, tetanoz, kabakulak, kızamıkçık gibi hastalıklara karşı erişkinler ya bu hastalıkları geçirdikleri için doğal olarak bağışıklanmakta veya aşılanmadıkları için risk altında bulunmaktadırlar.
Gebelerde aşıyla önlenebilecek hastalıkların riski ile aşıların güvenliği sorun olabilmektedir. Gebelikte gerek anne, gerekse fetus açısından risk oluşturabilecek gereksiz ilaç kullanımı ve girişimlerden kaçınmak esastır.

Gebelikte Yapılması SAKINCALI Olan Aşılar

Kabakulak
Kızamık
Kızamıkçık
Çocuk felci
Çiçek
Sarı humma
Gebelikte Uygulanabilecek Aşılar

Tetanoz/difteri
Hepatit B
İnfluenza (grip)
Pnömokok
Hepatit A
Kolera
Meningokok
Tifo-paratifo
Bulaşıcı hastalıklara karşı kullanılan bağışıklıkla ilgili maddeler başlıca 3 grupta toplanabilir:
Aşılar, toksoidler ve immün globulinler.
Aşıları da canlı aşılar ve inaktive edilmiş aşılar olarak 2 grupta toplayabiliriz.
Gebelerde canlı virüs aşılarının kullanımı sakıncalıdır. İnaktive aşıların uygulanmasına bağlı bir problem ise bildirilmemiştir. Gebede aşı veya toksoid uygulanması gerekiyorsa bunun ilk 3 aydan sonra yapılması daha mantıklıdır. Gebelerde aşı uygulanmasında aşağıdaki kurallara uyulması önerilir;

1. Aşının yararı, riskinden fazla ise,
2. infeksiyon ajanına maruz kalma riski yüksek ise,
3. aşı etkin ve güvenli ise,
4. anne ve/veya fetus infeksiyon için risk altında ise.

Aşılanma yapılacaksa bunun gebeliğin sonlarına doğru yapılması fetus açısından daha yararlıdır. Antikorların 16. haftadan itibaren plasentayı geçtiği bilinmesine karşın, ancak 32. haftadan sonra tam bir geçiş olmaktadır. Plasenta olgunlaştıkça antikorları daha kolay geçirmektedir. Doğurganlık çağındaki kadınların kızamık, kızamıkçık, kabakulak, difteri, tetanoz, çocuk felci su çiçeği aşılarının gebe kalmadan önce yapılmış olmasında yarar vardır. Aşılamada önemli bir nokta kişinin bu hastalıkları daha önce geçirip geçirmediği, yani bağışıklığının bulunup bulunmadığıdır. Günümüzde tüm gebelerin kızamıkçık (rubella) ve hepatit B açısından bağışıklıkları araştırılmaktadır.

Tetanoz ve Difteri

Günümüzde bireylerin çoğu tetanoz aşısı yapıldığından, tetanoza nadiren rastlanmaktadır. Kötü hijyenik koşullarda doğum yapanlarda, eğer anne aşısız ise yenidoğanda da tetanoz oluşabilmektedir. Çocukluk çağında tetanoz aşısı, difteri ve boğmaca ile birlikte karma aşı şeklinde uygulanmaktadır.
İlk aşılamada 1-2 ay ara ile 3 kez uygulama gerekmektedir. Aşılı bireylerin,11-12 yaşından sonra tetanoz-difteri toksoidini 10 yıl ara ile tekrarlamaları önerilir. Bu uygulama gebelikte de güvenle yapılabilir. Eğer gebelikte bir yaralanma olursa ve bulaşma riski söz konusu ise ek bir aşı yapılabilir. Önceki 5 yılda aşı yapılmamışsa ek bir doz yapılması önerilir. Aşılama anneyi lohusalıkta ortaya çıkabilecek tetanozdan koruduğu gibi, antikorlar plasentayı geçtiğinden, yenidoğanı da tetanozdan korur. Aşının yan etkisi nadirdir, aşırı duyarlılık ve nörolojik bazı problemlere yol açabilir. Gebeliğin ilk 3 ayında yapılmamalıdır.

Influenza (Grip) Aşısı

Annedeki gripal infeksiyona bağlı anne ve yenidoğanda bazı riskler ortaya çıkabilir. Grip daha çok Kasım ve Mart ayları arasında görülmektedir. Kuluçka dönemi 1-4 gündür. Ateş, kırgınlık, kas ağrısı ve baş ağrısı gibi belirtileri vardır. Gebelikte ortaya çıkan değişiklikler nedeniyle gripal infeksiyonlar daha ağır seyredebilir. Sağlık personeline, kronik hastalara, 65 yaş üzerindeki kişilere uygulanması önerilmektedir. Gebelerde grip aşısı uygulanması yapılabilir, ancak ilk 3 ayın geçmesi beklenmelidir.

Hepatit B

Hepatit B tüm dünyada görülen bulaşıcı bir hastalıktır. ABD’de her yıl 200.000’den fazla kişi hepatit B’ye yakalanmakta, bunların 20.000’inde de kronik karaciğer hastalığı gelişmektedir.
Anne hepatit B taşıyıcısı olduğunda yenidoğana geçiş riski %10-85 arasında değişmektedir. Hepatit B ile infekte olan yenidoğanda ileriki dönemde karaciğer hastalığı ortaya çıkma riski % 90’dır. Anneden bulaşmanın %90’ı doğumdan hemen sonra yapılan aşı ve immünglobulin ile önlenebilmektedir. Aşılama 6 ayda 3 kez yapılmalıdır, bu şekilde %90 bağışıklık elde edilebilmektedir.
Gebelerde mutlaka hepatit taşıyıcılığını araştırmak için hepatit B yüzey antijeni (HBs Ag) araştırılmalıdır. Aşı inaktive virüs aşısıdır. Gelişen fetusa etkisi konusundaki veriler yetersizdir. Aşının riski gözardı edilecek kadar düşüktür, gebelikte yapılması sakıncalı değildir.

Bağışık olmayan kişiler, hepatitli birinin kanı ile karşılaşırlarsa 7 gün içinde immünglobulin yapılması önerilmektedir. Hepatit B taşıyıcısı biri ile cinsel ilişki sonrası 14 gün içinde immünglobulin yapılmalıdır.

Hepatit A

Gelişmekte olan ülkelere seyahat edeceklere, eğer hepatit A geçirmemişlerse Hepatit A immünglobulini yapılması önerilmektedir.

Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak

Canlı virüs aşıları olup, gebeliğin her döneminde yapılması sakıncalıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:17
İnsanda açlık, susuzluk, korunma gibi içgüdülerin yanında amacı insan neslini devam ettirmek olan cinsellik içgüdüsü vardır.

Bu içgüdü insanın libido ("cinsel arzu") adlı iç enerjisini harekete geçirir. Bireyin cinselliği kaynağını bu enerjiden alır.
Cinsellik konusu gelişmiş toplumlarda insanların birbirleriyle rahatlıkla paylaşabildikleri bir konuyken, gelişmekte olan toplumlarda halen bir tabu olarak varlığını sürdürmektedir.

Cinsel yaşamın bu tabu özelliğini koruması nedeniyle gebelikte cinsel yaşam da anne ve baba adaylarının doktorlarına çoğu zaman sormadıkları ve belki de soramadıkları, bu yüzden de bilgilerinin yetersiz olduğu bir konu olmaya devam eder. Doktorlar da çoğu zaman anne ve baba adaylarıyla yaptıkları görüşmelerde bu konu üzerinde fazla durmazlar. Cinsellik konusu çoğu durumda gebelikle ilgili bir problem yaşandığında gündeme gelir ve bu durumda da genellikle cinselliğin bir süre yasaklanması sözkonusu olur.

Gebelik dönemi anne adayında çeşitli bedensel ve ruhsal değişikliklerin meydana geldiği bir dönemdir. Libido (cinsel arzu) bu değişikliklere göre gebeliğin bazı dönemlerinde azalabilir, bazı dönemlerinde normale dönebilir, hatta bazen artış gösterebilir. Libidodaki bu değişiklikler anne adayında oldukça belirgindir. Baba adayında ise libido değişiklikleri genellikle hafiftir ya da hiç değişiklik gözlenmez.

Bu sayfanın amacı cinsel yaşam hakkındaki bilgilerinizi tamamlamak ve özellikle de gebelikte bu alanda ortaya çıkan değişiklikler hakkında fikir sahibi olmanızı sağlamaktır. Aranızdaki cinsel uyumun gebelikte de sürmesi herşeyden önce ortaya çıkan bu değişikliklerin kökenini anlamanıza bağlıdır.

Gebeliğin kadının cinsel yaşamı üzerine etkileri
Anne adayının cinsel yaşamında ortaya çıkan değişiklikler gebeliğin dönemlerine göre ayrı ayrı ele alınabilir.

Birinci trimester (ilk üç aylık dönem)
Gebeliğin bu ilk dönemi özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında gebeliğe bağlı bulantı-kusma, yorgunluk, uykuya eğilim, meme hassasiyeti gibi belirtilerin sıkça yaşandığı bir dönemdir. Bazı anne adaylarında "tiksinme" eşinin normal vücut ve nefes kokularına bile tahammül edemeyecek kadar ileri boyutlarda olabilir.

İlk gebeliğini yaşayan anne adayları bu dönemde gebelikte kendilerini nelerin beklediği konusunda endişelere kapılabilirler. Özellikle plansız oluşan gebeliklerde doğum sonrası artacak olan sorumluluklar, anne rolünü üstlenmede yaşanacak zorluklar, doğumun ve aileye katılacak yeni bireyin getireceği maddi yük ve diğer sosyal özellikler anne adayında kaygı ortaya çıkmasına neden olabilir. Duygusal dalgalanmalar, bedenin gebeliğin ilerlemesiyle alacağı görüntü ile ilgili olumsuz düşünceler yine erken gebelik döneminin sık rastlanan ruhsal değişiklikleri arasındadır. Bazı anne adayları bu dönemde cinsel ilişkinin kendilerine ya da bebeklerine zarar vereceği, düşüğe neden olacağı korkusunu yaşayabilirler.

Tüm bu bedensel ve ruhsal değişiklikler libido azalmasına ve çoğu durumda anne adayının cinsel ilişki ihtiyacını ikinci plana atmasıyla sonuçlanır ve cinsel ilişki sıklığı azalır. İlişki esnasında memelere dokunulduğunda cinsel nitelikli uyarandan çok ağrı oluşması, genital bölgenin kanlanmasının artmasıyla bölgenin nispeten daha ödemli hale gelmesi gibi nedenler de libido azalmasına katkıda bulunur.

Tüm bunlarla birlikte gebelikte genital bölge kan akımının fizyolojik olarak artması anne adayının orgazmı daha yoğun yaşamasına neden olur. Kanlanma artışı genital bölgedeki salgı bezlerini de güçlendirdiğinden ilişki öncesi genital bölgede nemlenme daha kolay hale gelir.

İkinci trimester (3-6 ay arası dönem)
İkinci trimester anne adayının gebeliğin fiziksel değişikliklerine uyum sağlamaya başladığı bir dönemdir. İlk aylarda görülen belirtiler yavaş yavaş ortadan kalkar ve anne adayı bedensel olarak kendini daha iyi hisseder.

Bu trimester gebeliğe ruhsal uyumun da başladığı dönemdir. Anne adayı artık gebe olduğu gerçeğini ve hayatına getireceği değişiklikleri kabul etmiştir. Anne olma fikri birçok anne adayına heyecan verir.

Bedendeki değişiklikler de kabul edilmiştir. Karnın büyümesi ve bebeğin hareketlerinin hissedilmesi anne ve baba adayı için bir mutluluk kaynağıdır.

Böylece ikinci trimesterde fiziksel yakınmalarından kurtulan ve psikolojik olarak gebeliğe daha çok uyum sağlayan anne adayında cinsel ilişkiye karşı ilginin arttığı gözlenir.

Birinci trimesterde başlayan genital bölge ve memelerdeki kanlanma artışı bu trimesterde de devam eder. Kanlanmanın artması anne adayının orgazmı çok daha yoğun yaşamasını sağlar.

Uterus kasılmaları:
Normal bir cinsel ilişki esnasında ve özellikle orgazm oluştuğunda uterusta kısa süreli kasılmalar meydana gelir. Bu kasılmalar gebe olmayan ya da gebeliğin ilk aylarında olan kadın tarafından hissedilmezler. Ancak uterusun büyümesiyle özellikle ikinci trimesterden itibaren bu kasılmalar anne adayı tarafından belirgin bir şekilde hissedilir. Bu uterus kasılmaları esnasında bebeğin hareketleri geçici olarak azalır. Normal seyreden bir gebelikte bu kasılmaların bebeğe herhangi bir zararı sözkonusu değildir. Kasılmalar bittikten kısa bir süre sonra genellikle bebek hareketleri artmış bir şekilde yeniden başlar. Bu konuda tecrübesi ya da bilgisi olmayan anne adayında kasılmalar ve bebek hareketlerinin azalması endişe kaynağı olabilir.

Üçüncü trimester (6. aydan doğuma kadar olan dönem)
İkinci trimesterde azalan fiziksel şikayetler bu dönemde uterusun büyümesine paralel olarak farklı bir şekilde tekrar ortaya çıkabilir. Yorgunluk, uykusuzluk, mide problemleri (yanma), uterusta belli zamanlarda oluşan hazırlayıcı kasılmalar (Braxton-Hicks kasılmaları), bacaklarda kasılmalar, memelerden süt gelmesi gibi belirtiler, cinsel ilişki ve orgazm esnasında ortaya çıkan güçlü uterus kasılmaları libidonun azalmasına ve anne adayının cinselliği yeniden ikinci plana atmasına neden olabilir.

Yaklaşan doğumun verdiği ağrı duyma korkusu, doğumda normaldışı bir durum oluşacağı korkusu gebeliğin bu dönemine damgasını vurabilir.

Uterusun büyümüş olması nedeniyle ilişki esnasında belli pozisyonlar daha ağrılı ve rahatsızlık verici olmaya başlar. Çiftlerin bu dönemde değişik pozisyonlar arasından kendilerine uygun olanını kendileri belirlemeleri gerekir.

Pelvis bölgesindeki fizyolojik kanlanma artışı ve yoğun uterus kasılmaları cinsel ilişkiden alınan hazzı ve orgazmın yoğunluğunu artırır.

Lohusalık dönemi
Lohusalık dönemi doğum eyleminin verdiği tükenmişlik ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıktığı, aileye katılan yeni bireyin bakımı için uykusuz kalınan gecelerin yaşandığı bir dönemdir.

Doğum eyleminde vajina mukozası incelmiş, vajinanın cinsel uyarıya bağlı olarak verdiği nemlenme cevabı azalmış, doku travmasına bağlı olarak genital bölgede şişkinlik ortaya çıkmıştır ve bölge ağrılıdır.

İlişki esnasında ağrı duyma korkusu, epizyotomi (bebeğin başının çıkması için kesilen bölge) yerine ya da ameliyat yerine zarar verme korkusu, vücut imajı hakkında olumsuz düşünceler, emzirme esnasında ortaya çıkan cinsel uyarılmadan heyecanlanma ya da suçluluk duyma gibi ruhsal değişiklikler sık gözlenir.

Lohusalık döneminde cinsel uyarılma süresi uzar. Bebeğin ağlaması ya da emzirme zamanının gelmesi gibi etkenler annenin ilişki esnasında konsantrasyonunu yitirmesine neden olabilir.

Sonuç olarak lohusalığın başından 4-6 hafta sonrası döneme kadar cinsel ilişkiye ilgi azalmıştır. Kadınların çoğu 6 haftalık aradan sonra ilişkiye tekrar başlamayı uygun görürler. Bir kısmı ise daha kısa süre içinde kendilerini hazır hisseder hissetmez cinsel yaşamlarına kaldıkları yerden devam ederler.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:18
Şeker hastalığı, kanda glukoz yüksekliği ile seyreden kronik bir hastalıktır. Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasında bozukluklara neden olur. Şeker hastalığı olan kişilerde göz, böbrek, kalb damar hastalıkları ve nörolojik hastalıkların gelişme riski artmıştır.

SIKLIK: Yaklaşık 100 gebelikte 3 sıklığında görülür

Gebelikte anne karnındaki bebek, annenin kan şekerini kullanır. Bu nedenle gebelerde hipoglisemiye, yani kan şekerinin düşmesine bağlı belirtiler görülebilir.
Gebelerde açlık kan şekeri 65-105 mg/dl arasındadır. Yemekten 1 saat sonra ölçülen kan şekeri düzeyi gebeliğin 20. haftasından itibaren artmaya başlar. Bunun nedeni gebelikte artan bazı hormonların insüline karşıt etki yapması ve insülinin etkisini azaltmasıdır. İnsüline karşıt etki yapan bu hormonlar insan plasental laktojeni, kortizol, estrogen ve progesterondur.

Gebelikte insülin gereksinimi gebelik haftasına göre değişir. İlk 20 haftada insülin gereksinimi azalır. Bunun nedenleri fetusun anne kanından glukoz kullanması ve insülin karşıtı hormonların henüz çok yüksek düzeylere ulaşmamasıdır. Bu dönemde gebelik bulantı ve kusması yaygın olduğundan anne yeterli beslenemiyor olabilir. Bu durum kan şekeri artışını engeller.

Gebeliğin ikinci yarısında, yani 20. haftadan sonra insülin gereksinimi artar. Pankreas bunu karşılamak için ekstra insülin sentezlemez. Besinlerle alınan glukoz, yeterli insülin yoksa hücreler tarafından kullanılamaz ve bu durum kan şekerinin artışına neden olur.

FETUSA ETKİLERİ

Diabetli annelerdeki kan şekeri artışı bebeğin pankreasını uyararak bebekte insülin yapımını arttırır. İnsülin artışı karaciğerde glukojen sentezine, yağ yapımının artışına ve protein yapımına ve sonuç olarak bebeğin iri olmasına (makrosomi) neden olur.

Diabet belirtileri olan acıkma, susama ve sık idrar yapma gibi belirtiler, tüm gebelerde rastlanan şikayetler olduğundan bu belirtilerin üzerinde durulmayabilir. Annede farkına varılmasa bile şeker yükseklği fetus açısından zaralı olabilir. İri bebek olasılığının artışı yanısıra ölü doğum, doğum travmaları ve yenidoğan döneminde kan şekerinde düşme gibi sorunlar ortaya çıkabilir.

GESTASYONEL DİABET (GEBELİKTE ORTAYA ÇIKAN DİABET)

Gebelikte ortaya çıkan ve glukoz yükleme testi ile belirlenebilen bir durumdur. Gebelik sona erince kan şekeri normale döner.
Gebelikte diabet ortaya çıkan kadınlarda yaşamlarının daha sonraki dönemlerinde diabet gelişme riski vardır. Bu risk normal kilodakilerde % 20, kilosu fazla olanlarda ise % 60’tır.

DİABET AÇISINDAN RİSKLİ OLANLAR

Ailesinde diabet olanlar
İki veya daha fazla düşük
Ölü doğum yapanlar veya açıklanamayan yenidoğan ölümü olanlar
4500 gr üzerinde bebek doğuranlar
Doğumsal anomalili bebek doğuranlar
Önceki gebelikte polihidramnios (bebeğin etrafındaki suyun artışı)
Önceki gebelikte hipertansiyonu olanlar
Sık idrar yolları infeksiyonları veya mantar infeksiyonu geçirenler
MEVCUT GEBELİKTE DİABET RİSKİ OLANLAR

Gebelikte aşırı kilo alanlar: 20 kilo üzerinde kilo alanlar veya 95 kg.ın üstünde olanlar
Gebelik öncesi kilosu normal kilosunun %30 üstünde olanlar
İdrarında şeker tesbit edilenler
Bebeğin sıvısının arttığı gebeler
Hipertansiyonu olanlar
Çoğul gebeliği olanlar
Sık infeksiyon geçirenler

TANI

Yukarıda belirtilen risk faktörlerini taşıyanlar
Sık idrar yapma, sık acıkma, çok su içme isteği olanlar
Açıklanamayan kilo kaybı, özellikle normal veya fazla yemeğe rağmen kilo verme
Halsizlik
Bu belirtilerle hastaların yarısında tanı koymak mümkündür. Diğer yarısı ise ancak laboratuar testleri ile belirlenebilir.
Tüm gebelerde 24-28 haftalar arasında glukoz yükleme testi yapılması gerekmektedir. İlk yapılması gereken test 50 gr glukoz ile 1 saatlik yüklemedir. Bu test sonucunda 1 saatlik değeri 140 mg/dl üzerinde bulunanlarda 100 gr glukoz ile 3 saatlik yükleme yapılmalıdır. Bu test yapılırken açlık, 1. saat, 2. saat ve 3. saat değerlerine bakılır. Normal değerler 105-190-165-145’in altında olmalıdır. Bu değerlerden biri bile bu sınırların üzerinde olanlarda gebeliğe bağlı diabet söz konusudur.
Aşikar diabet tanısı için açlık kan şekerinin 2 ölçümde 105 mg/dl üzerinde olması yeterlidir.

Gebelikte diabet saptanan hastalar kadın doğum hekimi yanısıra, bir endokrinolog tarafından izlenmelidir. Öncelikle diyetle kan şekeri düzenlenmeye çalışılmalı, kan şekeri yüksek olanlarda insülin başlanmalıdır. Bu gebeler kan şekeri ölçüm cihazı ile kendi şekerlerini izleyip, insülinlerini yapabilirler.

Gebeliğin 30. haftasından itibaren fetuslar da yakından izlenmelidir. 32. haftadan itibaren haftalık, 36. haftadan itibaren de haftada 2 kez nonstres test ile bebek kalb atışları izlenebilir. Doğum 37. haftadan itibaren planlanabilir.

KOMPLİKASYONLAR

Anne açısından:
1.Polihidramnios: Bebeğin suyunun artışı su kesesinin erken açılmasına ve solunum sıkıntısına neden olabilir.
2.Preeklampsi gelişme riski 4 kat artmıştır
3.İnfeksiyon gelişme sıklığı artmıştır ve infeksiyonlar daha ağır seyreder
4.İri bebek, fetal distres gibi nedenlerle sezaryen sıklığı artmıştır
5.Doğum sonrası kanama riski artmıştır
6.Uzun süredir diabeti olanlarda böbrek ve göz hastalıkları riski artmıştır

Bebek açısından:
1.Uterus içinde bebeğin ölümü: sıklığı %3-12
2.Bebekte bazı hastalıkların sıklığı artmıştır:

Erken doğuma bağlı sarılık
İri bebek: Vaginal doğumda travma riski
Hipoglisemi: Annenin kan şekeri yüksekliğinin ortadan kalkması nedeni ile bebeklerde kan şekeri düşebilir
Hipokalsemi

SOLUNUM SIKINTISI: Diabetik annelerin bebeklerinde daha sık solunum sıkıntısına rastlanmaktadır.

DOĞUMSAL ANOMALİ SIKLIĞI:

Gebelik öncesinde diabeti olup, kan şekeri iyi kontrol edilmeyenlerde doğumsal anomali sıklığı artar. Normalde %3 civarında olan anomali sıklığı bu grup gebede %5 ile 10 arasında değişmektedir. En sık rastlanan anomaliler kalb anomalileri ve sinir sistemi ile ilgili olanlardır

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:19
Folik asit suda eriyen bir vitamin olup, eksikliğinde "pernisiyöz anemi" denilen bir kansızlık türüne yol açtığı bilinmektedir.

İlk kez İngiliz Doktor Lucy Wills 1930’larda Bombay’de çalışırken, genç kadınlarda ortaya çıkan bir anemi farketmiş ve daha sonra bunun folik asit eksiklğine bağlı olduğu anlaşılmıştır. Yapılan çalışmalarda maymunlarda da bu tür bir aneminin olduğu anlaşılmış ve iyi bir folik asit kaynağı olan maya verilmesi ile bunun düzeldiği gösterilmiştir.

Bir diğer doğum doktoru Bryan Hibbard, 1964 yılında folatın erken embryonik gelişmede de rolü olduğunu bildirmiştir. Sonraki yıllarda bu vitaminin bazı doğum defektlerinin, özellikle sinir sistemi ile ilgili anomalilerin önlenmesi amacıyla kullanılabileceği anlaşılmıştır.

Folat vücuttaki tüm hücrelerde değişik biçimlerde görevi olan bir vitamindir. Folik asit ise folatın sentetik formu olup, kimyasal olarak sentezlenmektedir. Sentetik formu, biyolojik formundan daha dayanıklıdır. Besinlerde bulunan doğal folat, pişirme, dondurma ve saklama kolşullarından olumsuz olarak etkilenebilir.

Folat ve Gebelik

Folatın gebelikte 2 rolü vardır:
1. Gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkan aneminin önlenmesi
2. Embryogenez denilen, gebeliğin ilk aylarında nöral tüp defektleri olarak adlandırılan anomalilerin önlenmesi.

Gebeliğin Megaloblastik Anemisi

Tüm gebelerde, gebeliğin başından itibaren kan hacmi artmaya başlar, bu gebeliğin sonlarına doğru 1 litreyi bulabilir. Eritrosit denilen alyuvarlar da artmasına rağmen, bu plazma artışını gerisinde kalır ve gebelerde kan sulanmış olur. Bu durumda yeterli demir almayan gebelerde “dilüsyonel anemi” olarak adlandırılan bir tablo ortaya çıkar. Bu nedenle tüm gebelerde hemoglobin, hematokrit ve eritrosit değerlerinde düşüş olur. Kanın sulanmasına bağlı olarak folat düzeylerinin de gebelik öncesine göre düştüğü saptanabilir. Fetus büyüdükçe gereksinim daha da artar ve yeterli folik asit alınmazsa bu durum kansızlığa neden olabilir. Demir eksikliği anemisinden farklı olarak, folik asit eksikliğine bağlı anemide eritrositler normalden büyüktür.

Gebelerde folik asit eksiklğine bağlı olarak ortaya çıkan aneminin önlenmesinde birbirinden farklı iki görüş vardır. İlk görüş normal beslenen gebelere ek olarak folik asit vermeye gerek olmadığı yönündedir. İskandinav ülkeleri bu görüşe göre hareket etmektedir. Aksine İngiltere, İrlanda gibi ülkelerde çoğu kadının folat depolarının yeterli olmadığı görüşü hakimdir ve tüm gebelere folik asit verme eğilimi mevcuttur. Yapılan çalışmalarda folik asit kullanmayan gebelerin % 21’inde eritrositlerdeki folat düzeyinin düşük olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerileri doğrultusunda, çoğu merkezde tüm gebelere rutin folik asit alımı önerilmektedir.

Bu amaçla, gebeliğin ikinci üç ayından itibaren günlük 300-400 mikrogram (0.3-0.4 mg) folik asit kullanımı yeterlidir. Bunun anne ve gelişen embryo açısından bir riski de bulunmamaktadır.

Nöral Tüp Defektlerinin Önlenmesi

Döllenmeden 24-28 gün sonra hem kafatası, hem de omurgada nöral plak kapanmaktadır. Omurganın kapanmaması spina bifida, kafatası ile ilgili problemler de anansefali olarak adlandırılan anomalilere yol açmaktadır.

Anansefali yaşamla bağdaşmayan bir anomalidir, embryo uterus içinde veya doğduktan kısa bir süre sonra ölmektedir. Spina bifida ise çok hafif bozukluktan, çok ağır problemlere uzanan geniş bir spektrum içinde yer alan bir bozukluktur.

Bu anomaliler genetik bir yatkınlık göstermesinin yanısıra, tekrarlama eğilimindedirler. Önceki gebeliğinde bu tür anomalili doğum yapan bir anne adayında aynı anomalinin ortaya çıkma olasılığı 10 kat artmaktadır. Genetik olmayan bir faktör de beslenmedir.

Son yıllarda gebe kalmadan önce folik asit kullanmaya başlayanlarda nöral tüp defekti oluşumunun daha az olduğu, önceden nöral tüp defektli doğum yapıp folik asit kullananlarda da nüks olasılığının azaldığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmalarda folik asit kullanımının nöral tüp defekti oluşum sıklığını %72 oranında azalttığı gösterilmiştir. Folik asitle birlikte multivitamin kullananlarda da benzer şekilde anomali sıklığı azalmış, ancak multivitamin kullanımı ek bir yarar da sağlamamıştır.

Konuyla ilgili önerileri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Folik asit kullanımına gebe kalmadan 6-8 hafta önce başlamalı ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca sürdürülmelidir.
2. Gebe kalma arzusu olanlar folik asitten zengin besinleri tüketmeli ve bunları fazla pişirmekten kaçınmalıdır.
3. Günlük 400 mikrogram (0.4 mg) folik asit alımı yeterlidir
4. Daha önce nöral tüp defektli gebelik öyküsü olanlarda doz 4000 mikrogram / gün (4 mg /gün) olarak verilmeli ve gebeliğin ilk 12 haftası boyunca aynı dozda sürdürülmelidir. Bu gebelerde tek başına folik asit içeren ilaçlar tercih edilmelidir.
5. Gebe kalmadan önce folik asit kullanmayanlar da, gebelikleri farkedildiği anda folik asit başlayıp, 12. haftaya kadar sürdürmelidirler.


Son yıllarda multivitamin kullanımının fetusta bazı anomalilerin oluşum sıklığını azalttığı iddia edilmektedir.

Dudak-damak Yarığı: Folik asit de içeren multivitmain kullanımının dudak-damak yarığı oluşum sıklığını %25 azalttığı iddia edilmektedir.

Abortus (Düşük), Prematür Doğum: Folik asit eksikliği olanlarda abortus ve erken doğum sıklığının arttığı yönünden görüşler olmasına karşın, bu durum herkes tarafından kabul edilmemektedir.

Alkol Kullanımı: Alkol bağımlısı olanlarda fetal malformasyonların oluşum sıklığının arttığı ve bu durumun folik asit eksikliği ile ilişkili olduğu bilinmektedir.

Doğum Kontrol Hapları: Uzun süre doğum kontrol hapı kullanımı, folik asit eksikliğine yol açabilir ve bu durum hapı bıraktıktan hemen sonra gebe kalanlarda bazı riskler getirebilir.

Emzirme: Süt veren annelerde folik asit gereksinimi artar ve ekstra folat kullanımı önerilir.

Çoğul Gebelik: Çoğul gebeliği olan anne adaylarında da folik asit gereksinimi daha fazladır

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:20
Gebelikte Grip ve Soğuk Algınlığı

Sonbaharın gelmesi yanlızca sıcak yaz günlerinin ve tatilin sona erdiğini göstermekle kalmaz. Sonbahar değişken hava sıcaklıkları ile birlikte aynı zamanda kış hastalıkları olan grip ve soğuk algınlığı sezonunun da habercisidir.

Normal zamanlarda bile çok rahatsızlık verici olan bu durum hamilelikte hem daha çok sıkıntı yaratır hem de anne adaylarının bebekleri açısından endişelenmesine neden olur.

Grip ve soğuk algınlığı nedir?
Grip (bilimsel adı ile influenza) ve soğuk algınlığı birbiriyle çok sık karıştırılan ve hatta birbiri yerine kullanılan iki terim olmakla birlikte aslında birbirlerinden çok farklı iki durumu ifade ederler. Her iki hastalıkta da benzer belirtiler görülmekle birlikte hem hastalığın nedeni hem de sonuçları çok farklıdır.

Her iki hastalık da viruslerin neden olduğu ve üst solunum yollarını tutan hastalıklardır. Grip Influenza A, B, ve C adı verilen 3 tür viruse bağlı bir hastalıkken, 200 değişik tür vürus soğuk algınlığına neden olabilir.

Soğuk algınlığı
Soğuk algınlığı genelde burnu tutan bir hastalıktır ve bu hastalığa neden olan mikropların önemli bir kısmı rhinovirus adı verilen gruba dahildir. Rhino Yunanca burun anlamına gelmektedir.

Belirtiler genelde vürusle karsilasildiktan 2 günsonra ortaya çıkar. En sık karşılaşılan yakınmalar nezle, burun tıkanıklığı ve hapşırmadır. Ateş genelde görülmezken boğaz ağrısı ya da hasassiyet olabilir ancak muayenede boğazda kızarıklığa nadiren rastlanır. Sinüslerde ağrı ve kulak ağrısı sık görülür.

Virüsün tipine bağlı olarak gözlerde sulanma, öksürük, geniz akıntısı, iştahsızlık, halsizlik gibi yakınmalar da olaya eşlik edebilir ancak yine de sorunun merkezi burundur.

İlk başta daha sıvı olan burun akıntısı birkaç gün içinde koyulaşarak kıvam değiştirebilir ve rengi sarı-yeşile dönebilir.

Belirtiler 7-10 gün içinde azalarak kendiliğinen kaybolur.

Grip
Influenza viruslerinin neden olduğu grip hastalığı ise her yıl yaygın salgınlara neden olabilen ciddi bir hastalıktır. Geçtiğimiz yüzyılın başında meydana gelen ve tüm dünyayı etkileyen grip salgını 20 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuştur.

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezinin verilerine göre her yıl nüfusun %10-20'si gibe yakalanmakta ve ortalama 114.000 kişi grip nedeni ile hastanede tedavi edilmek zorunda kalmakta ve 20.000'den fazla kişi hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybeden hastaların önemli bir kısmı ya ciddi sağlı sorunu olan kronik hastalar, ya da ileri yaştaki düşkün kişilerdir. Bu nedenle grip çok ciddi bir hastalıktır.

Hastalığa neden olan virüs çok sık aralıklarla form değiştirdiği için yaygın salgınlara neden olur. Daha seyrek aralıklarla ise virüsün yapısında büyük değişimler meydana gelir ve tüm dünyayı etkileyen salgınlar görülür.

Hastalık genelde vücut sıcaklığında yükselme yani ateş ile başlar. Yüzde kızarıklık ve halsizlik tabloya eşlik eder. Bazı kişilerde başdönmesi, bulantı ve kusma görülebilir. Ateş genelde 2-3 gün devam ederken nadiren 5 güne kadar uzayabilir. Ateşten sonra genel vücut bulguları ortaya çıkar ve solunum sistemi yakınmaları artar. En önemli bulgulardan birisi kuru öksürüktür. Bununla birlikte boğaz ağrısı, boğazda kızarıklık, soğuk algınlığı belirtileri, yaygın ks ve eklem ağrıları sık görülür.

Grip virüsü solunum sistemi içinde burun, boğaz, soluk borusu hatta akciğerlere bile yerleşebilir ve zaatürreye neden olabilir. Soğuk algınlığına neden olan virüslerden farklı olarak solunum sistemini döşeyen epitel tabakasına zarar vererek bakterilerin de olaya karışmasına neden olabilir.

Öksürük dışındaki belirtiler genelde 1 hafta içinde kendiliğinden kaybolurken öksürük birkaçhafta daha devam edebilir.

Bulaşma yolları
Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır. Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında milyonlarca virus havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağızından girerek enfeksiyona neden olur. Virüsu alan kişi bundan sonraki ilk 2 gün civarında en fazla bulaştırıcılığa sahiptir. Yani belirtilerin ilk görüldüğü dönem bulaşıcılığın da en fazla olduğu dönemdir.

Öte yandan eller de bulaşmada rol oynayabilir. Hasta olan bir kişi eli ile burnunu sildikten sonra örneğin bir başkası ile el sıkıştığında ve elini sıktığı kişi daha sonra gözünü kaşıdığında hastalığı alabilir.

Grip ve soğuk algınlığı arasındaki farklar nelerdir?
Bu iki hastalığın ayrımını yapmak her zaman kolay değildir ancak kural olmamakla birlikte bazı farklılıklar yardımcı olabilir. Soğuk algınlığı genelde burunu etkilerken grip tüm vücudu etkiler

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:21
Gribin belirtileri

Kas ağrısı
Kuru öksürük
Burun tıkanıklığı, soluk almada güçlük
Burun akıntısı
Ateş
Titreme
Şiddetli olabilen baş ağrısı
İştahsızlık
Halsizlik
Yorgunluk
Soğuk algınlığının belirtileri

Burun akıntısı
Hapşırma
Öksürük
Hafif başağrısı
Hafif ateş
Gözlerde sulanma
Kulak ağrısı
Her iki hastalık da kopmlikasyonlara neden olabilirken zaatürre gibi ciddi durumlar soğuk algınlığında görülmez.

Grip ile soğuk algınlığı arasındaki temel farklardan birisi de gribin aşı ile önlenebilir bir hastalık olmasıdır.

Hamilelik, grip ve grip aşısı

Hamilelik tek başına gribe yakalanmak için bir risk oluşturmaz. Ancak hamile bir kadın gribe yakalandığında komplikasyon görülme şansı çok daha artmaktadır. Aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında hamile olanların grip nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Hamilelik kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak komplikasyonlar açısından daha yüksek risk altında olmalarına yol açar.

Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığın ı bebeğine geçirme şansı fazladır.

Grip aşısı canlı virüs içermeyen ve hamilelikte kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Amerikan jinekolog ve Obstetrisyenler birliği (ACOG) 2000 yılıaralık ayında yayınladığı görüşünde salgın mevsiminde hamileliğinin ikinci ya da üçün trimesterinda olan kadınlara grip aşısı olmaları önermektedir.

Yine aynı bildiride şeker hastalığı, astım, hipertansiyon gibi yüksek risk durumlarının varlığında gebelik yaşına bakılmaksızın grip aşısı yapılması önerilmektedir. Bu gibi yüksek risk faktörleri olmayan kadınlarda ise aşının ilk trimester sonunda yapılması önerilmektedir.

Bununla birlikte aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır.

Grip mevsimi genelde Kasım-Nisan aylarını kapsar. Hastalık en fazla Aralık ile Mart başına kadar olan dönemde görülür. Salgın başladığında genelde ilk 3 hafta en etkili olduğu dönemdir hastalanan kişi sayısı sonraki 3-4 haftada giderek azalır. Aşı için en ideal dönem Ekim ayı ile Kasım ayı ortasına kadar olan zaman aralığıdır. Aşı sonrası antikor üretilmesi ve koruyuculuğun başlaması için 1-2 haftaya gerek vardır. Grip aşısının koruyuculuğu %70-90 arasında değişmektedir.

Grip aşısı gebelikte ve emzirme döneminde güvenli olarak kabul edilmektedir.

Grip aşısının olası yan etkileri şunlardır:

Enjeksiyon alanında lokal hassasiyet ve şişlik (%10-64 olguda)
Hafif ateş ve halsizlik
Nadiren alerjik reakisyon
Grip aşısı gribe neden olmaz. Aşı sonrası ilk 2 hafta içinde görülen üst solunum yolları enfeksiyonları tamamen tesadüfüdir ve aşı ile bir ilgisi yoktur.

Öte yandan aşı hazırlanırken yumurta kullanıldığı için yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı kontraendikedir ve yapılmamalıdır

Tedavi
Ne yazik ki her iki hastalık için de etkili bir tedavi yoktur. Hiçbir ilaç ya da uygulama hastalığın süresini kısaltmaz. Eskiler soğuk algınlığı ilaç ile 7 günde ilaçsı 1 haftada geçer derler. Ancak yakınmaların daha hafif ve daha az rahatsızlık verecek şekilde atlatılmasına yardımcı olabilecek destek tedavileri uygulanmalıdır.

Amerika Birleşik Devletlerinde Influenza virüsüne karşı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu ilaçların etkili olabilmesi için hastalık belirtileri başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde alınması gereklidir. Hamilelikte C kategorisine giren bu ilaçlar ancak anne adayı ciddi risk altındaysa kullanılmalıdır.

Grip ya da soğuk algınlığı sırasında destekleyici tedavi ve yapılması gerekenler şunlardır:

Her iki hastalık da virüslerin neden olduğu hastalıklardır. Antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir bu nedenle ikincil bir bakteriyel enfeksiyon olmadığı sürece antibiyotik kullanılmamalıdır.
Tedaviden çok hastalığa yakalanmamak daha önemlidir. Bu nedenle salgın dönemlerinde kapalı yerlerde fazla uzun kalmamak ve elleri sık sık yıkamak koruyucu olabilir.
En iyi ve en etkili destek tedavisi istirahattir. Eğer mümkünse yatak istirahati yapılmalıdır.
Yatarken başınızı yukarıda tutmak (2 yada daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır.
Bulunulan ortamın yeteri kadar sıcak olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmelidir.
Havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.
Yeteri kadar sıvı alımı son derece önemlidir.
Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat etmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrattan zengin diet uygulanmalıdır.
Boğaz ağrısını gidermek için pastil kullanılabilir.
Burun tıkanıklığı için tuzlu su ya da okyanus suyu vb. kullanılabilir.
Ağrı ve ateşi gidermek için parasetamol alınabilir.
Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.
Aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuza başvurmalısınız

Yüksek risk grubundaysanız
Ateşiniz 38.5 derecenin üzerine çıkarsa ve birkaç gün içinde düşmezse
Soluk alıp vermede güçlük olursa
Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa
Şiddetli kulak ağısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa
Döküntü ve kızarıklık ortaya çıkarsa
Ense sertliği ortaya çıkarsa
Birkaç gün içinde düzelemediğinizi ve ciddi derecede hasta olduğunuzu düşünüyorsanız.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:22
Content visible to registered users only.

Bulantı ve kusma gebeliğin ilk 3 ayında sıktır ve gebelerin yaklaşık yarısında görülmektedir. Bazı durumlarda ilaç kullanımı gerekmektedir. Az ve sık yeme, sıvı besinlerden kaçınma, mide sıvısını emen galeta ve patlamış mısır gibi yiyecekler bulantı ve kusmadan kaçınmada yardımcı olabilir. Ağızdan beslenmenin olanaksız olduğu aşırı bulantı ve kusma durumlarında hastanede tedavi gerekebilir.

Mide yanması gebelikte sık rastlanan şikayetlerdendir. Mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına bağlıdır. Sık ve az yeme, yemekten hemen sonra uzanmama gibi önlemler yardımcı olabilir. Bu önlemler yeterli olmazsa antiasitler ve doktorun önerisine göre diğer ilaçlar kullanılabilir.

Kabızlık gebelikte artan progesteron hormona bağlı olarak barsaktan geçiş zamanının uzaması nedeniyle gebelerde sıktır. Demir kullanımı, sıklıkla bu şikayeti arttırır. Lifli- posalı besinlerle beslenme ve daha fazla sıvı tüketimi ilk tedavi seçenekleridir. Bu önlemlerin yetersiz kadlığı gebelere ilaçla yardımcı olunabilir.

Hemoroid (basur) makat etrafındaki toplardamarların genişlemesine bağlıdır. Rahmin büyümesi ve toplardamarların boşalmasını geciktirmesine bağlıdır. Kabızlıktan kaçınma, ağrı kesici ve kortizon içeren pomadlar, ılık oturma banyosu yararlı olabilir. Genellikle doğumdan sonra geriler, fakat tamamen kaybolmazlar.

Bacaklarda oluşan varisler gebelikte artabilir. Gebelik ilerledikçe ve kilo alımı arttıkça belirginleşir. Ayakta durma süresi uzadıkça ilerleme gösterir. Periyodik olarak istirahat etme, bacakları yükseğe kaldırma ve varis çorapları tedavide yardımcıdır.

Sık idrar yapma genellikle ilk 3 ayda yaygındır. Büyüyen rahmin mesaneye bası yapmasına bağlıdır. Birlikte ağrılı idrar yapma ve kanlı idrar yapma varsa sistit yönünden değerlendirilmelidir. Bütün gebelerde idrar kültürü alınması en önemli tetkiklerdendir. Asemptomatik bakteriüri denilen ve hiçbir şikayete neden olmadan görülebilen idrarda bakteri çıkması ancak bu şekilde saptanıp tedavi edilebilir. Aksi takdirde bu durum pyelonefrit denilen böbrek iltihabı ile sonuçlanabilir.

Akıntı gebelerde sık görülen bir durumdur. Rahim ağzındaki bezlerin gebelikte daha sık salgı yapmasına bağlıdır. Bununla birlikte diğer iltihabi akıntılar da değerlendirilmeli ve uygun şekilde tedavi edilmelidir. Özellikle gebelerde idrarda zaman zaman şeker çıkmasının kolaylaştırdığı mantar infeksiyonları da mutlaka tedavi edilmelidir.

Sırt ağrısı, gebelerin yaklaşık yarısında görülmektedir. Fazla kilolar bu açıdan risk oluşturmaktadır. Fetusun ve uterusun sinirlere doğrudan basısı, omurgalar arasındaki bağların gevşemesi ve vücudun ağırlık merkezinin değişmesine bağlıdır.

Bacak krampları özellikle geceleri, gebelerin yaklaşık yarısında ortaya çıkmaktadır. Nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Masaj ve bacağın gerilmesi geçici bir rahatlık sağlayabilir. Tedavisi için kalsiyum veya magnezyum kullanılabilir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:22
Sigara ve Gebelik

Sigara önemli bir halk sağlığı problemidir. Sigaranın pek çok kanserle ilişkisi kanıtlanmıştır. Bunlar arasında akciğer, baş boyun kanserleri, yemek borusu kanseri ve idrar kesesi kanseri bulunmaktadır. Bütün bunlara rağmen üreme çağındaki kadınların yaklaşık 1/4'ü sigara içmekte ve bunlardan bir kısmı gebe kaldıklarında da sigara içmeye devam etmektedir. Sigara içenlerde kısırlık, dış gebelik ve gebe kaldıklarında düşük oranı yüksektir. Gebelikte sigara içenlerde erken doğum ve su kesesinin erken açılma riskinin arttığı kanıtlanmıştır. Çalışmalarda sigara içen kadınların yenidoğanlarının, içmeyenlere göre 170-200 gr daha küçük olduğu gösterilmiştir.
Gebelik dışında nikotin bantları gibi yöntemler sigarayı bırakmaya yardımcı olabilir. Bu bantların gebelikte de güvenilir olduğunu gösteren sadece bir çalışma vardır. Ancak bu yeterli değildir ve karar gebeye bırakılmalıdır.
Gebelikte sigara içme ile bebekte anomali oluşumu arasında bir bağlantı yoktur.

Alkol

Gebelikte alkol kullanımı çeşitli komplikasyonların oranını arttırır, bunların en ciddisi "fetal alkol sendromu"dur. "Fetal alkol sendromu" büyüme ve gelişme geriliği, yüz anomalileri, zeka geriliği ve sinir sistemi gelişme bozuklukları ile karakterizedir. Kronik alkoliklerde bu sendromun görülme sıklığı % 6 ile 50 arasındadır. Risk alkol kullanım oranı ile ilişkilidir.
Alkol kullanımı gebe kalma şansını da azaltabilir. Bu nedenle gebe kalmaya çalışan bir hanım alkol kullanmamalı veya alkol kullanımı adetten sonraki ilk hafta ile sınırlı olmalıdır. Genel olarak gebelikte alkol kullanımı kısıtlanmalıdır. Ancak seyrek alkol almanın zararlı olacağı da söylenemez. Güvenli bir seviye söylemek mümkün değildir.

Kafein

Kafein kahve, çay ve kolalı içeceklerle tüketilmektedir. Kafein tüketimi ile gebelik seyri arasında olumsuz bir ilişki olduğu yönündeki veriler çelişkilidir. Son bir Kanada çalışmasında gebelik öncesi ve gebelik esnasında fazla kafein tüketiminin fetal kayıplara neden olduğu iddia edilmiştir. Bunun aksine pek çok çalışmada kafein tüketiminin gebelik seyri üzerine olumsuz bir etkisi olmadığı bildirilmiştir. Sonuç olarak günde 1-2 fincan kahve tüketiminin güvenli olduğunu söyleyebiliriz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:23
Göbek, ana rahmindeki fetusun, tüm ihtiyaçlarının karşılandığı göbek kordonunun giriş kapısıdır. Doğumla birlikte görevi sona erer ve yerinde yaşam boyu devam eden bir çukur kalır. Doğum sırasında göbek kordonu, göbeğin birkaç santim üstünden bağlanarak kesilir. Kalan bu parçasıda birkaç günle 2 hafta arasında kuruyarak dibinden düşer.

Yenidoğan bir bebeğin mikrop kapma açısından en riskli bölgelerinden biride göbeğidir. Göbek kordonu kirli aletlerle kesilmiş ve antiseptik bakımı yapılmamış bebeklerde, göbek iltihaplanması, yenidoğan tetanozu, kana mikrop karışması ( sepsis ), menenjit vb ölümcül hastalıklar gelişebilir.

Tüm bu risklerden korunmak çok basittir. Doğum sırasında göbek kordonu mutlaka steril bir aletle kesilmeli ve derhal uygun bir antiseptikle bakımı yapılmalıdır. Göbek kordonunun düzenli olarak hergün 2-3 kez uygun antiseptikle silinip temizlenmesi ve gerekli görüldükçe bu işlemin tekrarlanması tüm riskleri ortadan kaldıracaktır. Temizleme sırasında göbek çukurundan itibaren kordonun ucuna kadar tamamı ve beraberinde göbek mandalı veya ipide işlemden geçirilmelidir. Göbek kordonu düştükten sonraki birkaç gün daha, yeri iyice kuruyuncaya kadar bu işleme devam edilmelidir. Göbek temizliği için kullanılacak en uygun malzeme povidon-iyot içeren antiseptik solüsyonlardır ( eczanelerde batticon, poviod, biokadin, isosol vb isimlerle bulunmaktadır ).

Henüz göbeği düşmeden bebeğe banyo yaptırılmasında hiçbir sakınca yoktur. Yeterki banyo öncesi ve banyo sonrası kuruladıktan sonra göbeğini yukarıda anlatıldığı gibi dikkatlice temizleyelim. Bazen göbeğin düşme süresi 10-15 günü bulmakta ve bu sürede bebek yıkanmaktan mahrum kalmaktadır. Banyo bebek için temizlik olduğu kadar olumlu bir fizik uyarandır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:24
Hamile Kalınca Mutlaka Tiroit Tetkiki Yapılmalıdır

Annenin tiroit hormonlarının normal olması özellikle gebeliğin ilk 3 ayında bebeğin beyin gelişimi için çok önemlidir. Bebeğin beyin gelişimi bu ilk 3 ayda anneden göbek kordonu yoluyla gelen tiroit hormonlarına bağlıdır. Annede tiroit hormonları az ise bebeğin beyin gelişimi iyi olmamaktadır. 12nci haftadan sonra bebek kendi tiroit hormonlarını yapmaya başladığından ilk 3 ay büyük önem taşımaktadır.

Annede gebelik başlangıcında mevcut olan tiroit bezi yetmezliği (tiroit hormonlarının az olması) bebeğin zeka seviyesinin (IQ) düşük olmasına neden olmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalar tiroit hormonları düşük bir anneden doğan çocuklarda zeka (IQ) seviyesinin %85’in altında olduğunu göstermiştir. Bu çocukların okul başarıları ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri de düşüktür. Bu nedenle hamile kaldığını öğrenen tüm anne adayları vakit geçirmeden tiroit hormon tetkiklerini yaptırmalıdırlar.

Her 100 gebenin 2 veya 3’ünde teşhis edilmemiş tiroit yetmezliği vardır. Bu yetmezlik özellikle kanlarında anti-TPO antikoru yüksek olan gebelerde daha da fazla olup % 15 oranında görülür. Bu nedenle gebe kalmadan önce kanınızda anti-TPO antikoru yüksek ise gebelikte tiroit hormon yetmezliğine girme ihtimaliniz artıyor demektir.

Gebelik döneminde iyot eksikliği olan kadınlarda da tiroit hormonlarında azalma oluşmaktadır. Bu nedenle gebelik süresince iyotlu tuz yemek çok önemlidir.
Önceden tiroit yetmezliğiniz varsa kullandığınız Tefor veya Levotiron ilacının dozunu hamile kaldığınızı öğrenince artırın ve hemen Endokrinoloji uzmanı bir doktora giderek tetkiklerinizi yaptırın ve onun takibine girin.

Tiroit yetmezliği olan gebelerde düşük riskinin arttığını da unutmayın. Tiroit bezi az çalışan kadınlarda düşük sayısının gebeliğin 4 ile 6. ayları arasındaki dönemde dört kat daha fazla olduğu saptanmıştır.

Tiroit yetmezliği saptanan gebelerde tedavi çok kolaydır. Kullanacağınız Tefor veya Levotiron ilaçları hormonlarınızı hemen düzeltir.
Bebeğin zeka gelişimini etkileyen önemli diğer bir durum annenin yeteri kadar iyot alıp almamasıdır. Gebelik ve emzirme dönemindeki iyot yetmezliği bebeklerde zeka geriliği yapmaktadır. Gebe ve emziren kadınlar iyot ihtiyacını iyotlu tuz yiyerek veya iyot içeren multivitaminler alarak karşılayabilirler. Bir gebenin günde 200 mikrogram iyot alması gerekir. Bu miktardaki iyot multivitamin ilaçlarda bulunan iyot ile sağlanabilir. Emziren kadınlarda ise günde 290 mikrogram iyot alınması gerekir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:25
Gebelik kadının hayatında yaşadığı en önemli deneyimlerden birisidir. Hem duygusal hem de fizyolojik olarak pekçok değişikliği beraberinde getirir. Kendisini nelerin beklediğini bilmeyen gebe bu duruma uyum sağlamada güçlük yaşayabilir. Bu değişimlerin iyi anlaşılması normal ve anormal ayrımının sağlıklı yapılabilmesi için son derece önemlidir. Bu değişimlerin çok büyük bir kısmı fetus ve plasentadan gelen hormonlara bağlı olarak ortaya çıkar.

Gebeliğin başlaması ile beraber kadının vücudundaki değişimler de başlar. En önemli ve fark edilen değişiklik kilo artışı ve duruş şeklindeki değişikliklerdir. Artmış beslenme gereksimine bağlı olarak iştah artar. Buna halk arasında aşerme de denir. Tüm gebelik boyunca tavsiye edilen kilo artışı 11-13 kg kadardır. hCG hormonuna bağlı olarak 4-8. haftalarda bulantı ve kusmalar başlayabilir. Bu durum 14-16. hatalara kadar devam edebilir. Kusmaların kişinin beslenmesini bozacak kadar fazla olduğu durumlarda hastaneye yatış ve damar yolu ile besleme gerekebilir.

Solunum Sistemi
Göğüs çevresi artar, toplam akciğer kapasitesinde %5 civarında bir azalma olur. Soluk alıp vermede güçlük, egzersiz toleransında azalma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Dolaşım Sistemi
Gebelik ilerledikçe dolaşım sisteminde büyük değişiklikler göze çarpar.Kan hacmi ve kırmızı kan hücre sayısı artar. Ancak kanın sıvı kısmı daha çok arttığından göreceli bir kansızlık ortaya çıkabilir. Bu durumda demir takviyesi gerekir. kalp atım sayısında artış olur. Zaman zaman çarpıntı görülebilir. Bu durum gebeliğin erken devrelerinde başlar ve 20-24. haftalarda en yüksek düzeye ulaşır. Salgılanan hormonlara bağlı lrak tansiyonda hifif bir düşme görülebilir. gebelik ilerledikçe özellikle sağ yan yatılan durumlarda rahim ana toplar damara bası yaparak ani tansiyon düşmelerine neden olabilir. Bu nedenle gebeliğin son dönemlerinde sağa dönerek yatılmaması önerilir. Kandaki beyaz küre sayısı 20.000'e kadar yükselebilir. Yine gebelikte kanın pıhtılaşmaya olan eğilimi artar.

Boşaltım Sistemi
10-12 haftalardan başlayarak idrar yollarında enişlemeler olabilir. Hormonların ve büyüyen rahimin etkisi ile sık idrara çıkma görülür. İdrar yaptıktan sonra mesanenin tamamen boşalmaması nedeni ile idrar yolu enfeksiyonlarına olan eğilim artar. Normalde görülmemesine rağmen gebelerde idrarda az miktarda glukoz (şeker) saptanabilir.

Sindirim Sistemi
Salgılanan hormonların etkisi ile barsak hareketleri yavaşlar. Kabızlık ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçması olabilir Bu durum kendini midede yanma şeklinde belli edebilir. Toplar damar basıncındaki değişikliklere bağlı olarak hemoroidler ortaya çıkabilir. Safra kesesinin hareketinin azalması safra taşlarına olan eğilimi arttırır.

Kas-İskelet sistemi
Gebelikte salgılana bazı hormonlar eklemlerde gevşemeye neden olur. Bu gevşeklik özellikle iki leğen kemiğinin ortada birleştiği eklemde belirgindir. Kilo artışı ve vücudun denge merkezinin değişmesi bel kavsinde artışa neden olur.Bel ve sırt ağrıları görülebilir.

Cilt
Yine hormonların etkisi ile karın ortasında koyu bir çizgi ortaya çıkabilir.Benzer şekilde yüzde de gebelik maskesi adı verilen renk değişimleri saptanabilir. Avuç içlerinde kızarıklıklar nadiren görülür. Hızlı büyümeden ötürü karın duvarı ve memelerde çatlaklar saptanabilir. Terleme artabilir, sivilceler ortaya çıkabilir.

Memeler
Memelerdeki kan akımını artışına ve süt bezlerindeki büyümeye bağlı olarak meme uçları genişler ve koyulaşır. Damarlanmada artış gözlenebilir. Hızlı büyüme ve hormonal etki hassasiyete neden olabilir. Son döneme girildiğinde meme ucundan salgı olabilir.

Üreme sistemi
Dış genitalorganlarda renk değişimi ve varisler görülebilir.Hormonal uyarıya bağlı olarak vajinal salgıda artış saptanabilir. Rahimin kitlesi gebelik sonunda yaklaşık 16 kat, hacmi ise 500-1000 kat artar. Bu derece bir büyüme dolaşımı da etkileyerek bacaklarda şişme ve varislere neden olabilir. Karın içi basıncın artması nedeni ile fıtık eğilimi artar.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:26
İçinizdeki gezgini baskılamayın.

Hamile kalmadan önce belki de gezmeyi, seyahat etmeyi, değişik yerler, insanlar tanımayı ve tatil yapmayı çok seviyordunuz. Kim sevmez ki?.. Peki hamilesiniz diye bütün bu zevklerinizden vaz mı geçmeniz gerekli?

Hayır. Hamilelik bir hastalık durumu olmadığı için herşeyinizi kısıtlamanız gerekmiyor. Bazı küçük önlemler ve ipuçları ile tüm hamileliğiniz boyunca seyahatlerinize devam edebilirsiniz.
Hatta son zamanlarda Avrupa'da giderek popülarite kazanan bir akım başladı bile: Çiftler bebeksiz geçecek olan son birkaç aylarında başbaşa tatiller yapmaktan büyük zevk alıyorlar. Balayından esinlenerek bu romantik döneme " bebekayı " (babymoon) adı veriliyor.

İşte tüm hamilelik döneminiz boyunca dilediğiniz gibi güvenle
gezmeniz için gerek duyduğunuz tüm bilgi ve ipuçları:

Hamilelikte Araba Yolculuğu
Hamilelikte Uçak Yolculuğu
Hamilelikte Otobüs ve Tren Yolculuğu

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:27
Gebeliğin ilk haftalarında anne olma düşüncesi ve heyecanı kadınların çoğunda uykusuzluğa yol açar. Aradan bir miktar zaman geçtikten sonra ise uyku hamile kadın için vazgeçilmez bir istek haline dönüşür. Sabah akşam sürekli uyuma isteği vardır. Hele gebelik bulantı ve kusmaları varsa, uyku esnasında bu şikayetler çok belirgin olmadığından kişi sürekli uyumak ister. Çoğu kadının eşi ve ailesi onun nasıl bu kadar çok uyuyabildiğini anlayamaz. İlk 6 ay bu şekilde gelip geçer.

Vücudunuz sürekli gelişmekte olan bebeğinizi desteklediğinden yorgun düşmektedir. Bebeğinizi tüm hamileliğiniz boyunca destekleyecek olan plasentası gelişmektedir ve bu sırada vücudunuz her zamankinden daha fazla çalıştığı için dinlenmeye daha çok gereksinim duymaktadır. hemilelik ilerledikçe bu kez uyku problemleri başgöstermeye başlayabilir. Çoğu zaman derin ve dinlendirici bir uykuya hasret olduğunuz hissedebilirsiniz.

Hamileyken uykuya dalmak neden güçtür?
Bunun pekçok nedeni vardır. Ancak ilk ve en önemli neden bebeğinizin büyümesidir. Bebeğiniz ve rahminiz büyüdükçe rahat bir uyku pozisyonu bulmakta zorlandığınızı fark edersiniz. Eğer hamilelik öncesi sırtüstü ya da yüzükoyun yatmaya alışkınsanız yanlara dönüp uyumak sizin için güç olabilir. Öte yandan vücut kitleniz arttıkça uyurken pozisyon değiştirmeniz güçleşir. Bu durumda doğal olarak verimli uyumanızı engeller. Bunun yanısıra hamilelikte normalde görülen bazı değişiklikler de uykunuzu bölerek ya da düzeninizi değiştirerek uyku problemlerine neden olabilir.

Sık idrara çıkma isteği: Hamileliğinizin ilk dönemlerinde büyüyen rahminiz mesanenize baskı yapar. Bu durumda doğal olarak mesane kapasiteniz azalacaktır. Bu azalmanın doğal sonucu ise sık idrara çıkma isteğidir. Öte yandan hamileliğiniz ilerledikçe damarlarınızda dolaşan kanınızın hacmi %30-50 arasında artacaktır. Bu artışa bağlı olarak böbreklerinizden geçen kan miktarı da artış gösterir. Neticede böbrekleriniz daha fazla kan süzecek ve daha fazla idrar üretecektir. Hem mesaneye olan baskı hem de idrar üretiminizdeki artış gece ya da gündüz daha çok tuvalet ziyareti yapmanıza neden olur. Gündüz bu durum sizi fazla rahatsız etmeyebilir ancak gece uykudan uyanmak zorunda kaldığınızda yeniden uykuya dalmanız güç olabilir. Özellikle bebeğiniz geceleri daha aktif ise bu daha fazla tuvalet ziyareti demektir.

Nefes darlığı: Hamileliğiniz ilerleyip rahminiz iyice büyüdüğünde karın boşluğunuz içinde çok fazla yer işgal etmeye başlar. Bu durumda karın içi basıncı artar ve karın boşluğu ile göğüs boşluğunuzu ayıran diyafram kasınıza baskı yapar. Artmış olan oksijen gereksiniminiz nedeni ile daha sık ve daha derin soluk alıp vermeye başlarsınız. Zaman zaman nefes darlığı hissedebilir nefes nefese kadığınızı fark edebilirsiniz. Nefes darlığı yatar pozisyondayken daha belirgin hale gelir ve uykuya dalmanızı güçleştirebilir.

Mide yanması: Hamilelikte salgılanan hormonlar vücudunuzda istemsiz olarak çalışan tüm düz kaslarınızda bir gevşemeye ve yavaşlamaya neden olabilir. Bu yavaşlama sindirim sisteminizde de ortaya çıkar. Sonuçta midenizin boşalması gecikir. Mide içeriği özellikle yatar pozisyondayken yemek borunuza geri kaçabilir ve yanmaya neden olabilir. Bu rahatsız durum sizi uykudan uyandırabileceği gibi uykuya dalmanızı da güçleştirebilir.

Kramplar: Tüm gün boyunca bacaklarınız normalden daha fazla yük taşımak zorunda kalır. Eğer bunun yanısıra kalsiyum eksikliği de varsa bacak krampları görülebilir. Kramplar da hamilelikte uyku güçlüğüne neden olabilmektedir.

Bunların yanısıra bilinçaltında yaşanan bazı korkular, stres ve sıkıntılar da uyuma güçlüğü ve kabuslara neden olabilir. Bebeğinizin sağlığı ile ilgili korkularınız, çocuklu yaşamın hayatınıza getireceği değişiklikler, doğum hakkındaki endişeleriniz de geceleri uykusuz geçirmeniz neden olabilir.

Rahat bir uyku pozisyonu bulmak
Hamileliğinizin erken dönemlerinde yana dönerek uyuma alışkanlığını geliştirmeniz ilerisi için size yardımcı olabilir. Özelikle son dönemlerde dizlerinizi kendinize çekerek yan dönüp yatmak oldukça rahat bir pozisyondur. Bu pozisyon ayrıca kirli kanı vücudunuzun alt kısmından kalbe taşıyan ve inferior vena cava adı verilen büyük toplardamar üzerindeki baskıyı azaltarak kalbinze binen yükün de azalmasına neden olur.

Özellikle sola dönük yattığınızda bu etki daha belirgin hale gelir. Öte yandan sola döndüğünüzde rahim de sola kayacağından karaciğeriniz üzerindeki baskı da azalır ve daha rahat hissedersiniz

Ancak gece uyandığınızda kendinizi sırt üstü yatar bulursanız fazla endişelenmeniz gerekmez. Pozisyon değiştirmek normal uykunun doğal bir bileşenidir ve kolay kolay kontrol edilemez. Özellikle son trimester'da sırtüstü yatar pozisyon çok rahatsızlık verici olduğundan zaten bu pozisyona kolay kolay geçmezssiniz. Eğer farkında olmadan sırt üstü yatarsanız duyacağınız rahatsızlık sizi uyandıracaktır.

Gebelik dönemi için özel olarak tasarlanmış yastıkları kullanmanız rahat bir uyku uyumanıza yardımcı olabilir. Bazı kadınlar yastığı karınlarının altına ya da bacaklarının arasına koyduklarında çok rahat uyuduklarını belirtmektedirler. Silindirik bir yastığı ya da kıvıracağınız bir pikeyi belinize yerleştirip yan yatarak da rahat bir pozisyon elde edebilirsiniz.

Hamilelik döneminde verimli bir uyku için öneriler

Kola, kahve ve çay gibi kafeinli içecekleri dietinizden uzak tutmaya çalışın. Özellikle öğleden sonra ve akşam bu tür içecekleri tüketmemeye gayret gösterin
Yatmadan 2-3 saat önce sıvı alımınız azaltın. Ancak gün içinde yeterli sıvı almaya özen gösterin. Benzer şekilde yatmadan önce ağır yemekler yemeyin. Bulantınız varsa ve bu bulantı sizi uykudan uyandırıyorsa yatmadan hemen önce kraker türü besinler yiyebilirsiniz.
Uyku saatlerinizi belirleyin. Yatağa alışkın olduğunuz saatten daha geç gitmeyin
Düzenli olarak egzersiz yapın ancak yatmaya yakın zamanlarda egzersiz yapmayın
Yastıkları her yerde kullanın. Nasıl ve nerde rahatlık veriyor ise yastıkları orda kullanın, ister dizlerinizin arasına, ister belinize, isterseniz de başınızın altına koyun
Yatağa gitmeden önce rahatlatacak birşeyler yapın. Ilık bir duş ya da bir bardak süt içmek gibi
Geceleri bacak kra mpları ile uyanıyorsanız yatmadan önce iyice gerinin. Yeterli miktarda kalsiyum almaya dikkat edin. Doktorunuzla kalsiyum ilaçları alıp alamayacağınızı görüşün.
Eğer gece uyanırsanız ya da uykuya dalamaz iseniz kendinizi zorlamayın. Kalkıp ev içinde biraz dolaşın ya da kitap okumak gibi uykunuzu dağıtmayacak birşeyler yapın, müzik dinleyin, televizyon seyredin, internette dolaşın. Hoşunuza giden ve sizi rahatlatan birşeyler yapın. Eğer mümkünse gün içinde uyku açığınızı kapatmak için 30-60 dakikalık şekerlemeler yapın.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:35
Hamilelikte Bulantı ve Kusma

Hamilelik ve bulantı arasındaki ilişki son derece güçlüdür. Günlük yaşamda midesi bulanan birisine en sık yapılan espirilerden birisi hamilemisin? diye sormaktır.

Filmlerin bir çoğunda karakterlerden birinin hamile kaldığı izlenimi durup dururken midesinin bulanması ya da kusması yoluyla verilir. Hamilelik ve bulantı arasındaki ilişki bu derece güçlüdür.

Yapılan pekçok araştırmada her 100 hamile kadından 50 ile 70'inin az ya da çok bulantı ve kusma sorunu yaşadığı saptanmaktadır. Her 1000 hamile kadından 5-10'unda ise bulantı ve kusmalar hastaneye yatacak ve besin maddelerinin damardan verilmesini gerektirecek kadar şiddetli olmaktadır.

Yakınmalar sabahın erken saatlerinde daha şiddetli olduğu için durum İngilizce'de sabah hastalığı anlamına gelen "morning sickness" şeklinde adlandırılır. Duruma verilen bir başka isim de gebelik hastalığıdır. Bilimsel olarak ise emesis gravidarum olarak tanımlanır. Şiddetli olgular ise hiperemesis gravidarum adını alır.

Hamileliğe bağlı bulantı ve kusmalar genelde gebeliğin 6. haftası civarında başlar ve 14-16. haftalar arasında şiddetli giderek hafifler ve kaybolur. Bununla birlikte bazı kadınlarda belirtiler 4. haftada başlayıp tüm hamilelik boyunca da devam edebilir.

Bulantı ve kusmalar ilk hamileliğini yaşayanlarda daha fazla görülmekle birlikte bu bir kural değildir. Her hamilelik birbirinden farklı olduğu için aynı kadının iki hamileliği arasında da farklılıklar olabilir. İlk hamileliğinde sorun yaşamayan bir kadının ikinci hamileliğinde şiddetli bulantı ve kusmalar görülebileceği gibi bunun tam tersi de söz konusu olabilir.

Gebeliğin erken dönemlerinde bu sorunu yaşayan ve bir miktar kilo da kaybeden anne adayının en büyük endişesi kendisi birşey yiyemediği için bebeğinde sorun çıkma olasılığıdır. Kilo kaybının aşırı olmadığı, anne adayında sıvı elektrolit denge bozukluklarıın görülmediği olgularda bebeğin zarar görme olasılığı son derece düşüktür:

Genel olarak bulantı ve kusmaların olması gebeliğin yolunda gittiğinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Gözleme dayalı çalışmalarda bulantı ve kusma yaşayan kadınlarda düşük yapma olasılığının daha az olduğu gösterilmiştir. Bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak bazı araştırmacılar bulantıların anne adayını bebeğe zarar verebilecek bazı maddelerden uzak tuttuğunu kusmaların ise yine anne adayında bulunan ve yine bebeğe zarar verebilecek bazı toksinlerin uzaklaştırılmasına yaradığını ileri sürmektedirler ve bu iddialarını doğanın koruma mekanizmalarından biri olarak tanımlamaktadırlar. Ancak bu iddiaları destekleyecek yeterli bilimsel kanıt mevcut değildir.

Öte yandan anne adayında bulantı ve kusma olmaması ya da çok hafif olması da asla birşeylerin ters gittiği anlamına gelmez.

Nedenleri
Hamilelik sırasında görülen bulantı ve kusmaların altına yatan nedenin ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. Yakınmaların kanda gebeliğe bağlı olarak yükselen hCG, ve östrojen hormonlarının artış şekline paralel olması, hormonların normalden yüksek olduğu çoğul gebelik ve mol gebelik gibi durumlarda daha şiddetli görülmesi gibi gözlemler nedeni ile bu hormonların beyindeki bulantı merkezini uyararak tabloya neden olduğu düşünülmektedir.

Öte yandan psikolojik ve fiziksel stress ve yorgunluk da bulantı ve kusmaları arttırabilmektedir. Özellikle istenmeyen gebelik varlığında durum daha şiddetli olabilmektedir.

Hamile kadınların kokuya olan hassasiyetleri çok artmaktadır. Bu hassasiyet özellikle sigara, yemek ve parfüm kokularında daha belirgindir. Hamile bir kadın bu tür kokuları şaşılacak bir şekilde çok uzaklardan dahi fark edebilmektedir. Bu durumun altında yatan neden de tam olarak bilinmemekle birlikte artan östrojen hormonunun sorumlu olduğu düşünülmektedir. Kokular kadında öğürme refleksini harekete geçirerek kusmaları tetikleyebilir.

Yapılan bir çalışmada şiddetli bulantı ve kusma sorunu yaşayan hamile kadınlarda mide ülserinden de sorumlu olduğu düşünülen h.pylori isimli bakteriye daha sık rastlandığı saptanmıştır. Bununla birlikte h.pylori ile gebelik hastalığı arasında herhangi bir ilişki ortaya konamamıştır.

Gebelik bulantı ve kusmalarında en etkili sonuçların B6 vitamini ile alınması bu vitamin eksikliğinin altta yatan neden olabileceğini düşündürse de yapılan çalışmalarda kusma olan ve olmayan hastalar arasında B6 vitamini eksikliğinin görülme sıklığında bir fark olmadığı ortaya konmuştur. B6 vitamininin hangi mekanizma ile tabloyu düzelttiği bilinmemektedir.

Bir başka iddia da hamilelik sırasında vücudun karbonhidratları sindirme şeklinde ortaya çıkan değişimlerin de bu tabloya neden olabileceğidir. Bu değişimler direkt olarak bulantı ve kusmalara neden olmasa da kişiyi olayı tetikleyen faktörlere karşı daha hassas hale getirebilir.

Kimler daha yüksek risk altındadır?

Kesin olmamakla birlikte; ikiz ya da daha fazla sayıda bebek bekleyen anne adaylarında hastalığın görülme olasılığı ve şiddeti daha fazladır. Ancak bu bir kural değildir. Hiçbir sorun yaşamayan pekçok çoğul gebelik olduğu da akıldan çıkartılmamalıdır.
Daha önceden doğum kontrol hapı kullanan ve bu sırada hapa bağlı olarak bulantı yaşayanlarda gebelikleri sırasında gebelik hastalığı görülme olasılığı daha yüksektir. Bunun nedeni östrojene olan aşırı duyarlılık olabilir.
Araç tutuması olanlarda hastalık daha sık görülmektedir.
Kendi annesi ya da kız kardeşlerinde gebelik hastalığı olanlarda bu tablonun ortaya çıkma olasılığı biraz daha yükektir.
Migren öyküsü olanlarda gebelik hastalığı daha sık görülür.
Genç yaştaki anne adaylarında daha sık görülür
İlk gebeliğini yaşayanlarda daha sık görülür.


Belirtileri
Gebelik hastalığında en sık karşılaşılan bulgu hastalığın adından da anlaşılabileceği gibi bulantı ve kusmalardır. Altıncı hafta civarında başlayan yakınmalar 8-12 haftalar arasında zirveye ulaşır, daha sonra giderek hafifler ve 14-16 haftalar civarında kaybolur.Yakınmalar genelde sabahları daha şiddetli olur. Ancak bazı kadınlarda gün sonunda şikayetler artabilir.

Yemek, parfüm, sigara gibi yoğun kokular genelde yakınmaları tetikler. Bazı kadınlarda sadece öğürme hissi olurken bulantı ve kusma görülmez ya da sadece öğürtü ve bulantı olur ancak kusma olmaz. Pekçok yemek kokusu olayı tetiklediğinden kişi yemek yemek istemeyebilir. Buna bağlı olarak 3-4 kilogram civarında bir kilo kaybı görülebilir.

Kişinin hayat kalitesi olaydan olumsuz yönde etkilenebilir iş ve ev yaşamında sorunlar yaşanabilir.

Gebelik hastalığında görülebilen diğer yakınmalar çarpıntı, tükürük salgısında aşırı artış ve ağız kokusudur.

Bulantıların şiddetine bağlı olarak yemek borusunda tahriş ve yemek borusu ile midenin birleştiği yerde küçük yırtıklar olabilir. Mallory-Weis sendromu adı verilen bu durumda kusmuk materyali içinde taze kan görülebilir.

Çok şiddetli olgularda sıvı elektrolit dengesizlikleri, dehidratasyon (sıvı azalması), ateş, kanda asit-baz bozuklukları, deride kuruluk, kan basıncında azalma, idrar miktarında azalma ortaya çıkabilir. Bu hastalarda kanda keto asitler arttığı için diabet komasındakine benzer bir ağız kokusu olabilir.

Tedavi edilmeyen ihmal edilmiş şiddetli hiperemesis gravidarum olgularında Wernicke ensefalopatisi adı verilen ve nadir görülen bir sinir sistemi hastalığı ve hatta ölüm dahi söz konusu olabilir.

Bebek üzerindeki etkileri
Hafif ve orta derecede bulantı ve kusma varlığının gebeliğin yolunda seyrettiği şeklinde yorumlanabileceğini belirtlmiştik. Tablonun daha şiddetli olduğu hiperemesis gravidarum olgularında yapılan pekçok çalışmada da yakınması olan ve olmayan kadınların bebeklerinin sağlık durumları arasında önemli bir farklılık olmadığı gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaneye yatmayı gerektirecek kadar şiddetli yakınması olan kişilerin bebeklerinde düşük doğum ağrılığına daha sık rastlanmaktadır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:36
Tanı
Hafif ve orta şiddetle olgularda tanı öyküye dayanılarak konur. Şiddetli olgularda ise değerlendirme daha farklıdır.

Şiddetli hipermesis gravidarum olgularında öncelikle bu tabloya neden olabilecek mol gebelik, böbrek enfeksiyonu, pankreas iltihabı, safra kesesi hastalıkları hepatit, apandisit, gastroenterit, mide ülseri, tiroid hormon yüksekliği gibi hastalıkların olmadığının gösterilmesi için genel bir fizik muayene yapılır.

Ardından olayın şiddetini saptamak amacıyla bazı laboratuvar testlerine başvurulur.

İdrar testi yapılarak yoğunluğu ölçülür ve vücudun sıvı açığı hakkında fikir edinilir. İdrarda aseton ve keton bulunması ve bunların miktarı da olayın şiddeti hakkında direkt bilgi verir.

Kan şekeri ölçümü, kan sayımı ve hematokrit incelemesi yapılır, yine kanda sodyum, potasyum ve klor gibi elektrolitler ölçülür, sıvı açığından ve asit-baz dengesizliğinden direkt etkilenebilecek organlar olan böbrek ve karaciğerin fonksiyonlarını incelemeye yönelik testler ile tiroid fonksiyon testleri yapılır.

Tedavi
Gebelik hastalığında tedavi olayın şiddetine göre değişir. Hafif olgularda genelde herhangi bir tedavi uygulanmazken sadece basit önlemler ile olay atlatılmaya çalışılır. Bunlar:

Bulantıyı tetikleyen sigara, yemek, parfüm kokusu gibi faktörlerden uzak durmak
Öğün sayısını altıya çıkarmak, az ama sık aralıklarla yemek yemek. Midenin boş kalmasına izin vermemek
Bulantı hissedildiği anda beyaz leblebi, tuzlu kraker, peksimet, kuru ekmek gibi besin madderi yemek
Uyandıktan sonra yataktan kalkmadan önce kraker gibi kuru birşeyler yiyip bir süre yatakta dinlendikten sonra kalkmak
Yemek aralarında yeterli sıvı almak
Gün içinde zaman zaman mola vererek dinlenmek
gibi basit önlemlerdir. Bilimsel kanıt olmasa da papatya çayı, zencefil, nane gibi bazı bitkilerin de yakınmaları azalttığı ileri sürülmektedir.

Son zamanlarda gebelik bulantıları için bileklikler piyasada satılmaya başlamıştır. Bu bilekliklerin bileğin iç kısmına hafif bir basınç uygulayarak bulantıları giderdiği ileri sürülmektedir. Akupunkturun bir varyantı olan acupressure temeline dayanan bu bilekliklerden yarar gördüğünü ileri süren pekçok kişi olmakla birlikte bilimsel olarak kanıtlanmış bir veri yoktur. Ancak bu bilekliklerin herhangi bir zararının olmadığı da göz önüne alınırsa kullanılmasında hiç bir sakınca yoktur.

Bu dönemde 3-4 kilo kaybedilmesi çok önemli bir sorun yaratmaz. Kişi canı ne istiyorsa ve ne yiyebiliyorsa onu yemelidir. Önemli olan kusmaların az olması ve sıvı kaybı olmamasıdır.

Bu önlemler ile yakınmaların azalmadığı olgularda ilaç tedavisi gündeme gelir. En sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler ve antihistaminiklerdir. Her bulantı giderici ilaç hamilelikte kullanılmaz ancak kullanılabilen ilaçlar yıllardır denenen ve bebek üzerinde olumsuz bir etkisi saptanmayan ilaçlardır. Bazı anne adayları doktorlarının önerisine rağmen ilaç kullanmaktan çekinmektedirler. Bu son derece yanlış bir davranış şeklidir

Kullanılan diğer ilaç grubu ise B6 ve B12 vitaminleridir. Hamilelik bulantı ve kusmalarında en etkili ilaçlar bunlar olup bebek üzerinde hiçbir olumsuz etkileri yoktur.

Ağzıdan alınan ilaç tedavisine cevap vermeyen, kişinin ağzıdan beslenemediği ve sıvı alamadığı nadir görülen şiddetli durumlarda ve %10'dan fazla kilo kaybı görülen olgularda ise hastaneye yatırılarak tedavi gündeme gelir. Burada amaç kişinin sıvı ve elektrolit açığını kapatmaktır. Bu amaçla damar yolu açılarak sıvı desteği sağlanır. Verilen sıvıların sodyum, potasyum ve klor gibi elektrolitlerden ve asit-baz dengesini sağlayıcı maddelerden dengeli miktarda içermesi gereklidir. Kişinin enerji gereksinimini de karşılamak amacıyla elektrolitlerin yanısıra karbonhidrat da içeren sıvılar tercih edillir.

Sıvı içerisine genelde B6-B12 vitaminleri de eklenir. Bulantı giderici ilaçlar da kalçadan, ya da sıvı içerisinde verilir.

Bulantı ve kusma kesilene kadar hastaya ağız yoluyla herhangi birşey verilmez. daha sonra ise diyetisyen tarafından planlanan hiperemesis dietine geçilir. Kişi ağızdan sıvı ve gıda alımını tolere ettikten sonra ise normal beslenmeye geçillir.

Bu destekleyici tedavi ile genelde 2-3 gün içinde tablo hızla düzelir ve hasta ağızdan beslenebilecek hale gelir ve taburcu edilir. Bazı durumlarda hamile kadının birkaç kere bu şekilde hastanede tedavi edilmesi gerekebilir.

Destekleyici tedaviye cevap vermeyen olgularda ise ek önlemler alınır. Hastanın loş bir odada yatırılarak ziyaret yasağı konabilir. Hatta bazı durumlarda birkaç gün süreyle eşinin bile ziyaretine izin verilmeyebilir. Ağzıdan hiçbir şekilde beslenemeyen kişilerde özel damar yolu açılarak total parenteral nutrisyon adı verilen tedavi uygulanır ve gereksinim duyulan karbonhidrat, protein ve yağ solüsyon şeklinde bu damar yolundan verilir.

Çok nadir olarak hastada hiçbir tedaviye yanıt alınamaz ve gebeliğin sonlandırılması tek çözüm yolu olabilir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:36
Hamilelik döneminde annenin gücünü, esnekliğini ve dayanımını koruması gerekmektedir. Egzersizler sayesinde rahat bir hamilelik dönemi geçirilebilir. Egzersizler, doğumdan sonra da annenin daha kolay iyileşmesine ve kendine gelmesine yardımcı olur. Egzersiz yapan ve komplikasyonu olmayan anne adaylarının daha rahat bir hamilelik dönemi geçirdiği bilimsel çalışmalarda gösterilmiştir.

Egzersiz, hamilelik döneminin; fazla kilo, el ve ayak terlemeleri, bacak krampları, uykusuzluk, kabızlık, varis ve yorgunluk gibi ortak problemlerinin de azalmasına yardımcı olur.
İyi düzenlenmiş egzersiz programı postürün korunmasını sağlar dolayısı ile bel ağrılarının oluşmasını engelleyici rol oynar, karın içi basıncın yayılımını düzenler.

Hamilelik Egzersizleri Programı

Amaç

Zindeliklerini korumak ve hamilelik döneminin etkilerini azaltmak isteyen hanımlara güvenli bir ortam sağlamak
Egzersiz programından beklentileri belirlemek
Anne adayları için sosyal bir ortam, dayanışma, deneyim paylaşımı ve cesaret sağlamak
Anne adaylarını egzersiz bağlantılı olarak hamilelik, doğum ve doğum sonrası iyileşme konularında bilgilendirmek
Katılımcıların zindeliğini korumak
Anne adaylarının kendi vücutlarında meydana gelen değişimlere uyumunu kolaylaştırmak

Programın Kapsamı

Postürün korunması
Vücudu tanıma
Kardiyak kapasitenin artırılması
Esneme
Denge eğitimi
Gevşeme

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:38
Hamilelikte Ultrason Güvenli midir?

Konu tıp ve insan olduğunda herhangi bir uygulama, tedavi şekli ya da tanısal yöntem için kesinlikle güvenlidir demek mümkün değildir.

Dünya üzerinde ne kadar insan varsa o kadar değişik genetik yapı var demektir ve bunlardan biri için bile geri kalanları için güvenli olan bir uygulama istenmeyen sonuçlar doğurabilir.

Tıpta bir uygulamanın güvenli ya da etkili olup olmadığı ancak yapılan araştırmalar ve bunlardan elde edilen verilerin istatistiksel olarak incelenmesi ile değerlendirilir.

Bilimsel açıdan en anlamlı araştırmalar plasebo kontrollü randomize prospektif olarak adlandırılanlardır. Bu tür araştırmalarda aynı karakterisitk yapıya sahip hastalar rastlantısal olarak 2 gruba ayrılır. Çalışma grubu olarak adlandırılan gruba uygulamada bulunulurken kontrol grubu olarak adlandırılan gruptaki hastalara herhangi bir uygulamada bulunulmaz. Sonuçta elde edilen veriler değerlendirilir ve aradaki farkın istatistiki açıdan anlamlı olup olmadığı incelenir. Eğer bir anlam bulunursa bu uygulanan tedavinin etkili ya da etkisiz olduğu şeklinde yorumlanır. Tek bir çalışmada sonucun anlamlı ya da anlamsız olarak bulunması o uygulamanın etkili ya da etkisi olduğu kesin sonucunu vermez. Benzer sonuçların başka çalışmalar tarafından da desteklenmesi gerekir.

Tıp literatüründe herhangi bir konu hakkında lehte ve aleyhte pekçok araştırma bulunur. Bunların birarada değerlendirilmesi ile meta analizler yapılır ve bir genellemeye varılmaya çalışılır.

Her çalışmadaki hasta karakteristikleri birbirinden farklı olacağı için sonuçlar arasında da fark olması şaşırtıcı değildir.

Bir başka önemli nokta da vücut dışında laboratuvar ortamında (in vitro) ortaya çıkan bir etkinin vücut içinde (in vivo) ortaya çıkmaması olasılığıdır. Bu nedenle herhangi bir uygulama ile labovatuar ortamında görülen ya da teorikte bulunan bir etki vücut içinde uygulandığında aynı şekilde ortaya çıkmayabilir.

Bu kısa bilgiler ışığında ultrasonun gelişmekte olan bebek üzerinde zararlı bir etkisinin olup olmadığı yapılan pekçok araştırmada incelenmiştir.

Yaklaşık 40 yıldır hamile kadınlar üzerinde uygulanan ultrason, rontgen ışınları ile yani x-ışınları ile çalışmadığından teorik olarak radyasyon ile görülen teratojenik etkiyi göstermesi beklenmez. Daha açık bir dille ifade etmek gerekirse ultrasonun bebekte gelişim kusurlarına yol açması beklenilen bir teorik etki değildir.

Termojenik etki (ısı etkisi)
Ultrason ses dalgalarını yani mekanik enerjiyi kullanan bir görüntüleme tekniğidir. Bu ses dalgaları ulaştıkları son dokular tarafından ya emilir ya da yansıtılır. Bu durumda enerjinin korunumu kuralına uygun olarak mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür. Ultrasonun teorik olarak potansiyel istenmeyen etkisi dokulardaki lokal ısı artışıdır. Laboratuvar ortamında yani in vitro ortamda yüksek dozda ve uzun süre uygulanan ultrason enerjisinin ısı artışına neden olduğu bilinmektedir. Bu ısınma uygulanan ultrasonik dalgaların gücü ve süresi ile doğru orantılıdır. Daha yüksek enerji uygulanan renkli doppler gibi incelemelerde bu teorik etkinin görülme olasılığı daha yüksektir.

Kavitasyon
Ultrasonun bir diğer potansiyel riski de kavitasyondur. Kavitasyon doku içinde geçici ya da kalıcı baloncuklar oluşması olarak tanımlanabilir. Bu baloncuklar dokuda harabiyete, doku kaybına ve kanamaya neden olabilirler.

Ultrason bebek için zararlı mı?
Ultrasonun etkileri mekanik ve termal olarak iki gruba ayrıldığına göre fetus üzerindeki etkileri de bu şekilde incelenir. Mekanik etki açısından bakıldığında fetal incelemenin kavitasyona neden olabildiğini gösteren bir veri yoktur. Kavitasyon açısından ultrason güvenli kabul edilir.

Fetal incelemelerde araştırmacılarda en fazla endişe uyandıran termal etkidir. Yüksek sıcaklığın fetusta teratojenik etki gösterdiği bilinmektedir. Sıcaklık artışının 4 °C'den fazla olması ve 5 dakikadan fazla süreyle bu düzeyde kalması durumunda olumsuz etkilerin ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalarda tanısal amaçlı yapılan ultrason uygulamalarında fetus üzerinde olumsuz etki yaratabilecek düzeyde sıcaklık artışı ortaya çıktığı gösterilememiştir. Hayvan deneylerinde uzun süre doppler uygulanması durumunda yaklaşık 2.5 °C'lik bir artış olabileceği gösterilmekle birlikte bu düzey bile insanlarda güvenlidir ve gebelikteki doppler incelemeleri bu kadar uzun sürmemektedir. Bu nedenle gebelikte yapılan ultrason termal açıdan da güvenli kabul edilmektedir.

Ultrasonun fetus üzerindeki diğer etkilerini de inceleyen binlerce klinik çalışma mevcuttur.
Bu çalışmalarda bebekler

Doğum ağrılığı
Konjenital (doğumsal) anomaliler
Enfeksiyon
Gelişim bozuklukları
İşitme
Görme
Konuşma bozuklukları
Solaklık
Çocukluk çağı lösemileri ve kanserleri
açısından incelendiğinde anneleri kendilerine hamile iken ultrason incelemeleri yapılan ve yapılmayan bireyler arasında bu durumların ortaya çıkma oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır.

Bu veriler ışığında Amerikan Tıpta Ultrason Enstitüsü (The American Institute of Ultrasound in Medicine, AIUM) yayınladığı bildiride kısaca şu görüşü kabul ettiğini bildirmektedir.

"Bugüne kadar hastalar ya da cihazları kullanan kişiler üzerinde, günümüzdeki tipik tanısal ultrason cihazlarına ait dalgalara maruz kalma neticesinde ortaya çıktığı kanıtlanmış biyolojik bir etki bildirilmemiştir. Gelecekte bu tür bir biyolojik etkinin ortaya çıkma olasılığı bulunmakla birlikte eldeki güncel veriler tanısal ultrasonografinin yararının eğer varsa bile zararından daha fazla olduğunu göstermektedir."

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Ulusal Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)'de benzer görüşleri savunmaktadır.

Tüm bu bulgular eşliğinde yapılan çok sayıda araştırmadan elde edilen verilere göre hamilelikte ultrason incelemeleri günümüzde güvenli olarak kabul edilmektedir. Ancak her uygulama ve tedavide olduğu gibi ultrason incelemesi de suistimal edilmemeli sadece gerekli durumlarda uygulanmalıdır.

Ultrasonun en önemli zararı tecrübeli ve yetkin olmayan kişilerce yapıldığında elde edilen bulguların yanlış olarak yorumlanması ve bunun neticesinde hatalı kararlar verilmesinden doğan sonuçlardır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:39
Bu soru klinik uygulamalarda en sık karşılaştığımız soruların başında gelmektedir. Sorunun cevabını vermek yalnizca ülkemizde değil tüm dünyada çok zordur.

Çünkü hemen hemen tüm toplumlarda toplumun bir kısmı bunun gelişmekte olan bebek için zararlı olacağını düşünürken, diğer kısmında tam tersi düşünce hakimdir. Ne yazık ki bu fikir ayrılığı kadın doğum hekimleri arasında da mevcuttur. Bazı hekimler daha seçici davranmakta ve ilk trimesterdan sonra saç boyatmaya izin vermektedir.

Yapılan çalışmaların hiçbirinde hamilelikte saç boyatmanın zararlı olabileceğine yönelik herhangi bir bulgu elde edilememiştir.

Saç boyaları hakkında en çok araştırma yapılan kozmetik ürünleridir. Kadınların ayda 1 ya da 2 kez saçlarını boyattıklarında kullanılandan çok daha fazlası ile yapılan hayvan deneylerinde gelişmekte olan fetusta herhangi bir teratojen (anomaliye sebebiyet verici) etki saptanamamıştır.

Bilinen bir başka gerçek ise saç boyalarındaki kimyasal maddelerin hemen hepsinin yüksek düzeyde toksik olmadığıdır.

Konu hakkında dünyadaki en saygın kurumlardan biri olan ve üreme sistemi üzerindeki potansiyel riskleri inceleyen Amerikan Teratoloji Enformasyon Servisi, "eldeki veriler sınırlı olmasına rağmen çok büyük bir olasılıkla hamilelikte saç boyatmak güvenlidir" şeklinde görüş bildirmektedir.

Benzer şekilde Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar Cemiyeti (ACOG) da hamilelikte saç boyatma ve permanın sakıncalı olmadığını yayınladığı bültenlerde duyurmuştur.

Bazı doktorlar hastalarına bitkisel özlü saç boylarını kullanmalarını önermektedirler. Piysada bu türden çok sayıda ürün bulunmaktadır. Ancak bu ürünlerin içerikleri incelendiğinde tıpkı kimyasal boyalarda olduğu gibi pek çok katkı maddesinin bulunduğu kolaylıkla görülebilir.

Sonuç olarak hamilelikte saçlarımı boyatabilir miyim sorusunun cevabı EVET'tir.

Eğer doktorunuz saçlarınızı boyatmanıza izin vermiyorsa ya da boya için ilk trimesterin bitmesini beklemenizi öneriyorsa O'na hangi gerekçeyle ve hangi bilimsel veriye dayanarak izin vermediğini sorun.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:40
Bebek doğduktan sonra ona nasıl bakacağınız hakkında pek çok sorularınız olacaktır. Burada, annelerimizin aklına en sık gelen sorulara yanıtlar vermeye çalışacağız.

Emzirme düzeni : Ilk haftalarda emzirme düzensizdir ve bebek her istediğinde emzirilmelidir. Her iki göğsü de eşit sürelerde emzirtmek idealdir. Ancak bu her zaman gerçekleşmez. Bebek bir seferde tek göğsü emerse bir sonraki sefer diğer taraftan emzirmek gerekir. Ilk 10 dakikadan sonra gelen süt daha yağlıdır; bebekte doygunluk hissi uyandırır. Bir göğsü emmesi bu nedenle yeterli olabilir. Günde yaklaşık 10-12 kere emmesi ve ilk 4-6 ay gece beslenmesi normaldir. Emzirilen bebeğe su vermek gerekmez. Meyve püresi ve pirinçli mama benzeri ekbesinler 6 aydan sonra verilmelidir.

Dışkı ve idrar sıklığı : Bebeğinizin ilk ayında dışkı sayısı fazladır (günde 6-8 kez). Anne sütüyle beslenen bebeklerin dışkıları cıvık olur. Dışkı ilk günler yeşilimsi, daha sonra altın sarısı renk alır. Mama ile beslenen bebeklerin dışkıları daha kıvamlı ve sıklığı daha azdır. Bu bebeklerde kabızlık da olabilir. Bebeğin günde en az 6-8 kez idrar yapması gerekir.Bu beslenmenin yeterli olduğunu gösterir. Bir iki ay sonra bebek 2-3 günde bir de dışkılıyabilir, buda normaldir.

Alt değiştirme : Bebeğinizin altını sık değiştirin. Beslenme öncesi altı kirli ise veya bebek huzursuz ise bebeğinizin altını değiştirin. Beslenme ile barsak hareketleri artacaktır; bu nedenle beslenme sonrasıda bebeğinizin altını değiştirmeniz gerekebilir. bebeğin altını ıslak pamukla silebilir, çok kirli ise yıkayabilirsiniz. hazır silme bezleri, yolculuklarınızda pratik olacaktır. bebeğin cildi çok hassastır. Islak veya kirli bez uzun süre ( 3-4 saat ) kalırsa PİŞİK olur. Bu durumda bebek cildine uygun pişik kremi uygulayabilirsiniz. Unutmayın kız bebeklerin altları önden arkaya doğru temizlemek gerekir.

Göbek bakımı : Göbeğin ve çevresinin temiz ve kuru kalması gerekir. Göbek bağı kullanmayın. Günde 2-3 kere göbek kordonunu dibinden, alkollü pamuk ile silin. Göbeği bezin dışında bırakmaya dikkat edin. Göbek 7-14 gün içinde düşer. Düştükten sonra yerinde hafif bir kanama olması normaldir. Bu durumda alkol ile silebilirsiniz.

Bebek banyosu : Göbek düştükten 1 gün sonra banyo yaptırabilirsiniz. Göbek düşene kadar yumuşak bir bezle bebek cildini uygun bir sabunla silin ve daha sonra durulayın. Gün aşırı banyo yeterli olacaktır. Ancak ağzını, çenesini ve genital bölgesini sık sık ıslak, sabun- suz, yumuşak bir bezle silmeniz gerekir. Banyolarında içme suyu kullanmanız gerekmez.
Ancak cildinde yara varsa veya ameliyat geçirdiyse kaynamış ve ılıtılmış su kullanmanız gerekebilir. Bu konuda DOKTORUNUZUN TAVSİYELERİNİ almalısınız. Suyun ısısını, kolunuzun iç kısmını suya daldırarak test etmelisiniz. Banyo sonrasında cildi durulamak son derece önemlidir. Sabun bebek cildini tahriş edebilir

Cilt bakımı : Her banyo sonrası krem veya yağ sürmek gerekmez. Bebek cildi çok hassastır. Krem ve yağlar sürerek cildin terlemesi önlenirse, ufak sivilceler ve isilik tarzında döküntüler ortaya çıkabilir. Eğer cildi kurur ve çatlaklar gelişirse, bir bebek losyonu veya nemlendiricisini günde 2 kere sürebilirsiniz.Bebeğin cildi kuru ise çok banyo yaptırmayın.Banyonun suyuna bebe yağı eklemek de işe yarayabilir.

Tırnak bakımı : Bebeğin tırnağını, ona özel bir bebek tırnak makası ile kesebilirsiniz. Uzamış tırnaklarıyla bebek, yüzünü ve gözünün kornea tabakasını çizebilir. Bebek tırnak makasıyla tırnağın keskin ve sivriköşeleri de ince bir törpüyle yumuşatın. Bu işlemi yaparken ya- nınıza bir yardımcı a lmalısınız.

Hapşırık ve hıçkırıklar : Hapşırık, genze kaçan damlacıkları temizlemek üzere bir reaksiyon, hıçkırık ise solunum kası olan diyaframın uyarılması sonucu ortaya çıkan bir reflekstir. Hıçkıran bebek kısa süre ile emzirilirse bu refleks yavaşça kaybolur.

Yatma pozisyonu : Bebeğinizi sırtüstü yatırın. Son yıllardaki araştırmaların sonuçlarına göre sırtüstü yatış en güvenli yatma şeklidir. Bebeğin başını uyurken her iki yana çevirebilirsiniz. Bebek uyanıkken yüzükoyun yatırarak kollarının kuvvetlenmesine yardımcı olabilirsiniz. Yastık ve kuştüyü yorgan kullanmayın. Yorganını göğüs hizasına kadar örtün, başına çekmeyin. Bebeği fazlaca ısıtmayın. Yatağında yumuşak oyuncaklar bırakmayın. Bu önlemler SIDS denilen nedensiz beşik ölümlerini önlemek amacıyla tüm dünya bebeklerine önerilmektedir.

Oda ısısı : Sizin rahat ettiğiniz oda ısısında bebeğiniz de rahat edecektir. Zamanında doğan bebekler için 21 derece uygundur. Eğer klima kullanıyorsanız, bebeğin üzerine üflememek koşuluyla bebeği odada tutabilirsiniz. Unutmayın, bebek, kapı veya pencerenin aralanmasıyla, çok soğuk olmayan bir ortamda hemen üşümez. Üşüse de hasta olmaz. Aşırı ısıtma, beslenmeye isteksizlik ve uyku haline neden olur. Bebeğin elleri ve burnu soğuksa, ortam ısısı yetersiz demektir. Bu durumda vücut ısısına da bakılabilir. Uzerine bir battaniye örtülerek bebek ısıtılmalıdır. Devamlı soğuk olan bebekler iyi büyüyemezler.

Araba Koltuğu : Hastaneden evinize giderken ve bundan sonraki yolculuklarınızda yeni doğan bebekler için olan araba koltuğu kullanın.

Ziyaretler : ilk haftalarda yorucu ziyaretlerden kaçının. Bebek bakımı zor da olsa en kolay biçimde evde yapılır. Bebeği kalabalık gurupların içerisine sokmayın. Unutmayın, özellikle kış aylarında, kapalı ortamlarda, virüslerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarına çok sık rastlanır. Bebeğin hastalanmaması için öptürmeyin, kalabalıklara sokmayın, ufak çocuklardan uzak tutun. Annenin de lohusa döneminde kendini iyi koruması gerekir.

Eve giderken gerekenler :
Hastaneden çıkarken : Alt bezi, body (iç tulum), tulum, battaniye (tercihen delikli).

Evde : Pişik kremi, burun aspiratörü (gerekebilir), serum fizyolojik burun damlası, pamuk, pansuman alkolü, tırnak makası, bebek fırçası.

Diğer araç ve gereçler : Araba koltuğu (aynı zamanda ana kucağı gibi kullanılabilir), beşik, alt değiştirme masası, bebek banyosu.

Bebeğinizin ilk kontrolü : Taburcu olduktan bir hafta sonra yapılır. Bundan sonraki kontrol ve aşılar için doktorunuza danışınız. bebğiniz doktorunu ziyerat ettiğinde tam bir tıbbi muayeneden geçer. Yaşına göre büyüme ve gelişmesi izlenir. Her ay için beslenmesi değerlendirilir ve gerekli diyet önerileri verilir. Belirli dönemlerde kansızlık ve idrar yolu enfeksiyonu taraması, verem testi yapılır; işitme ve görme fonksiyonları değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde ilgili uzmanlık alanlarına yönlendirilir. Zamanı geldiğinde ev kazalarından korunma, disiplin, tuvalet eğitimi, okula hazırlık, öğrenme güçlüğü, dikkatsizlik, davranış bozukluğu, cinsel ve sosyal gelişim konularında da aile desteklenir.

Şu durumlarda derhal doktorunuzu aramalısınız:
- Bebek 6-7 saat uyanmazsa,
- Kasık bölgesinde ağrılı şişlik olursa,
- Ateş, popodan, 38°Cnin üzerindeyse, (Fazla ısınmış olabilir. Önce üzerini açın. 15 dakika bekleyin ve sonra derece ile ölçün. Ateşi hala 38'in üzerindeyse hemen doktorunuzu arayın),
- Tüm vücuda yayılmış sarılık varsa,
- Bezlerinin dışına kadar taşan sıvı tarzında dışkılama (günde 3-4 defa) oluyorsa,
- Üst üste fışkırtır tarzda kusuyorsa...

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:40
Kolik (Ağlayan Bebek )

Kolik ağlaması nedir?
Bebeklerin % 1O'unda kolik olur. Sebebi tam belli olmayan bu durumda, bebek kucakta tutulmak veya yatmak ister. Günde belli aralıklarla 2-3 kez gelebilen, sebebi açlık ya da hastalık olmayan ağlamadır. Bebek ağlama krizleri arasında çok iyidir. Genellikle kucağa alınınca susar.
2 hafta civarında başlar ve genellikle 3. ayda geçer.
Kolik, anne ve babanın kötü bakımı ile ilgili değildir, kendinizi suçlamayın. Kolik fazla gaz yapımı ile de ilgili değildir. Kolik karın ağrısı ile de ilgili değildir. Karın kaslarının daha sert olması nedeniyle bebek ağlarken bunları kullanır ve kendini kasar. Bu, karnı ağrıdığı anlamına gelmez. Bacaklarını , ellerini de aynı amaçla kasabilir.

Bebeğe zararı var mıdır?
Bebeğin huysuz olması ve ısrarlı ağlamasının ona zararı yoktur. Ağlama tamamen ortadan kaldırılmasa da ağlama süresi günler içinde azalır. En kötü ağlama krizleri 2. ayda birden başlar ve 3. ayda biter.
Böyle bebeklerin ileride çevresel uyaranlara daha duyarlı olabildikleri düşünülmektedir.

Bebeği nasıl sakinleştirebilirsiniz?

1 - Bebeğinizi, kucağınıza alın ve sakinleştirmeye çalışın; bu, bebeği gevşetir ve uyutur. Onu sakinleştirmek için;
* Sallanan sandalyede, salıncakta ya da kucakta sallayın,
* Kanguruya koyup gezdirin,
* Arabasında gezdirin.

2- Bebeği ağlayarak uyumaya bırakın.
* Yukarıda yapılanlarla bebek sakinleşmezse ve 30 dakika geçmişse ve karnı toksa, muhtemelen artık uyumak istiyordur.
* Etraftaki gürültüyü azaltın ve uyumaya bırakın. Sırt üstü yatağına yatırın, kapıyı kapatın, başka odaya gidin ve başka şeylerle meşgul olun. Biraz rahatsız olacak ama sonunda uyuyacaktır.
* Enerjinizi, çocuğunuzun gerçekten ihtiyacı olduğu zamana saklayın. Yatakta 15 dakikadan fazla ağlarsa tekrar kucağınıza alıp baştan bütün sakinleştirici metodları kullanın.

3- İlerki aylarda gelişebilecek uyku problemlerinden koruyun.
Bebeğinizin kolik ağlaması 3. ayda kesilmeyebilir. Uyku alışkanlığını edinmesi için, bebeğiniz hafif huysuz ancak henüz ağlamadan yatağa koyun ve kendi kendine uyumaya bırakın. Hem sallayıp, hem emzirerek uyutmaya çalışmayın. Kolik önlenemez ama uyku problemleri önlenebilir.

4- Gündüzden çok gece uykusunu arttırın.
Gündüz çok uzun uyutmaktan kaçının. Gündüz eğer uyku 3 saati geçerse hafifçe uyandırın, altını değiştirip besleyin. Bu, gece uykusunun az olmasını önler.

5- Aşağıdaki beslenme stratejilerini uygulayın..
* Bebeğinizi her ağladığında beslemeye çalışmayın. Aç olmak bebeğin ağlama sebeplerinden sadece biridir. Mide boşalması 2 saatten fazla sürer. Dolayısıyla her iki beslenme arası bu süreyi bekleyin.
Aksi halde kramp olabilir.
* Bebeğiniz eğer anne sütü alıyorsa kahve, çay, kola ve diğer uyarıcı içecekleri almayın.
* Eğer çocuğunuzun ishali, kusması, egzeması, nefes alırken hınltısı varsa veya ailede süt alerjisi hikayesi varsa bebeğiniz inek sütüne alerjik olabilir. Eğer anne sütüyle besliyorsanız inek sütü içmekten veya sütle yapılan yiyeceklerden bir hafta uzak durun ve bebeğinizin durumu iyileşiyor mu görün. Eğer mama ile besliyorsanız ve alerji belirtileri varsa doktorunuzu arayıp mamaya devam edip etmeyeceğinizi veya ilave tavsiyeleri sorun.
* Dinlenin ve kendinize bakın. Yorgunluk ve halsizlikten kaçının. Günde en az bir kere, gece uykusuz kalma ihtimaline karşı, uyuyun. Eşinizden, arkadaşınızdan veya yakın larınızdan yardım isteyin. Kolikli bebeğin bakımı 2 kişilik iştir. Arada bir bebek bakıcısı tutup evden dışarı çıkıp kafanızı dağıtın. Her gün birileriyle konuşup duygularınızı anlatın. Ağlayan bebek herkesi çaresiz bırakabilir!

6- Aşağıdaki sık yapılan hatalardan kaçının.
* Bebek anne sütü alıyorsa kesmeyin. Eğer bebeğinizin ekstra kaloriye ihtiyacı varsa doktorunuzla konuşup sütünüzü arttırmak için ne yapacağınızı öğrenin. Satılan bazı ilaçlar etkisizdir ve birçoğu da çocuk için zararlıdır, özellikle fenobarbital içerenler.
Bağırsak hareketlerini azaltan ilaçlar kabızlığa sebep olabilir. Gaz çıkarmaya yarayan ilaçlar son yapılan çalışmalara göre fazla yararlı olmamakla birlikte zararlı da değildir.
* Bebeğinizi su yatağında, koyun derisi halı üzerinde boncuk doldurulmuş yastıklara veya herhangi bir yumuşak yastık üzerine yüzükoyun yatırmayın. Bu yüzeyler ani ölüme, tıkanmaya ya da nefes almada zorluğa neden olabilir. Çok küçük bebekler nefes almak için başını yeteri kadar kaldıramayabilir.
* Poposuna gaz çıkartmak için termometre veya fitil sokmak devamlı yapıldığında anüs kasını tahriş edebilir, pek faydası da yoktur.

Eğer ;
* Çocuğunuz 2 saatten fazla devamlı ağlamışsa,
* Bebeğiniz 1 aydan küçük ve hastaysa,
* Bebeğinizi incitmekten korkuyorsanız,
* Bebeğiniz çok hasta gibi duruyorsa,
Doktorunuzu hemen arayın.

Eğer ;
* Ağlayan bebeğinizi sakinleştirınek için bir yol bulamadıysanız,
* Ağlama 4 aydan daha sonraya ulaşmışsa,
* Bebeğiniz yeteri kadar kilo alamıyor veya açsa,
* Veya başka şeyler düşünüyorsanız
Doktorunuzu arayınız.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:41
Anne sütünde olduğu gibi bebeğin henüz yeterince olgunlaşmamış böbreklerine fazla yük bindirmemek için uygun protein düzeyinde olmalı ve gerekli olan tüm amino asitleri içermelidir.

Anne sütündeki gibi sindirimi kolay bir yağ karışımı içermelidir

Anne sütünün karbonhidrat kaynağı sadece laktozdur. Kullanacağınız biberon mamasında da karbonhidrat kaynağı bebeğin sindirim sistemine uygun olmalıdır.

Biberon mamasınındaki mineral miktarları anne sütündeki gibi olmalıdır.

Bebek için gerekli Kalsiyum, Demir, C Vitamini ve D Vitamini başta olmak üzere, gerekli tüm vitamin ve mineralleri içermelidir.

Bebeğin sinir sistemi, retina tabakası, beyin hücreleri için önem taşıyan esansiyel yağ asitlerini yeterli miktarlarda ve doğru oranlarda içermelidir.

Anne sütünde bulunan prebiyotik özellikli liflerden içermelidir. Prebiyotik özellikli lifler bebeğin bağışıklık sistemini güçlendirir ve içten gelen doğal bir koruma sağlar. Ayrıca sindirim sistemini düzenler. Prebiyotik lifler içeren mamalarla beslenen bebeklerin dışkıları tıpkı anne sütü ile beslenen bebeklerinki gibi yumuşak olur.

Biberon Mamalarının Hazırlanması ;

Biberon mamalarının hazırlanmasında temizliğe ve hijyene çok önem vermelisiniz.

Mama hazırlama sırasında kullandığınız tüm araçları ve kapları önceden sterilize edin. Biberonun kapağını ve emziğini kullanmadan önce mutlaka 10 dakika süre ile kaynatmalısınız.

Mama hazırlarken kullandığınız su en az 10 dakika kaynatılmış olmalıdır.

Doktorunuzun farklı bir önerisi yoksa kutu üzerinde kullanım talimatlarına ve dozlara uyulmalıdır.

Biberon emziğinin delik çapı bebeğin beslenmesini engellemeyecek şekilde olmalıdır. Deliğin dar olması bebeğin çabuk yorulmasına geniş olması ise mamanın bebeğin genzine (solunum yoluna) kaçmasına neden olur.

Mamayı bebeğe vermeden önce mamanın sıcaklığını bileğinize damlatarak veya yanağınıza dokundurarak kontrol etmelisiniz.

Mamayı her zaman taze hazırlayın. Kesinlikle artık mamayı kullanmayın.

Bebeğinizin ağzında biberon varken uyumamasına dikkat edin. Bu aynı zamanda diş çürümelerine ve kulak enfeksiyonlarına sebep olabilir.

Bazı anneler bebekler daha fazla kilo alsın diye mamaları daha konsantre hazırlarlar. Bu bebeğin fazla su kaybetmesine neden olur. Bazı durumlarda ise anneler mamayı fazla sulandırarak verirler. Bu da bebeğin büyümesini ve gelişimini olumsuz yönde etkiler. Mamalar mutlaka kutu üzerindeki dozajlara göre hazırlanmalıdır.

Mamalar kesinlikle mikrodalga fırında ısıtılmamalıdır.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:42
Bebeğiniz hayatının ilk yılında inanılmaz bir hızla mental ve fiziksel bir gelişim gösterir.
Kaslarının kontrolünü kazanır, sosyal davranışlar gösterir ve zeka görünür bir biçimde gelişir. Bu değişimlerin gözlemlenmesi anne babaların en büyük eğlencesidir.Ve sadece doğal olarak çocuğun gelişimini modernlikleri ile karşılaştırırlar.

HER ÇOCUK FARKLIDIR:
Standart yaş ve zaman indikatörleri çocuğun ne kadar hızlı geliştiğini gösterir. Eğer bebeğiniz buna uymuyorsa hemen davranış bozukluğu olduğu gibi bir kanıya kapılmayın. Keza, unutmayın ki bebek bazı bölgelerde daha çabuk gelişirken, bazı yerlerde diğerlerinden daha yavaş gelişebilir.

BEBEĞİNİZİ CESARETLENDİRİN ANCAK ÇOK BASKI YAPMAYIN ve ZORLAMAYIN :
Asla çocuğunuzun gelişimine çok erken ve çok yoğun etki etmeye çalışmayın. Basitçe ilişkinizi zedelersiniz. En doğrusu nerde yardımınıza ve desteğinize ihtiyacı olduğunu dikkatlice incelemektir. Örneğin canlı renkli hareketli bir oyuncak bebeğinizin vizyonunu geliştirmek için mükemmel bir yoldur. Ona,yumuşak,kucaklamak isteyeceği (ellerini açıp oynayabileceği kadar) bir oyuncak verin.En önemli şey, sizinle diyalogları sırasında öğrendiği davranışların toplamıdır ki bunlar yumuşak dokunuşlar ve şefkat olabildiği gibi, gürültülü, heyecanlı oyunlar ve dokunuşlar olabilir.

BEBEKLER MUTLU OLMAK İÇİN NEYE İHTİYAÇ DUYARLAR?

Bu bölümde bebeğin sonraki gelişiminin altyapısı yatar :
Şu anda biliyoruz ki erken bebeklik insan gelişiminde son derece önemlidir. Bebeğin yaşamının ileri dönemlerindeki davranışlarının temeli hayatının ilk 12 ayında oluşur . Bebeğiniz başlangıçtan itibaren ona gösterdiğiniz sevgi ve şefkatten son derece etkilenecektir.

Bebeğinize onu sevdiğinizi gösterin :
Bebeğiniz sevildiğini hissetmelidir ve bu size bağlıdır. Doğduğu andan itibaren onun yanında olduğunuzu ve arzularını dikkate aldığınızı bilmek ister.

Şefkat,sevecenlik bebeğinizi daha zeki yapar :
Ten teması, bebeğinizin sevildiğini ve korunduğunu hissetmesine yardımcı olur. Bu onun ruhsal ve fiziksel gelişimi için çok önemlidir. Çünkü cilt teması ile uyarı ve masaj başlar. Uyarılar beyin tarafından algılanır. Her yumuşak dokunuş bebeğinizi daha zeki yapar çünkü onun beynini uyarır. Bunun sonucu olarak beyni daha hızlı gelişir sinir bağlantıları artar ve hareket koordinasyonu gelişir. Çoğu bebek emeklemeye başladıktan sonra cilt temasına olan ilgisini kaybeder. Çünkü annelerinden uzaklaşmak ve dünyayı kendileri keşfetmek isterler.

Bebeğinizle konuşun : Başından itibaren mümkün olduğunca fazla bebeğinizle konuşun.Ne yaptığınızı ona açıklayın ve ona küçük hikayeler anlatın. Sesiniz siz bir şey söylerken o bir şey anlamasa da size olan güvenini artırır. Ortalama olarak annelerin daha sıklıkla konuştukları çocuklar daha çabuk konuşmaya başlarlar.

Öğrenmeyi eğlenceli hale getirin :
3 yada 4 aylık olduktan sonra bebeğiniz fiziksel oyunlar oynamaya bayılır. Sıçramak, dansetmek, havaya el sallamak vs. sağlıklı gelişim için mükemmeldir. Vücudunu daha iyi anlamaya başlar ve sürekli haylazlıkları, daha sonra neler olacağını anlamasına yardımcı olur. Bu nedenle hareketli müzikleri daha çok severler.

Bebeğiniz yeni deneyimler kazanmalıdır :
Bazı noktalarda çevresindeki dünyayı keşfetmeye başlayacaktır. Çevresinde gördüğü her obje hakkında her şeyi öğrenmek isteyecektir. Bebeğinizin şimdiki canlılığından etrafındaki dünyayı keşfederken gösterdiği aktif ilgiden büyük tat alabilirsiniz. Eğer bebeğiniz sessizce oturuyor, bir kağıt parçasını ya da en sevdiği oyuncağını inceliyorsa, bir problem var demektir. Bu durumda onu aniden gıdıklayın, onu oynarken rahatsız etmeniz dünya hakkında bir şeyler öğrenme fırsatı sağlar, ve gücünü, konsantrasyonunu geliştirir.

Tutarlı olun örnek oluşturun :
Bebeklerin dünyadaki ilk görünümleri ailelerinden gelir. Sizin davranışlarınız onun insanlarla olan durumunu belirler ve bu mümkün olduğunca tutarlı olması için önemlidir. Bir gün başka, diğer gün daha başka davranan ebeveynlerin bu durumu bebeği rahatsız eder, güvensizlik ve korku duymasına neden olur.

Bebeğiniz her iki ebeveyne de ihtiyaç duyar :
Yeni doğan bebek için ilk aylarda genellikle annesi tarafından özel bakım gösterilmesi gerekir. Bu şu demektir; bu dönemde çocuğun annesi ile arasında olan ilişki babası ile olandan çok daha güçlüdür. Fakat babanın ilk birkaç ay içinde bebekle yakın ilişki içinde olması oldukça önemlidir ve aile için muhteşem bir durumdur. Bu bebeğe şunu gösterir; çevresinde pek çok açıdan annesinden farklı ikinci bir kişi vardır ve bu onun diğer insanlarla olan ilişkilerini geliştirebilirliğini artırır.

Yetişkinlerin birbirlerine olan davranışları kendi davranışlarının temelini oluşturur. Bir baba, basit anlamda, partnerinin yaptıklarını taklit etmez ama daha sonra bebeğini kendisini taklit ederken bulabilir. Pek çok anne bebekleriyle konuşur ve daha sık ona gülümser, fakat babalar diğer bazı konularda daha aktif opsiyonlar taşıyabilir. Bebeği daha sık kollarına alırlar ve daha gürültülü, şamatalı oyunlar oynarlar. Bebekler her iki tarafın da ona bakımı sırasında çok geniş bir açıdan etkilenirler.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:47
Doğumdan sonraki 6 hafta lohusalık olarak adlandırılır. Bu dönemde gebeliğin kadında yarattığı fizyolojik ve psikolojik değişimler gebelik önceki haline döner. Her organ ve sistemin gebelik öncesi haline dönmesi farklı zamanlar alır. Bu nedenle halk arasında "lohusanın mezarı 40 gün açık kalır" sözü yaygın olarak kullanılır. Bu söz gerçekleri yansıtmaktadır. Çünkü doğum ve lohusalık döneminde ortaya çıkan hastalıklar hayatı tehdit eder boyutta olabilir.

Lohusalık dönemi çok erken, erken ve geç lohusalık olarak 3 döneme ayrılır.

Çok erken lohusalık doğumdan sonraki ilk 24 saati, erken lohusalık ilk 1 haftayı, geç lohusalık da geri kalan süreyi temsil eder. Üreme orgaları 6 haftada normal haline döner ve emzirmeyen annelerin büyük bir kısmı bu dönem sonunda adet görmeye başlar.

Doğum sonrası beligin olarak fark edilebilen ilk değişiklik rahim boyutlarında olur. Bu küçülmeye involüsyon adı verilir.

Uterin involüsyon
Gebelik süresince rahim yaklaşık 11 kat büyür, ancak doğumdan sonra süratle küçülmeye başlar. Bebek doğdukan hemen sonra yaklaşık 20. gebelik haftasında olduğu boyuta iner. Bu evrede ağırlığı yaklaşık 1 kg kadardır. Birinci haftanın sonunda 12. gebelik haftasındaki büyüklüğüne dönen uterus, 6 hafta sonunda gebelik öncesi boyutuna iner.

Doğumdan hemen sonra rahim kasılmalarının gücü doğum sırasındaki güçlerden çok daha fazladır. Bunlara takip eden ağrılar (afterpains) adı verilir. Bu ağrılar 2-3 gün kadar devam edebilir. Daha önce doğum yapmışlarda daha fazla hissedilir. İlk 12 saatte sıklıkları daha fazladır, bu saatten sonra gerek sıklığı gerekse şiddeti giderek azalır.

Doğumda plasentanın ayrılmasından hemen sonra, plasentanın uterusa yapıştığı alan yarı yarıya küçülür. Bu küçülme sayesinde açıkda olan damar uçlrı kapanır ve kanama azalır.Rahimin içini döşeyen ve endometrium adı verilen zar tabakasının normale dönmesi 3 hafta alırken plasentanın yerleştiği aşan 6 haftada iyileşir. İyileşmenin tam olamadığı durumlarda şiddetli kanamalar görülebilir.

Doğumdan sonra rahim içinden gelen sıvıya LÖŞİ (lochia) adı verilir.İlk gelen taze kırmızı kan löşi rubra olarak adlandırılır.Bu sıvının içinde kan ve doku parçacıkları bulunur.Birkaç gün içinde miktarı azalır ve rengi açılır. Artık bu sıvı löşi seroza olarak isimlendirilir. 2. haftadan sonra daha koyu kıvamlı ve açık renkli löşi alba gelmeye başlar. Doğumdan yaklaşık 4 hafta sonra bu akıntılar kesilir.

Löşi içeriği açısından enfeksiyona çok müsait bir ortamdır.Bu nedenle hijyene çok dikkat edilmelidir.

Doğum esnasında 10 cm açılan ve tamamen incelip kağıt gibi olan serviks (rahim ağzı) açıklığı 1 hafta sonunda yaklaşık 1 santimetreye iner. Rahim ağzı normal doğum yapmışlarda artık yuvarlak değil yassı bir görünüm alır. Rahim ağzının görünümü kişinin doğum yapıp yapmadığını belli eder. Serviksin tamamen iyileşmesi yine 6 hafta kadar bir zaman alır.

Doğum sırasında çok fazla zorlanan ve esneyen vajinna dokusu yavaş yavaş iyileşmeye başlar ve 3 hafta sonunda nihai halini alır ancak asla doğum yapmadan önceki gerginliğine gelemez.

Geb elik boyunca genişleyen ve esneyen karın kasları ve pelvik kaslar 6 hafta sonra toparlanır ve bu dönemden sonra egzersiz önerilir. Dolaşım, boşaltım, endokrin gibi diğer sistemlerde olan değişiklikler de 6 hafta sonunda normal haline döner.

Lohusalığın komplikasyonları
Doğumdan hemen sonra ciddi ve ani komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle lohusa en az 24 saat gözlem altında tutulmalıdır. Sık aralıklarla tansiyon ölçümleri yapılmalı, kanama kontrol edilmelidir.

Doğum esnasında verilen ve sancıları destekleyen ilaçlar tansiyonda ani artışlara neden olabilir.Bu dönemde bulantı ve kusmalar görülebilir. Kusulan materyalin solunum yollarına kaçması zaatürreden ani ölüme kadar pekçok soruna yol açabilir.

Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte doğumda plasentanın çıkmasından hemen sonra annede titreme nöbeti görülür. Bu ciddi bir durum değildir ve bir süre sonra kendiliğinden geçer.

Kanama
Erken lohusalığın en önemli komplikasyonu kanamadır. Normal doğumdan sonra 500 mililitreden fazla kanama olması anormal olarak kabul edilir. En önemli ve ciddi nedeni atonidir. Atoni doğumdan sonra rahmin kasılmaması ve dolayısı ile açıkta olan damarların kapanamamasıdır.Son derece acil ve hayatı tehdit eden bir durumdur. Çok kısa zamanda çok fazla miktarda kanama olur. Uygun ortamlarda yapılmayan doğumlarda acil ameliyat şartları yok ise anne kaybedilebilir. Bu nedenle evde yapılan doğumlar son derece risklidir.

Tedavide önce elle rahim masajı yapılır ve damar yolu ile rahim kasılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Eğer tedavi sonuç vermez ise acil bir operasyon ile rahmin alınması dahi gerekebilir. Bu ameliyat atonide hayat kurtarıcıdır.

Emboli
Anne hayatını tehdit eden başka bir durumda amniyon mayii embolisidir. Burada bebeğin amniyon sıvısı annenin kan dolaşımına geçer ve akciğerler, beyin vb. gibi organlara giden damarlarda tıkanıklığa yol açar. Anne çok kısa bir sürede hayatını yitirir. Tedavisi ne yazik ki çok güçtür ve yüz güldürücü değildir. Modern obstetrideki en önemli anne ölüm nedeni amniyon mayii embolisidir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:47
Enfeksiyon
Lohusalık humması olarak adlandırılan durum doğumdan sonraki ilk 24 saatten sonra ortaya çıkan ve aynı gün içinde olmamak kaydı ile 2 ya da daha fazla sefer ateşin 38 oC ya da daha fazla olması durumudur. En sık nedeni üreme, boşaltım ve memelerin enfeksiyonudur. Doğum eyleminin uzaması, zarların erken açılması gibi durumlar enfeksiyon riskini arttırır. En sık görülen enfeksiyon rahim içinin iltihaplanmasıdır. Buna endometrit adı verilir. Genelde 3. gün ortaya çıkar ve ateş 40 dereceye kadar yükselebilir. Löşi oldukça kötü kokuludur. Olay karın boşluğuna kadar yayılabilir.

Muayenede rahim oldukça hassas ve ağrılıdır. Enfeksiyonun kan yolu ile yayılması meydana gelir ise hayatı tehdit eder.

Tedavide yatak istirahati, sıvı desteği ve uygun antibiyotik kullanımı önerilir %5 vakada ise idrar yolu enfeksiyonu ortaya çıkar. Genelde 2. veya 3. günde belirti verir.

Vajinada olan yaralanmalar İYE riskini arttırır. Tedavide uygun antibiyotikler önerilir.

Gebelik öncesi var olan her türlü sistemik hastalık lohusalık döneminden olumsuz yönde etkilenebilir. Bu nedenle lohusalı kda son derece dikkatli olunmalıdır.

Dikkat edilmesi gereken noktalar
Gebelikte olduğu gibi lohusalıkda da bazı konulara dikkat edilmelidir. Günümüzde normal doğumdan sonra 1 gün sezaryenden sonra ise 2 gün hastanede kalmak yeterlidir. Doğum sonrası eve giden anne doğum şekli ne olursa olsun mümkün olduğunca dinlenmelidir. Ancak bu dinlenme yatak istirahati şeklinde olmamalıdır. Sürekli yatmak yarardan çok zarar getirir.

Ev içerisinde dolaşmak, basit ev işleri yapmak hem kişinin kendine olan güvenini arttırır hem de kan dolaşımını destekler.

Doğum sonrası eve çıkan anne dilediği ve kendisine dokunmadığını bildiği herşeyi yiyip içebilir.Protein içerikli gıdalar ile taze meyve ve sebzeler özellikle önerilir. Süt veren annelerin günde 2600-2800 kalori almaları önerilir.

Bebek dünyaya geldikten sonra barsak hareketlerinde yavaşlama ve kabızlık olabilir. Bu nedenle dışkıyı yumuşatan lifli gıdalar ve bol sıvı alınması kabızlığı önlemek açısından yararlıdır.

Normal doğumdan sonra hemen sezaryen sonrası ise 2. günden itibaren ayakta duş şeklinde banyo yapılabilir. Banyo esnasında zorlanmadıkça vajinaya su kaçmaz. Vajinanın yıkanması ise sakıncalıdır.

Normal doğum sırasında açılıp dikilen epizyotomi genelde doktor solak olmadığı sürece sağ tarafta olur.Otururken ve yatarken sağ tarafa ağırlık vermemek gereklidir. Epizyo ağrısını gidermek için ılık oturma banyoları önerilebilir. Tuvaletten sonra da epizyo bölgesi ılık temiz su ile tercihan içine antiseptik katılmış bir su ile yıkanmalıdır. D

oğum sonrası karın kaslarını güçlendirmek için egzersiz önerilirancak egzersizlere 6 hafta sonra başlanmalı ve kasları çok zorlayan egzersizlerden kaçınılmalıdır.

Doğum sonrası cinsel arzularda bir süre azalma olur. Genelde istek 12. haftadan sonra eski haline döner. Doğumdan sonraki 3. haftadan itibaren cinsel ilişkiye izin verilir.

Doktor anneyi doğumdan 6 hafta sonra kontrole çağracaktır.Bu kontrolde yukarıda anlatılan değişikliklerin gerçekleşip gerşekleşmediği incelenir. Hiçbir yakınmanız olmasa bile bu kontrolü ihmal etmeyiniz.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:48
Mutfak, annelerin en çok kullandığı ve içersindeki eşyalar, muhteviyatı ve yapılan işler göz önüne alındığı zaman en çok önlem alınması ve dikkat edilmesi gereken bir yerdir. Her şeyden önce mutfağınızı temiz ve düzenli tutun böylece daha hijyen ve daha güvenli bir mutfağınız olur.

Mutfakta bebeğinizin güvenliği için dikkat etmeniz gereken hususlar;

Bütün kimyasal maddeleri ve deterjanlar çocuğun ulaşamayacağı yerlerde veya kilitli olmalı ve bu tür malzemeler kesinlikle boş ve etiketsiz kaplara ve şişelere özellikle yiyecek kaplarına kesinlikle konmamalıdır.

Ocağınızın etrafına koruyucu güvenlik korkulukları koyabilirsiniz, ocağınızı kullanırken ocak üstünde bulunan kapların, tava ve tencerelerin saplarını ocağın arka tarafına doğru çevrilmeli ve mümkün olduğu kadar arka bölmelerde yemekler pişirilmeli ve muhafaza edilmelidir, böylece çocuklar bu kaplara erişemezler. Ayrıca gaz vanalarıyla bir tehlike olmaması için tüm vanaların bağlı olduğu ve çocuğunuzun yetişemeyeceği bir yere bir emniyet vanası konabilir. Hiçbir zaman çocuğun gaz vanalarıyla oynamasına izin vermeyin.

Ocakta yemek pişerken veya fırın çalışırken çocuğunuzu mümkün olduğu kadar mutfakta uzak tutmaya çalışın.

Tehlikeli olabilecek cisimlerin bulunduğu bütün çekmece ve dolapların kapaklarına emniyet kilidi koyun.

Mutfağınız büyükse bebeğinizin oyun parkını mutfağa getirin ve siz mutfakta işinizi yaparken hem gözünüz onda olur hem de mutfak gibi tehlikeli bir mekanda onun güven içinde oynamasını sağlamış olursunuz.

Keskin bıçakları, çatalları camdan yapılmış ve diğer zarar verebilecek eşyaları çocuğunuzun ulaşamayacağı bir yerlerde saklayın.

Yemek, çay, kahve vs. gibi sıcak içecekleri çocuğunuzun erişebileceği yerlere koymayın.

Çocuğunuzun çekip masa üzerindeki eşyaları yere veya üzerine dökemeyeceği masa örtüleri kullanın.

Mutlaka bir yangın söndürücü bulundurun ve çocuğunuzun ulaşamayacağı bir yere koyun.

Çöp kovasını çocuğunuzun erişemeyeceği bir yere koyun.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:49
Yaz ayları tüm dünyada insanların çok büyük bir kısmı için tatil anlamına gelir. Tatil deyince de ilk akla gelen seyahat, güneş ve denizdir. Öte yandan yaz ayları yeni bir hayatın ilk adımı olan evlilik törenlerinin de en sık yaşandığı yıl dönemleridir.

İşte yaz aylarını daha rahat ve keyifli geçirmek için kadınlara birkaç küçük öneri ;

Adet düzenlemek

Kadınlar yaz aylarını erkeklere göre biraz daha sıkıntılı geçirirler. Özellikle adet kanamalarının düğün ya da tatil dönemine denk gelmesi can sıkıcı bir durumdur. Ancak bu talihsiz tesadüf günümüzde piyasada bulunan ucuz ve güvenli ilaçlar ile alt edilebilir.

Yaz aylarında kadın doğum hekimlerine başvuran hastalarda önemli bir kısmı adet kanamalarını erkene almak ya da geciktirmek istemektedir. Ne yazik ki beklenilen kanamayı erkene almak o kadar kolay değildir. Üstelik bu amaçla uygulanan tedavilerin başarısız olma olasılığı yüksektir. Öte yandan çok daha güvenilir ve etkili olan yöntem adeti geciktirmektir.

Doğum kontrol hapı kullanan kadınlar için adet kanamasını geciktirmek son derece basittir. Hapın bir kutusu bittiğinde 7 günlük ara vermeden hemen yeni bir kutuya başlamak yeterlidir. Bu sayade o ayki adet kanaması atlatılacak, ve kanama otomatik olarak 3 hafta sonrasında görülecektir. Bu uygulamanın bilinen herhangi bir zararı ya da yan etkisi olmadığı gibi istenmeyen gebeliklerden korunma da aynı etkinlikle sürdürülebilir. 2003 yılının kasım ayında ABD'de piyasaya çıkması beklenilen seasonale isimli doğum kontrol hapı ile kadınlar yılda sadece 4 defa adet görebileceklerdir.

Hap kullanmayan kadınlar ise doktor muayenesi sonrasında progesteron hormonu içeren ilaçlar kullanarak adet kanamalarını 10 gün kadar geciktirebilirler. Daha uzun süreli uygulamalarda rahim iç zarında yıkılma meydana gelebileceğinden lekelenme şeklinde kanamalar ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavinin 10 günden uzun tutulmaması önerilir. Bu tür bir uygulamanın kadının hormonal dengesinde herhangi bir bozukluğa neden olması beklenmez.

Havuz deniz ve yüzme

Yaygın kanının aksine havuz ve denizden kadınlara vajinal mantar bulaşmaz. Sadece havuz suyu içindeki klor vajinda normalde bulunan ve ortamın asidik olmasını sağlayan yararlı bakterilerin de fonksiyonlarını yitirmelerine neden olur. Bunun sonucunda kadının genital bölgesinde bulunan mantarlar aktif hale gelerek enfeksiyona neden olabilirler. Özetleyecek olursak havuzdan sonra ortaya çıkan mantar enfeksiyonu başka birisinden ya da havuzdan bulaşan mantarlara değil kadının kendi vücudunda bulunan mantar sporlarının aktif hale gelmesine bağlıdır. Bununla birlikte yaz aylarında mantar enfeksiyonları sıkça görülür. Bu sıklığı azaltmak için alınabilecek bazı önlemler vardır:

Genital bölgenin nemli kalması mantar için uygun zemin hazırlar.Islak mayo ile oturmak en sık yapılan yanlışlardan birisidir. Genital bölgenin temizliğinde özellikle bu amaçla üretilmiş ürünleri tercih edin. Eğer gerekirse genital bölgenizi saç kurutma makinesi ile kurutabilirsiniz.
Dar pantolonlar özellikle zayıf kadınların tercih ettiği giysilerdir. Bu tür giyisiler şık olmakla birlikte sağlık açısından sakıncalı olabilir. Uzun süre dar bir kıyafetin giyilmesi genital bölgedeki nem oranının artmasına neden olabilir.
Pamuklu çamaşır tercih edin. Sentetik iç çamaşırları hava sirkülasyonu engeller ve nemi emmedikleri için vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir.
İrritan maddelerden uzak durun. Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, kokulu kişisel hijyen ürünleri ve sabun genital bölgenin düşmanlarıdır. Bu ürünleri mümkün olduğunca kullanmamaya gayret edin
Adet kanaması sırasında vajinal tampon kullanılarak havuza ya da denize girilmesinde bir sakınca yoktur. Yanlız tampon kullanımı ile ilgili kurallara uyulması ve tamponun her seferinde değiştirilmesi gereklidir.

Hamilelik ve Yaz ayları

Hamilelik sırasında yapılabilecek sporlardan en uygunu yürüyüştür, ikinci sırada ise yüzmek gelir. Yüzme esnasında kol, bacak ve karın bölgesinde bulunan bütün kas grupları çalıştırılır. Kalp atım hızı ve alınan oksijen miktarı arttığı için dolayısı ile bebeğe giden oksijen miktarında da artış söz konusudur. Yüzmeyi gebelikteki en uygun spor dalı haline getiren faktör ise yaralanma tehlikesinin olmamasıdır. Yüzme bilen bir kişinin suda kendi kendini yaralaması, düşmesi ve biryerlere çarpması neredeyse olanaksızdır. Bir başka avantajı ise kişinin kendisini ağırlıksız hissetmesidir. Bu özellikle gebeliğinin son dönemlerinde olan kadınlar için psikolojik açıdan oldukça önemlidir. Ayrıca su içerisinde terleme ve vücudun çok fazla ısınması mümkün olmadığından egzersizin bu tür olumsuz etkilerini ortadan kaldırması da bir başka avantajıdır. Yapılan az sayıda çalışmada gebelikleri sırasında düzenli yüzen kadınların kendierini daha az yorgun hissettikleri, daha güzel uyudukları ve gebeliğin getirdiği ruhsal ve fiziksel streslerle daha kolay başa çıkabildikleri gösterilmiştir.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:49
Gebelik sırasında yüzme sporu yaparken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Gebelik öncesinde düzenli olarak yüzen kadınlar, daha önceki programlarına devam edebilirler. Ancak gebe kaldıktan sonra ilk kez denize girecekler biraz daha dikkatli olmak zorundadır. Öncelikle suya girmeden önce vücudu ısıtmak, yavaş yüzmek ve dozu yavaş yavaş arttırmak gerekir. Gebeliğinin ilk 3 ayında bulunanlar için günde 20 dakika yüzmek yeterlidir. Yine bu dönemde sabah erken saatlerde yüzmek gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaları azaltabilir ve günün geri kalan kısmının daha rahat geçirilmesine yardımcı olabilir. İkinci 3 aylık dönemde ise su eklem ve bağları destekleyerek bel ve sırt ağrılarının azalmasına yardımcı olur. Bu dönemde daha önceki yüzme alışkanlıkları aynen devam edebilir. Son dönemlerde ise yüzmeye devam etmekte herhangi bir sakınca yoktur. Ancak vücudu fazla sıkmayan, gebeler için tasarlanmış mayoları kullanmak gereklidir.

Karada yapılan kültür fizik hareketleri suda da yapılabilir. Bunun avantajı terlemeyi ve aşırı ısınmayı engellemesidir. Kültür fizik hareketleri yaparken suyun meme başı hizasında olması en uygun derinliktir. Bu kural yüzerken de geçerlidir. Özellikle sık sık kramp giren kadınlar boy hizasını geçmeyecek derinliklerde yüzmelidirler. Olası bir kramp durumunda yardım alabilmek için suya tek başına girmemeye de özen gösterilmeli, nefes tutup çok uzun süre dalınmamalıdır.

Hamile ya da hamile kalmayı planlayan bir kadının ise scuba diving (tüplü dalış) yapması kesinlikle sakıncalıdır. Dalış sırasında kanda meydana gelen minik gaz kabarcıkları erişkin bir insanda sorun yaratmazken akciğerlerini kullanamayan anne karnındaki bir bebek için hayati tehlike yaratabilir. Öte yandan hamilelikte hareket yeteneğinin azalması, solunum fonksiyonlarının olumsuz etkilenmesi gibi nedenler de gebelik sırasında tüplü dalış yapılmasının karşısında e ngel oluşturur. Benzer şekilde yaşanan basınç değişiklikleri de gebelik üzerinde olumsuz etki yaratabilmektedir. Su kayağı, jet-ski gibi yaz sporları da hamile kadınların kaçınması gereken aktivitelerdendir.

Hamile kadınların direkt güneş altında kalmaları önerilmez. Mutlaka gölgede ve tercihan üzerilerinde t-shirt ile dinlenmeleri daha uygundur. Yüksek koruma faktörlü kremler kullanılmalıdır.Yaz aylarında ve özellikle plajda su kaybı her zamankinden fazla olacağından sıvı alımına azami dikkat göstermek gereklidir.

Hamilelik seyahat etmeye engel bir durum değildir. Herhangi bir komplikasyon yoksa ve doktorunuz aksini belirtmedikçe her türlü ulaşım aracıyla seyahat edebilirsiniz. Hamilelik sırasında da uçak yolculuğu oldukça güvenlidir. Ancak seyahat edilecek uçağın kabin basıncı ayarlı olması gereklidir. Günümüzdeki hemen hemen tüm sivil uçaklarda kabin basıncı ayarlıdır. Hamilelik sırasında araba, otobüs, uçak ya da trenle seyahat ederken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar vardır. Harhangi bir yerde uzun süre oturmak bacaklardaki kan dolaşımını etkiler ve ayak ile bileklerde şişmelere neden olabilir. Bu nedenle her türlü yolculukta her 1.5-2 saatte bir mola vererek hafif yürüyüş yapılmalı ve kan dolaşımınızı uyarılmalıdır. Bu kısa yürüyüşler sırasında bacaklara germe egzersizleri de yaptırılmalıdır. Yolculuk sırasında otururken de bazı germe hareketleri yaparak uzun süreli oturmanın olumsuz etkilerini azaltılabilir.
Bunun için oturur pozisyondayken bacaklarınızı iyice ileriye doğru uzatın, topuklarınız merkez olacak şekilde ayağınızı yavaşça kendinize doğru kuvvetice çekerek baldır kaslarınızı gerin. Daha sonra ayak bileklerinizi sağa sola çevirin ve parmaklarınızı açıp kapatın.

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:50
Her yenidoğan bebekte sarılık tehlikeli olabilir. Bazı risk faktörleri taşıyan bebeklerde sarılık tehlikeli olabilir. Yenidoğan servislerinde her yeni doğan bebeğin sarılık yönünden risklerinin araştırılıp gereken tedavilerin uygulanması gerekir.

Sarılık, vücutta bilirubin denilen sarı maddenin artması sonucu cildin ve gözün beyaz kısımlarının boyanmasıdır. Kanda bilirubin seviyesinin yükselmesiyle, vücut kademeli olarak baştan ayaklara doğru boyanır. Eğer bebeğin cildindeki sarılık göbek hizasını geçmişse, kandaki bilirubin düzeyine bakmak gerekir.

Bilirubin değerleri her bebek için farklı değerlendirilir. Bebeğin doğum haftası, kilosu, beslenme şekli, doğum sonrası kaç saatlik olduğu göz önünde bulundurulur. Sarılığın ilerlememesi için bebeğin iyi beslenmesi, bol dışkı ve idrar yapması şarttır. Anne-bebek arasındaki kan gurubu ilişkisini de mutlaka gözden geçirmek gerekir.

Yenidoğan döneminde çeşitli nedenlerle sarılık gelişebilir. En sık görülen fizyolojik (normal) sarılık, bebeklerin %50'sinden fazlasında ortaya çıkar. Sarılık 3. günden sonra başlar ve 2-3 hafta sürebilir. Diğer nedenler arasında yeterli beslenememe, anne sütü sarılığı ve kan uyuşmazlığı sayılabilir.

Sarılık artışını önlemek için sık emziriniz. Saat başı, 1-2 saatte bir... Bebeği 4 saatten fazla uyutmamalı, takviye gerekiyorsa şekerli su kullanılmamalı, doktorun uygun gördüğü bir mama verilmelidir.

Sarılığın tedavisi kolay ve mümkündür. Fototerapi en sık kullanılan tedavidir. Fototerapi cilde devamlı ışık sağlayan basit bir işlemdir. ışığın, gözün retina tabakasını yormaması için işlem sırasında bebeğin gözü bantlanır. Sarılık seviyesi hızla artış göstermiyorsa fototerapi sırasında annenin emzirmesine izin verilir.

Hastaneden taburcu olmadan her bebeğin sarılık seviyesine bakılır. Normalden fazla bulunursa fototerapiye alınır. Fototerapi sonrası tekrar yükselme olabilir. Bunun da kontrol edilmesi gerekir. Evde bebeğin rengi gittikçe sararırsa, bekletmeden sarılık seviyesine tekrar bakılmalıdır.

Sarılıkla ilgili şu durumlarda Doktorunuzu arayabilirsiniz :

Bebeğin rengi koyu sarı veya portakal rengine dönüşürse,
ilk haftalarda günde 1-2 kere dışkı yaparsa,
Günde sadece 3-4 kere idrar yaparsa,
Size göre sütünüz azsa, bebek aç, emzirme sonrası ağlıyorsa,
İlk ayın sonunda hala sarı ise

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:51
Content visible to registered users only.

Sünnet penis başını çevreleyen derinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Yenidoğan sünneti "çan yöntemi" ile dikişsiz olarak, güvenle yapılabilmektedir.

Sünnetin faydaları, yapılan araştırmalarda tıbben zorunlu bir işlem olmamakla beraber gösterilmiştir. Sünnet ilk bir yaşta daha sık görülen idrar yolları enfeksiyonunu 10 kat azaltmaktadır. Hijyen daha kolay sağlanır ve penis ön derisinin yapışıklıkları önlenmiş olur. Penis kanseri ve AIDS gibi cinsel yolla bulaşan hastalıkların da riski azalmaktadır.

Sünnetin komplikasyonları enderdir. Yara yerinde kanama, enfeksiyon, derinin az kesilmesi ve hatalı iyileşme gibi sorunlar görülebilir.

Sünnet ağrılı bir işlemdir. Bu nedenle sünnetten yaklaşık bir saat önce penis başına EMLA denilen ağrı kesici bir krem sürülür.

Sünnet sonrası bakımı oldukça kolaydır. Sünnet işleminden iki üç saat sonra evinize gidebilirsiniz. Sünnet sonrasında antibiyotikli bir krem günde üç kez penis etrafına sürülür ve gazlı bezle kapatılır. Yara 1 hafta içinde iyileşir. Penis başında sarımsı bir akıntı ya da tabaka görülmesi normaldir, ancak bir haftadan uzun sürmemelidir.

Sünnet kararı alırsanız, çocuk doktorunuza haber veriniz. Bebeğin kanama yönünden riski olmadığını kanıtlamak için kan örneği alınacaktır. Eğer yapılacaksa, ilk bir ay içinde sünnet yapılmalıdır.

Lütfen bu durumlarda doktorunuza haber verin :

- İşlem sonrası 8 saat içinde idrar yapamama veya damla damla yapma,
- Penis başının mor veya siyahımsı renk alması,
- Devam eden kanama,
- Ateşlenme veya halsizlik

Qül Qoncesi
10-27-2009, 21:53
Anne,Bebek,bebek bakımı,Gebelik ve Anne bebek sağlığı hakkında herşeyi Sitemizde bu başlık altında bilgi edinebilirsiniz.Acami annelere özel :).İyi Forumlar ...

Hêvîda
04-26-2010, 10:53
Hec yorulmadın mı Emekciler gözeli Analar seviner bunu görende sagol paylaımüçün

Besteloji
04-27-2010, 10:19
Benim oglanin sünnetinde ne aglamistim kurbanlik kinali kuzu gibiydi kiyamam

Besteloji
05-23-2010, 16:46
Lazim olan bilgiler her anne adayi icin ..

Aysar Beliz
02-01-2014, 18:37
Content visible to registered users only.

"Bütün güzellikler sende
Aşk, aşk bendedir."